NE ÇEŞİT TARİKATLAR
Var mıdır? Vardır.
Ya, Müslüman olmayanlar? Onlar da vardır.
Yani başka dinlerin tarikatlarını mı kastediyoruz? Hem evet hem hayır.
Nasıl yani?
Ehl-i Kitap olan Yahudi ve Hrıstiyanların tarikatları olduğu gibi, Kitapsız dinlerin de tarikatları vardır.
Daha kapsamlı bir ifadeyle söylersek: Tarikatsız din yoktur. Bütün putperest dinlerin bile tarikatları vardır.
Semavi dinleri peygamberler tesis eder, tarikatlarını o dinin bilen/bilmeyen inananları ihdas ederler.
Beşeri izm ve dinleri ise insanlar tesis eder, onların tarikatlarını da yine insanlar ihdas ederler.
Peki, ya İslam dini?
Evet, İslam dini de Muhammed aleyhisselam'ın 23 senede Allah'ın vahyi ile tesis ettiği hak dindir. O hayattayken bir tarikat olamayacağı gibi, O'nun vefatından sonra da sahabe zamanında bir tarikat olmamıştır.
Sahabeyi gören, sahabeden sonraki nesil de bir tarikat ihdas ve icad etmemiştir.
Bu dönemlerde 'hadis' derleme faaliyetleri sürerken bir yandan da Ebu Hanife gibi, İmam Mâlik ve İmam Şafii gibi fıkıh alanında ümmeti aydınlatan büyük âlimler yetişmiştir. Onlar zamanında da tarikat ihdas ve icad edilmemiştir.
Yani Ebu Hanife tarikat diye bir şey bilmemektedir.
İmam Mâlik, tarikat diye bir şey bilmemektedir.
İmam Şafii ve İmam Ahmed bin Hanbel bile tarikatsızdır.
İnanabiliyor musunuz İmam Buhari, İmam Müslim ve bütün Kütüb-ü Sitte'nin Hadis İmamları tarikatsızdır.
Bilin bakalım nereye geldik? Rasulullah (s)'tan 250 sene sonraya geldik. Tarikat-marikat yok.
Bu dönem fetihlerin çoğaldığı, malın ve dünya hırsının arttığı, mülkün ve saltanatın taliplerinin çok olduğu bu uğurda savaşların yapıldığı ve insanların ahiretlik olmayı unutup dünyalık olduğu zamanlar artık.
Dünyalık olmamanın fakirlerin vazgeçilmezi olduğu malumdur. Makam, mevki ve mal sahiplerine erişilemediği böyle dönemlerde, birtakım insanlar uzlete çekilirler. Bunlar içerisinde tüm çabalarına rağmen dünyalığı elde edememiş ve artık çabalamaktan bıkmış olanlar da vardır. Bunlar içerisinde hükümetle geçinemeyip, aranan, bu sebeple saklanan Müslümanlar da vardır. Böylelerin de dünyalık olma imkânı ellerinden alınmış olmaktadır. Belki de bir kısmı bunu göze alarak hükümete karşı suç işlemişlerdir. İşte bu insanlar uzlet halinde, toplumdan uzak, günahtan uzak, dünyevi imkânlardan uzak olunca/olup kendilerini dindarlığa vermişlerdir.
Efendim, diyeceksiniz ki: sahabe de bu gibi hükümetlerden sıkıntı gördü, hemen tarikatçı mı oldu? Hayır olmadı ama mesela Ebu Zerr (r.a.) böyle bir durumda uzlet halindeydi.
Efendim Ebu Hanife, Ahmed bin Hanbel de hükümetle başı belalıydı, hemen tarikatçı mı oldu? Hayır, olmadı ama onlar da zorunlu hapishane ile uzlete mahkum oldular.
Peki, mahpushaneden çıkınca tarikat mı kurdular. Hayır, böyle bir şey olmadı. Onlar İslam dininde tarikat diye bir şeyi hiç duymadılar.
Eee, nasıl oldu o zaman?
Anlatıyorum ya! Dünyalık imkanların ipini koparıp gittiği bu zamanlarda bazı insanlar kendilerini bu akıntıya kaptırmamak için dindarlığı seçtiler. İbadet ile takva ehli olmaya, güzel ahlaklı, insanlara faydalı, vefalı, az ile geçinen, kalbinden dünya sevgisini çıkarıp onun yerine cenneti ve Allah'ın rızasını koyan insan olma yolunu seçtiler.
Bu insanların halleri, dünya selinin önüne kattığı insanların gözüne öyle ilginç göründü ki deme gitsin! Bu gibi insanları ziyaret edip dualarını almak, nasihatlerini dinlemek ganimet oldu.
Yıllar yılları kovalayadursun bu gibi abid kimseler çok olduğundan her birinin ziyaretçileri falancalardan diye anılır oldu. Bu hareketler masumdu; hükümet aleyhtarı olmadıkça yönetim nezdinde de masumdu hatta dünya işlerine burunlarını sokmuyor olmaları hükümet nezdinde pek de makbul idi.
İnsanoğlu ne zaman ki bu abid kimseleri cennetin kâhyası kabul eder oldu, onu razı ederse cennete gireceğini sanır oldu, bu faaliyet masumiyetini yitirdi ve din değişmeye başladı. Cennet kâhyası olmak bir meslek haline geldi; müşteri çoğaltmak için vaatler artırıldı ve gitgide daha neler neler oldu. Bu kâhyalar Allah ile kul arasında aracı sayılmaya başlandı; el açıp isterken direkt Allah’tan istemek ayıp oldu önce kâhya efendiden istendi o duayı Allah’a götürecekti; götürdü mü götürmedi mi sütüne vicdanına! Daha ileri girip doğrudan kâhyadan istense de olurmuş dendi onu da kabul etti millet… Daha da sonraları kâhyaların ölüsünden bile yardım istenilmeye başlandı. Tevhid dini İslam, sizlere ömür; Allah’ın tevhid edilmesini unutup her bir tarikatın kendi kâhyasını tevhîd ettiği bir ucûbe peydâh oldu da nesiller boyu sürüp gitti. Daha anlatmamı ister misiniz?



