İki Secde Arası Muhasebe
Heybetli iddialarım, bombalanan şehirlerle gitti gümbürtüye.
Süleyman’ın tahtına bırakılan ceset ben miyim, yoksa…
Bulutlarda yüklü sulardan gelecek vadeli yağmurlarım vardı,
Bir aç çocuğun yüzünde yuvarlanan gözyaşıyla
Hasadım, harmanım sel olup gitti.
Hep peşin aldık musibetleri,
Veresiye gitti intikamlarım.
Kaçırdı huzurumu adaleti görememek,
Kalleşliğin, alçaklığın tefini dürememek.
Elini kolunu sallayıp zulüm böyle gezecek,
Korkaklığın ismine tahammül mü denecek?
İmanıma bir yüce makam vehmederdim;
Bir âcizin “Allah” nidasıyla dolunca kalbim,
Saltanatım yıkıldı, sultanlık bitti.
Ciltler dolusu kitap değil,
Kalpler dolusu iman haykırdı adam.
Parçalanmış bebeğini kucağında taşıyan kadın
“hamdillah, hamdillah” diyordu.
Kolu yok, bacağı yok;
Yahut yüzleri, bedenleri yanmış,
Yerde ceset parçalarını toplayan
Aziz, canlı imanlar gördüm.
İmanın tanımı kitaplarda değilmiş,
'Salih amel'in imanın neresinde olduğu
Onlardan öğrenilecekmiş.
Aklıma hikmet, gönlüme basiret, dilime fesahat konsun isterken,
Alnımın tam ortasına çaresizlik yazıldı.
Zillete mahkûmiyetin adı sabır olup da
“Biz ne edelim, büyükler bilir” olunca iş…
Yüce dağdan kopan kum tanesi gibi
Yuvarlandım, düştüm.
Harıl harıl çalışan karıncalar üzerimden geçerken,
Ben, aczime yaraşır cüssem ile tanıştım.
Çaresizliğin;
Aklı âciz, gönlü ağlak, elleri güçsüz, dili lâl olmuş
Heykeli oldum.
Vicdan muhasebecisi
Tüm defterleri başıma fırlatıp çekip gitti.
Nefsimin fücûru bile takvasıyla barıştı.
Delilik bir menzil,
Akıl menzilden öte.
Mecnun olmak bu mudur,
Mecnun aklı ne bile?
Hani niyet, irade?
Hani müsbet kararlar?
Hani imdada yetişen el,
Hani cihad-ı ekber?



