İrfan SETENCİ

İrfan SETENCİ

İrfan SETENCİ

Kaliteli Mümin Olacak Genç

28 Mart 2021 - 00:31 - Güncelleme: 28 Mart 2021 - 00:40

Kaliteli Mümin Olacak Genç


         Ulu bir çınarın gençliğini düşün. Kim bilir ne rüzgârlar, fırtınalar, ne düşüncesiz hayvanlar ve yaramaz çocuklar, ona zarar vermek istemiştir?
         O, bir zamanlar minicik fidandı, doğruldu, gürleşti, ağaç oldu; bir irade, bir güç onu şerlerden ve zararlılardan korudu. Allah (azze ve celle) yaşaması için ömür verdi, olgun yaşına geldi; artık ulu bir çınar oldu ve tüm heybetiyle etrafa kol kanat gerdi.
Genç adam! Sen şimdi o fidanın ağaç olmaya yüz tuttuğu, kötülüklere direncin ve sabrın zafer kazandırdığı, zor günlere geldin.
         Tertemiz bir sayfanın başındasın. Temiz gençlik elbiseni giyinmişsin. Çocuklukta yapılan hataların artık sana yakışmayacağının farkındasın. Büyüklerin, senin nasıl bir adam olacağını şu genç yaşında gözlemleyip anlamaya koyuldular.
Sana düşen ilk iş temiz kalmak, iffetinle, edep ve ahlâkınla iftihar etmek, asla iffetsiz arkadaşlar tutmamaktır. Kötü alışkanlıkları olan, ağzı bozuk kimselerin hiçbir güzel tarafı, kötü ve çirkin hallerine katlanmak için geçerli sebep olamaz. Onlarla beraber olmak, çöplüklerde dolaşıp elbiseni temiz tutmaya çalışmak gibi zor bir iştir. Elbisen kirlenmeye başladıktan sonra ise daha fazla kirlenmesini de, umursamadığını görürsün. Daha sonra hızla açılan ömür sayfalarının birbiri ardına kirlenip gittiğini gördüğünde pişmanlıklar sarar içini. Kendi vicdanında boynun bükük, çevrene karşı alnın yerde, Allah katında bir günahkâr olarak hayatın neşesini kaybedersin. Allah sizi bunlardan korusun, karşınıza hayırlı insanlar çıkarsın, size hayrı kolaylaştırsın.
         İyi insanlarla beraber olmak, kutlu davalar peşinde koşmak, yüce idealler uğrunda emek sarf etmek ise kaliteli mümin gençlerin işidir. İşte sen tam da 'bu' olmalısın.
Kaliteli mümin, temiz olan suyu kaynağından alır gibi bilginin temizini kaynağından alır.
En kıymetli ilim, Allah'ın insanlığa vahyi Kur'an-ı Kerim ve onu hayata uyarlayan peygamberimizin sünnetidir. Kıymetli âlimlerimizin izah ve tembihatı ile beraber bunlar bizim rehberimizdir.
Kaliteli mümin genç, dinini öğrenirken hayatını en güzel şekilde devam ettireceği iş hayatına yönelik planlarını da yapar ve titizlikle uygular asla tembellik etmez. İster devlet memuru, esnaf, işçi ister zanaatkâr yahut sanat erbabı olsun seçtiği mesleğini hakkıyla yerine getirir.     İnsanlara faydalı olmaktan geri durmaz. Birçok vazife de diğer vazifeleri terk ettirecek kıymete sahip değildir. Her iş ahenginde yürüyüp gitmelidir.
         Kaliteli mümin gençler basiretlidir. Ucuz bir hayatın esiri olmaz, o ucuz hayatları tekmeleriyle savuştururlar. Çağın vebası tv. ve internet ahlâksızlıklarına bulaşmaz, teknolojiyi insanlığımıza mikrop bulaştırmayacak mesafeden kullanırlar.
Sigara, içki gibi kötü alışkanlıkları asla denemez, bunları kullanan arkadaşlarını düzeltemiyorlarsa mesafeli davranırlar ki kendilerini korusunlar. Bir tek kötü alışkanlık dahi edinmemek gerekir. Her bir kötülük bir yenisine yer hazırlar.
         Kaliteli mümin gençler firasetlidir. Kapitalist düzenin teşvik ettiği israf hayatına alışmaz, israfıyla müsriflere övünmek yerine kanaatkârlığıyla peygamberlerin yolunu tutar, güzel örnek olur. Kendini muhtaç duruma düşürmeden, çalışıp maişetini kazanarak imkan nispetinde cömert kul olur böylece de Rabbinin rızasına erer.
         Akıllı, basiretli, firasetli kaliteli mümin gençler, 'günahkâr sanatçıları taklit' bataklığına düşmezler, Allah'ın hoşlanmadığı hiçbir işten hoşlanmazlar. Dövmelerle, küpelerle, halkalarla Allah'ın yarattığını bozmaya çalışmazlar. Giyimiyle kuşamıyla tek kelimeyle 'edepli insan' olurlar.
İnsan onurunu korumanın en büyük insaniyet ve kaliteli davranış olduğunu bilerek tercihini bu yönde yapan akıllı genç, -günahkâr topluma karşı- bir düşüklük kompleksi yaşamak şöyle dursun, akranlarından üstün olduğunun farkına varır.
         "…Ortada ne kadar hastalık varsa tedavisinin ve ne kadar cennet hayali varsa hakikatinin İslâm'da olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna,  İslâm âlemine, bütün insanlığa numunelik teşkil edecek bir gençlik...
"Kim var?" diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan, fert fert "ben varım!" cevabını verici, her ferdi "benim olmadığım yerde kimse yoktur!" duygusuna sahip bir dava ahlâkını pırıldatıcı bir gençlik...
Can taşıma liyakatini, canların canı uğurunda can vermeyi cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nispette strateji ve taktik sahibi bir gençlik...[1]

Üstad Necip Fazıl'ın Gençliğe hitabesini okuyunuz derim.[i]
 
KALİTELİ MÜMİN KİTABIMDAN
[1] Kısakürek Necip Fazıl, Gençliğe Hitabe
 
[i] (s. 23) Necip Fazıl Kısakürek merhumun "Gençliğe Hitabe'si"
''Zaman bendedir ve mekân bana emanettir!'' şuurunda bir gençlik...
Devlet ve milletinin büyük çapa ermiş yedi asırlık hayatında; ilk iki buçuk asrını aşk, vecd, fetih ve hâkimiyetle süsleyici; üç asrını kaba softa ve ham yobaz elinde kenetleyici; son bir asrını, Allah'ın Kur'an'ında ''belhüm adal'' dediği hayvandan aşağı taklitçilere kaptırıcı; en son yarım asrını da işgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, Türkü madde planında kurtardıktan sonra, ruh planında helak edici tam dört devre bulunduğunu gören... Bu devreleri yükseltici aşk, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi...  Beşinci devrenin kapısı önünde dimdik bekleyen bir gençlik...
Gökleri çökertecek ve yeni kurbağa diliyle bütün dikeyleri yatay hale getirecek bir nida  kopararak ''Mukaddes emaneti ne yaptınız?'' diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik...
Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, öcünün davacısı bir gençlik...
Halka değil Hakk'a inanan, meclisinin duvarında 'Hakimiyet Hakk'ındır' düsturuna hasret çeken, gerçek adaleti bu inanışta ve halis hürriyeti Hakk'a kölelikte bulan bir gençlik...
Emekçiye "Benim sana acıdığım ve yardımcı olduğum kadar sen kendine acıyamaz ve yardımcı olamazsın! Ama sen de, zulüm gördüğün iddiasıyla, kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta başıboş bırakılamazsın!", kapitaliste ise "Allah buyruğunu ve Resul ölçüsünü kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça, serbest nefes bile alamazsın!" ihtarını edecek...   Kökü ezelde ve dalı ebedde bir sistemin, aşkına, vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfânına, idrakine sahip bir gençlik...        
Bir buçuk asırdır yanıp kavrulan, bunca keşfine ve oyuncağına rağmen buhranını yenemeyen ve kurtuluşunu arayan Batı adamının bulamadığını, Türk'ün de yine bir buçuk asırdır işte bu hasta Batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını çözecek ve her sistemde mezhep, ortada ne kadar hastalık varsa tedavisinin ve ne kadar cennet hayali varsa hakikatinin İslâm'da olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna,  İslâm âlemine, bütün insanlığa numunelik teşkil edecek bir gençlik...
"Kim var?" diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan, fert fert "ben varım!" cevabını verici, her ferdi "benim olmadığım yerde kimse yoktur!" duygusuna sahip bir dava ahlâkını pırıldatıcı bir gençlik...
Can taşıma liyakatini, canların canı uğurunda can vermeyi cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nispette strateji ve taktik sahibi bir gençlik...
Büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle, zifiri karanlıkta, 'ak sütün içindeki ak kılı fark edecek kadar gözü keskin' bir gençlik...
Bugün komik üniversitesi, hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı, çıkartma kağıdı şehri, muzahrafat kanalı sokağı, fuhş albümü gazetesi, şaşkına dönmüş ailesi ve daha nesi ve nesi, hâsılı, güya kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldığı zehirli tesiri üzerinden silkip atabilecek, kendi öz talim ve terbiyesine, telkin ve tenmiyesine memur vasıtalara kadar nefsini koruyabilecek, tek başına onlara karşı durabilecek ve çetinler çetini bu işin destanlık savaşını kazanabilecek bir gençlik...
Annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa, gelmiş ve geçmiş bütün eski nesillerden hiçbirini beğenmeyen, onlara "siz güneşi ceketinizin astarı içinde kaybetmiş marka Müslümanlarısınız!
Gerçek Müslüman olsaydınız bu hallerden hiçbiri başınıza gelmezdi!" diyecek ve gerçek Müslümanlığın "ne idüğünü ve "nasılını gösterecek bir gençlik...
Tek cümleyle, Allah'ın 'usvetün hasene' (en güzel numune) olarak yarattığı peygamberinin,* âlemleri manto gibi bürüyen eteğine tutunacak, O'ndan başka hiçbir tutamak, dayanak, sığınak, barınak tanımayacak ve O'nun düşmanlarını ancak kubur farelerine denk muameleye layık görecek bir gençlik...
Bu gençliği  karşımda görüyorum. Maya tutması için otuz  küsur yıldır; devrimbaz  komadanların viski çektiği kamıştan  borularla  ciğerimden  kalemime kan  çekerek  yırtındığım, kıvrandığım ve zindanlarda çürüdüğüm bu gençlik karşısında, uykusuz,  susuz, ekmeksiz, başımı secdeye mıhlayıp, bir ömür Allah'a hamd etme makamındayım.
Genç adam!  Bundan böyle  senden beklediğim, manevî   babanın  tabutunu (kendisini kastediyor) musalla taşına, Anadolu  kıtası büyüklüğündeki dava taşını da gediğine koymandır.
Surda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes! Ey kahbe rüzgar, artık ne yandan esersen es!.. Allah'ın selâmı üzerine olsun! (Necip Fazıl Kısakürek, Gençliğe Hitabe)
*Bu cümle tarafımızca değiştirilmiştir. Aslı, meşhur mevzu bir habere benzetilmiş şu cümledir: "Allah'ın kainatı yüzü suyu hürmetine yarattığı Sevgilisinin…" O meşhur mevzu (uydurma) haber ise Levlâke hadisi diye bilinen "sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım"cümlesidir. Bu uydurma sözün meşhur olması bir muhaddis olmayan büyük şairimizin de repertuarında bulunmasına yol açmıştır. Biz kendisini bu ifadesinden dolayı muaheze etmiyoruz lakin 'hakkın hatırı her şeyden üstündür' düsturunca okuyucuya beyan etmiş bulunuyoruz.
 

Bu yazı 1427 defa okunmuştur.