kayseri.net.tr
İrfan SETENCİ

İrfan SETENCİ

İrfan SETENCİ

ALLAH'TAN BAŞKA ŞEYLERE TEVEKKÜL - 1 - MUSKA / NAZARLIK / CEVŞEN TAKMANIN EFSUN VE RUKYENİN HÜKMÜ

09 Kasım 2021 - 12:45 - Güncelleme: 09 Kasım 2021 - 13:50

TEVEKKÜL: Lugatta işi başkasına ısmarlamak, vekil tayin etmek manasına olan tevekkülün dini ıstılahta manası; sebeplere yapıştıktan sonra neticesini Allah’a bırakmak O’na güvenmek ve Allah’tan gelene razı olmak şeklinde, kalbin teslimiyetidir.

 İnsan acziyeti gereği gücünün yetmediği şeylerden korkar. Şeytan da insanı Allah’tan başkasına tevekkül ettirme ve cehenneme sokma gayretindedir. Korkan her varlık bir sığınak veya sığınılacak bir güç arar. Rabbiyle tanışamamış insan da elbette Rabbinden başka sığınılacak güçler aramaktadır. Aranılanı bulmada yol göstericiler bulunur, fakat yanlış yolu gösterenlerin kılavuzluğunda yollar karışır. Korkulan şeye güç yetirememenin birinci sebebi, kendisine zararı dokunacağını sandığı düşmanı tanımamaktır. Bu sebeple ondan nasıl korunacağını da bilemez. Yani korkunun ve Allah’tan başkasına tevekkül etmenin kaynağı bilgisizliktir. Bu sebeple çocukların veya büyüklerin üzerlerine takılan muska, cevşen, iğde dalı, üzerlik otu, çörek otu veya arabalara, evlere vs. takılan nazar boncuğu, at nalı, öküz kafası, kurşun dökme veya kurşun asma gibi cahiliye âdeti ve inanışı olan ve bilgisizlikle devam edegelen bu işlerin, İslam’dan önceye dayandığını ve Rasulullah(sallallahu aleyhi ve sellem)‘ın bu tür çarelerden hak olarak bahsetmediğini bilmek gerekir.
Allah tevekkülün yalnız kendisine has kılınmasını emretmiş, güvenilip dayanılacak, kollayan ve gözeten Rab olarak kendisine hiçbir şeyin ortak edinilmemesini istemiştir.
Yaşayan bir insanın himmet edeceğine, dilediği kimseleri ve kendisine tevekkül edip sığınanları, manevi koruması altına alıp koruyacağına, onlara gelecek zararı def edeceğine, dilediğine fayda vereceğine inanmak şirktir.
Diri için mümkün olmayan bu durum ölü için de imkânsızdır. Bu tür inanışların hiçbir sahih dayanağı yoktur. Kalbin Allah'tan başka kişi veya nesnelere tevekkül etmesini Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şirk olarak isimlendirmiştir.
Bundan sonra tevekkül edilen nesnelerin ne tür inançlarla kullanıldığına ve bunlara karşı İslam’ın alternatifine bakalım.

NAZAR

Nazar (insanın insana, hayvana veya eşyaya hasetle bakması neticesinde onun zarar görmesi) haktır.[1] Allah Kur’anda ve nebimiz hadislerinde onun varlığını bize haber vermiştir.
O inkâr edenler Zikri (Kur'an'ı) işittikleri zaman, neredeyse seni gözleriyle devireceklerdi. Hâla da (kin ve hasetlerinden) "Hiç şüphe yok o bir delidir" derler.[2]  
Nazar için ip bağlamak, boncuk takmak şirktir.[3] Çünkü kul Rabbine değil taktığına tevekkül etmekte ona gönlünü bağlamaktadır. Oysa ondan Allah’a tevekkül etmesi istenmiştir.
Çaresi;
 Nazarı dokunan kimselerden uzak olmak.

Nazarın dokunacağı zannedilen bir durumda “Maşâallah lâ havle ve lâ quvvete illâ billah” demek.
Nazar dokunduktan sonra ise şifa dileyerek Allah’a dua etmek, duadan önce Allah’ı hamd ile tesbih etmek, örneğin ihlâs suresini okumakla tevhidi ikrar etmek ve her türlü şerden Allah’a sığınmayı öğreten Felak ve Nâs surelerini okumak.[4]

VESVESE

 Vesvese ve evham insanın şüpheci, tereddütlü, aslı olmayan ihtimaller ile kalbinin bocalaması halidir. Bu hal şeytanın insanla uğraşmasından ve insanın da bilgisizliği ile ona boyun eğmesinden kaynaklanır.
Çaresi;
Kul vesvese
 duyduğu zaman, ihtimallerden birini tercih edip, her zaman aldandığı ihtimali terk etmeyi öğrenmelidir. Birçok örnek arasından birini zikredelim. Örneğin; abdestim var mı yok mu diye vesvese ile tereddüt ettiğinde, eğer abdestini bozduğunu hatırlamıyorsa abdestim var demeli, ihtiyat zannedip yeniden abdest almamalıdır. Çünkü şeytan abdestten bıktırarak namazı terk ettirmek ister.

Helâya girerken “Allahümme inni eûzü bike mine’l hubsi ve’l habâis” demelidir ki kendisine şeytanlar ilişmesin.
Vesvese
 duyduğunda Eûzü billahi mineş-şeytanirracim demelidir.


Bu durum geçinceye kadar yaptığı işleri dikkatli yapmalı, unutmamaya çalışmalı ve hisleriyle değil aklı ile hareket etmelidir.

Her farz namazın peşinden Ayete'l Kürsî, ihlas Felak ve Nâs surelerini okumalıdır.

Namazda kendisine bir vesvese geliyorsa, örneğin; abdestim bozuldu zannediyorsa bir ses veya koku işitmedikçe namazına devam etmeli, namazını kaç rekât kıldığını sürekli şaşırıyorsa; namazda iken sol tarafına başını çevirip üç defa tükürmeli ve Eûzü billahi mineş-şeytanirracim demelidir. Bu çare Peygamberin yazdığı reçetedir, ashabı yapmış ve şifa bulmuşlardır.

SiHİR VE BÜYÜ

 Sihir ve büyü de Kur’anda ve sahih hadislerde geçen ve Allah’ın şiddetle yasakladığı büyük günahlardandır. İnsanların çeşitli maksatlarla günahını umursamayıp uğraştığı büyü ve sihir hem şirk, hem de küfürdür ki onu yapanı da yaptıranı da cehennemliklerden kılar.

CİNCİ HOCALAR

İşleri rast gitmeyen, evlenmesi geciken, huzursuz olan kimseler cahillikleri sebebiyle kendilerinde büyü olduğu vehmine kapılırlar ki bu da şeytanın vesveselerindendir. Bu durumda derhal, hoca diye dinini terk etmiş cinci zındıklara başvurmaya yol ararlar.
Allah, onların hepsini bir araya topladığı gün, "Ey cinler (şeytanlar) topluluğu! Siz insanlarla çok uğraştınız" der. Onların, insanlardan olan dostları ise: "Ey Rabbimiz! (Biz) birbirimizden yararlandık ve bize verdiğin sürenin sonuna ulaştık" derler. Allah da buyurur ki: Allah'ın dilediği hariç, içinde ebedî kalacağınız yer ateştir. Şüphesiz Rabbin hikmet sahibidir, bilendir.[5]

İşte böylece işledikleri günahlardan ötürü zalimlerin bir kısmını diğer bir kısmının peşine takarız.[6]
Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size âyetlerimi anlatan ve bu günle karşılaşacağınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi! Derler ki: "Kendi aleyhimize şahitlik ederiz." Dünya hayatı onları aldattı ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ettiler.[7]
Gerçek şu ki: Halkı habersizken, Rabbin haksızlık ile ülkeleri helâk edici değildir.[8]
 Birtakım marifetlerini duydukları bu istismarcı büyücüler, her müşteriye sende büyü var demekle para kazanmaktadır. Onları yakından tanıyanlar iyi bilir ki onlar dindar olmadığı gibi günahtan hoşlanan kâfirlerdir. İşte bu adamların eliyle asla şifa bulunmaz. Hiçbir sıkıntı giderilmez. Onların yazdığı ayetten başka yazıları takmak şirk, ayetleri boyunda gezdirmek ise bid’attır.[9]
Büyücülere gidenler kendilerinde büyü olup olmadığını öğrenmek ve büyünün çıkarılmasını isteyerek gitmektedir. Hâlbuki her hangi bir büyü yapılmışsa bile; o büyüden kurtulmak için, onun bulunması ve saklandığı yerden çıkarılması gerekmez. Çünkü Peygamber efendimize büyü yapıldığında, büyünün atıldığı yeri bilmesine rağmen onu çıkarttırmamış buna rağmen şifa bulmuştur.[10] Çünkü şifa dua ile talep edilir ve yalnızca Allah’ın elindedir. Allah küfre ve şirke sapmadan kendisine yalvarılmasını emreder ve kullarını sınamak için sıkıntılarla imtihan eder. Şayet cinlerden yardım isteyerek büyü olup olmadığını öğrenmek veya yerini araştırmak gerekli olsaydı, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)  bunu kolaylıkla yapabilirdi fakat yapmadı. Çünkü böyle bir endişe ile yollara düşmek hastanın evhamını, bunalımını artırmaktan başka bir işe yaramaz. Rasulullah –aşağıda da geçeceği üzere- kendisine yapılan büyüden Felak ve Nâs Surelerini okumakla kurtulmuştur.
Çaresi;
Öncelikle ters giden işlerin kusurunu kendisinde aramalı ve düzelmesi için Allah’a tevekkül ile dua etmelidir.
 Kendisinde büyü
 olduğuna kesinlikle inanmamalı ve bunu telkin edenlere de kulak asmamalıdır, zira kadınların çoğu hemen şeytana aldanır ve büyücüleri onlar zengin eder.

 Kesinlikle büyücüye görünmeye gitmemeli, çünkü “sende büyü var” denilmesi başka birçok vesveseye, şüpheciliğe ve zihindeki sıkıntıların artmasına sebep olur.
Sıkıntılı kimse kendisini sorgulamalı, her şeye gücü yeten Rabbine el açmayı öğrenmelidir.
Namaz kılmayan bir insanın hem bu vesveselerden ve eğer varsa büyüden kurtulması beş vakit namazını kılmasıyla mümkündür.
Her tesbihatta Ayete’l Kürsi İhlâs Felak ve Nâs Surelenini birer defa, ihlas Felak ve Nâs Surelerini sabah ve akşam namazlarından sonra üçer defa okumalıdır.
Birilerinin verdiği kâğıtları yemekle, ıslatıp suyunu içmekle şifa bulunmaz.
Ancak takva sahibi mümin kulların Allah’a yalvarması, dua etmesi istenebilir ki müminin mümine duası makbuldür.
Dua eden kimse Kur’andan ayetler okuyup üflemekle de şifa dileyebilir.
 Mü’minler yalnız Allah’a tevekkül etsinler.[11] Ayetinin gereği olarak sıkıntıların giderilmesi ve arzuların yerine gelmesi hususunda Allah’ın gazabını celbedecek işlerden kaçınmalı, kesinlikle yatır ve türbelerden medet beklenmemeli, her şey Allah’tan istenmelidir.

EFSUN VE RUKYE NEDİR?

Efsun ve rukye haram olanı ve helal olanı olmak üzere iki kısımdır. Her ikisi de okuyup üflemekle insanı etki altına almak manalarına gelir. Bunun haram olanı büyü ve sihir yapan cincilerin uğraştığı, ayet ve dua dışında olan ve Allah’tan gayrını duaya ortak eden küfür ve şirk işleridir. Ayet ve duaları kullansalar bile bunun yanına meleklerin ismini yazarak veya Ashab-ı Kehf olan kimselerin isimlerini ve hatta köpeklerinin de ismini yazmaları yaptıkları işi batıla çeviren hususlardandır. Bunun dışında ebced ve cifr ile harf ve rakamları ve geometrik şekilleri de kullanarak yaptıkları muskalar, Yahudi büyücülerden öğrendikleri kâfirliklerdir.
Hak olan efsun ve rukyeye gelince; Kur’andan ayetler veya dualar okuyup şifa dilemektir, hastaya eliyle dokunmak ve ona üflemeye de efsun denir. Halk arasında avsunlamak diye tabir edilen bu tedavi Allah’tan şifa dilemeye muvafık olduğu sürece helal olan bir tedavi yoludur. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bu tür küfür ve şirk içermeyen okuyup üflemeye müsaade etmiş, hatta tavsiye etmiştir. Bu duaları yazıp boyuna veya duvarlara asmak asılsız işlerdendir, zira ne Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ne de onun sahabesi böyle bir şey yapmamışlardır, bilakis yasaklamışlardır.

İPLİĞE OKUYUP DÜĞÜM ATMAK

Abdullah ibn-i Mes'ud'un zevcesi Zeynep (r) dan; Şöyle demiştir :  Yaşlı bir kadın humre hastalığından rukye yapmak için bize gelirdi. Bizim uzun ayaklı bir yatağımız vardı. Abdullah gireceği vakit öksürerek ses çıkarırdı. Bir gün girdi. Kadın onun sesini işittiği vakit ondan gizlendi. Abdullah gelip yanıma oturdu ve bana dokundu. İpi buldu. Dedi ki: Bu nedir? Ben de dedim ki: Humreden dolayı benim için okunmuş rukyedir. Onu çekip kopardı ve attı. Şöyle dedi: Andolsun ki Abdullah' ın ailesi şirkten müstağni olmuştur. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) i şöyle buyururken işittim: “Şüphesiz temâim ve tivele şirktir.” Dedim ki: Ben bir gün çıktım bana falan baktı ve onun tarafındaki gözüm yaş döktü. Gözümü rukye yaptığım vakit yaş dökmesi dindi. Rukyeyi terk ettiğim vakit ise gözüm yine yaş akıttı. Abdullah dedi ki: O şeytandır. Ona itaat ettiğin vakit seni bıraktı. Ona asi olduğun vakit parmağını gözüne soktu. Eğer sen Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ’ın yaptığı gibi yapsaydın daha hayırlı ve şifa bulmaya daha layık olurdun. Gözüne suyu serpersin ve
أَذْهِبِ الْبَاسْ. رَبَّ النَّاسْ. اِشْفِ، أَنْتَ الشَّافِي. لاَشِفَاءَ إِلاَّ شِفَاؤُكَ، شِفَاءً لاَيُغَادِرُ   سَقَماً
(Ey) insanların Rabbi bu sıkıntıyı gider, şifa ver, şifa verici (Şafî) ancak sensin. Senin şifandan başka şifa yoktur. O öyle bir şifadır ki hastalık bırakmaz. Diyerek dua etmen sana yeterlidir.[12]
                                                                                          
Ruveyfia bin Sabit şöyle dedi: “Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) : “Ya Ruveyfia, her halde benden sonra hayat senin için uzun olacak. İnsanlara haber ver ki, her kim sakalına düğüm çalarsa yahut boynuna (göz değmemesi için) boncuk vs. takarsa yahut hayvan dışkısıyla veya kemikle istinca ederse, Muhammed o kimseden beridir’ buyurdu.”[13]


EY KAVMİM DİNLEYİN!
Kitabımdan Alıntı (Devam eden çalışma)
Devamı Tevekkül 2 Yazımızda
 
[1] Buhari (5766-5952)
[2] Kalem Suresi (Ayet 51)
[3] Rasulullah(sallallahu aleyhi ve sellem)  “Kim (bir fayda umarak) nazar boncuğu takarsa şirk koşmuştur” buyurmuştur. Müsned (4-156)
[4] Buhari (5764-5765-5773)
[5] En’am Sûresi (ayet 128)
[6] En’am Sûresi (ayet 129)
[7] En’am Sûresi (ayet 130)
[8] En’am Sûresi (ayet 131)
[9] Efsun (ne Kur’an ayetleri, ne de hak olmayan dua) yapmak, muska takmak ve muhabbet için okuyup üflemek şirktir. Ebu Davud (3883) İbn-i Mace (3530) İbn-i Hibban (1412) Ahmed Müsned (1/381)
[10] Müslim (43/2189)  Buhari 5785
[11] Teğabün Suresi (Ayet 13)
[12] İbni Mace (3530) Ebu Davud (3883)  Ahmed (3615)
[13] Nesei (5082) Ebu Davud (36) Ahmed (4/108)

Bu yazı 237 defa okunmuştur.