kayseri.net.tr
İrfan SETENCİ

İrfan SETENCİ

İrfan SETENCİ

ALLAH'TAN BAŞKA ŞEYLERE TEVEKKÜL -2 - UĞUR VE UĞURSUZLUK, DİLEK AĞACI VS. MUSKA, CEVŞEN NİÇİN TAKILMAZ

09 Kasım 2021 - 13:36 - Güncelleme: 09 Kasım 2021 - 18:03

UĞURSUZLUK

 Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) “Uğur da, uğursuzluk da yoktur”[1] buyurmuştur. Baykuş ötmesinden korkmak, bazı gün veya gecelerde bir şey yapmaktan veya yolculuğa çıkmaktan korkmak tamamen asılsız ve batıl inanışlardır. Allah’tan başka güç sahibi ve hayata tesir edici kudret sahibi olduğuna inanmak şirktir.[2]

DİLEK AĞACI DİLEK KAYASI DELİKLİ TAŞLAR

 Müslümanların yaşadığı bir ülkede, üstelik hepsi de müslüman olduğunu iddia ederek, ağaçların dallarına çaput veya ip bağlayanların vay haline! Onlar Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ’ın öğrettiği İslam dinini oyuncak etmiş, yalvarıp yakarması gereken Rabbini hiç tanımamış nasipsizlerdir. Eski zamanda ağaçlara ip bağlama, şu niyetle yapılırdı: Yolculuğa çıkan kimse karısından şüphe ediyorsa bir ağaca ip bağlardı da dönüşünde bakardı ki ip bağlı duruyorsa karısından emin olsun, yoksa namus iple beraber gitmiş bilsin![3] Şu cahilliğe bakın ki bu asırda da yolcular bazı ağaçlara ip bağlıyor, üstelik önceki niyetten daha da sapık bir niyetle. Çünkü öncekinde batıl inanç insanın kendisine veya başkasına zulmünü gerektirecek cahilce bir işken, bu zamanda putperestlerin yaptığı gibi ağaçtan veya taştan medet ummak, dilek tutmak var. İslam bu sapkın inançların hepsini reddetmiş ve kulun Rabbiyle tanışmasını, O’ndan başka hiçbir şeyden, hiç kimseden yardım ve medet ummamasını emretmiştir. Kalbini Allah’a değil de ağaçtaki ipe bağlayan kimse için, o ip ne aciz bir yardımcıdır.

DELİKLİ TAŞLAR

Memleketimizin birçok yerinde rastladığımız delikli taşlar, turistik ziyaret gayesiyle korunan sanat eserleri değil, -kırık dökük bile olsa- halen medet umulan veya bir kısmı unutulan taşlardır.
Onlardan bazısı, içerisinden hasta geçirilince iyileşeceğine inanılarak korunurdu. Kimi kızılcık hastalığına şifa verir diye inanılırdı, kimi bir başka hastalığa. Kayseri’nin deliklitaş mahallesinde delikli taş camiinin yanında bulunan taş bunlardan biridir.
Ayrıca içerisinden geçilince günahların bağışlanacağına inanılan ve cennete girmeyi sağlayan delikli taşlar da vardır! Hacı Bektaş’ta bulunan delikli taştan geçemeyecek kadar şişman olanların cennete girebilsin diye ite-çeke geçirildiği de malum.
İnançlarını ilkel kabilelerin inançlarından daha değersiz hale getiren bu cahilleri Allah ıslah etsin. İnsan bilmeli değil mi ki “taş ne yapsın.” Şifa vermede, şefaatçi olmada taşın bir kudreti olmadığını bilmememek ne cehalettir. “Bu taşın içinden geçin cennete gidersiniz” diyen kim olursa olsun, bu sözü söyleme selahiyetini kimden alıyor ki ona itaat edilsin! Bu tür cehaletten de Rabbimize sığınıyoruz.
Nitekim Rabbimiz bu durumu şiddetle men ettiği ayetinde şöyle buyurmaktadır:
“Cehennemin yakıtı insanlar ve taşlardır”[4]

KORKU

Çocuğun öcüden korktuğu gibi bilgisizce, cinlerden korkmak veya mezarda yatanlardan korkmak şeytanın insana telkin ettiği vesveselerdendir. Şeytan insanı bu asılsız korkularla tesiri altına alır ve kabirde yatanın ya da cinlerin zararı dokunmasın diye onları memnun etmek gerektiğine inandırır. İnsan da bu yüzden kabirleri ziyaret eder, oralarda kurbanlar keser, namazlar kılar vs. Bu davranışların şirk olduğunu aklına bile getirmeyen korkak insanlar Allah’tan korkmayı unutup ölülerden korkar ve onları memnun etmezse ölüler tarafından çarpılacağına inanırlar. Oysa ölünün hiçbir gücü ve kuvveti yoktur ister velî olsun ister kâfir olsun.  Kalpleri Allah korkusuyla titremeyen bu cahiller azabı gördüklerinde Allah’tan nasıl korkulacağını öğreneceklerdir. Cinlerden veya cincilerden korkmak da böyledir. Allah’a samimiyetle yakaran bir mü’mini Allah elbette korur ve Allah dilemedikçe hiçbir kimse zarar veya fayda vermeye güç yetiremez. Allah’tan korkmak ve ona tevekkül etmek gerekir.

HASTALIK

 Hastalıklar çeşitli olmakla birlikte, bir hastalığın iyileşmesi için muska, cevşen, veya yukarıda saydığımız ve daha saymadığımız takılardan hiçbiri takılmaz. Eğer takılırsa Allah şifayı takılan o şeye havale eder ki gücü yetiyorsa o takı şifa versin!
Çaresi;
Hasta olmamak, sıhhat ve afiyette olmak için sürekli dua edilmelidir. Nitekim Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) sabaha erdiğinde ve akşama erdiğinde üç defa şu duayı yapardı.
“Allahumme âfinî fî bedenî, Allahumme âfinî fî sem'î, Allahumme âfinî fî basarî, lâ ilahe illa ente. Allahumme innî eûzu bike minel küfr, vel fakr, ve eûzu bike min azâbil kabr, lâ ilahe illa ente.” [5]

Hasta olan bir mümin bilmeli ki bu Allah’ın bir imtihanıdır. Ayağına batan bir diken bile günahlarına keffaret olur.[6]
 Hastalığın bir tedavisi varsa bunu hekim tavsiye eder.
Hasta ilacı kullandığında bile Allah’ım bana şifa ver bu ilacı sebep kıl diye dua etmelidir. Şifayı veren ne doktor ne de ilaçtır, onlar sebeptir.[7]
Hasta olduğu halde namazını nasıl kılabiliyorsa o şekilde kılmalı ve sıhhat ve afiyet için dua etmelidir.
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ’ın öğrettiği şu duayı ısrarla okumalıdır. “Allahümme-şfi ente-şŞâfî lâ şifâe illâ şifâüke şifâen lâ yuğâdiru seqamâ.” (Allah’ım şifa ver, Şifa verici ancak Sensin, Senin şifandan başka hiçbir şifa yoktur, o öyle bir şifadır ki hastada hiçbir hastalık bırakmaz.)
Hastalıkların Kur’andan ayetler okunmasıyla da tedavi edilmesi mümkündür.[8] Hatta zehirli hayvan sokmasına karşı bile Fatiha suresini okumanın şifa olduğu bildirilmiştir.[9]
 Efsun ve rukyenin helal olanı Kur’an ayetleri okumak ve üflemekle yapılanıdır. Allah’a tevekkülden uzaklaştıracak her türlü rukye yasaktır.

MUSKA VEYA CEVŞEN NİÇİN TAKILMAZ ?

Ukkaşe bin Âmir el- Cuheni'den (radiyallahu anh) şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) 'e  bir topluluk geldi dokuzu ile bey'atleşti ve birinden el çekti. Dediler ki Ya Rasulallah dokuzu ile bey'at ettin bunu neden terk ettin ? Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şüphesiz ki onun üzerinde temime var dedi ve buna mütakiben elini sokup onu koparttı da onunla bey'atleşti, müteakiben şöyle buyurdu: Kim temime[10] takarsa kuşkusuz ki şirk koşmuştur.[11]
      Bu tür takılarla fayda celbetmek  Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’ın sünneti değildir.
Muskalar için sünnette meşru yönde bir delil olmadığı gibi muskacıların bu işi para için yaptığı herkesin malumudur. İlk zamanlar kurnazca reklâm için parasız muska yazanların veya dinini bilmeyen akılsızların bile akıbeti şeytanın oyuncağı olmak ve cahil halkın müracaatlarını istismar edip toplumu ifsad etmek olmuştur.
 Hazır satılan cevşen de basım ve dağıtımını yapan bir kesimin gelir kaynağıdır ve ticaret metaı olmuştur. Bunun dışında ise tavsiye etmelerini gerektirecek sahih bir delile dayanmamaktadır.[12]

Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) savaşa giderken Cebrail’in gelip; zırhını çıkar bunu tak! Demesi reklâm için uydurulmuş apaçık iftiradır. Üstelik bu reklâm tevhide aykırı hem de Uhud Savaşı tarihine yani vakıaya aykırı birçok yön içermektedir.
Rasulullah uhud günü iki zırhını iç içe giyerek ortaya çıktı.[13]
Yüzüne bir taş isabet etmiş, miğferini parçalamış,[14] miğferin parçaları yüzüne saplanmıştı da Ebu Ubeyde b. Cerrah dişleriyle o parçaları çıkarmıştı.[15]
Bu darbeden bir dişi de kırılmıştı.[16]
Bakınız kısaca o saatlere uzanalım:
İbn Şihab, peygamber efendimizin alnından yara açtı. Utbe ise ona dört tane taş atarak küçük sağ azı dişini kırdı ve dudağını yaraladı. İbn Kamia ise onun gözünün alt tarafını yaraladı ve peygamberimizin miğferinden birkaç halka  içeriye (yüzüne) girmesine sebep oldu. İbn Kamia kılıcını kaldırdı, rasulullah kılıcını kesemedi, dizi üzerine kapaklandı. Ubey b. Halef ise bir harbe ile ona vurmak istediyse de Rasulullah onu elinden alıp aynı harbe ile onu öldürdü… Rasulullah yaralanınca yüzünden kan akmaya başladı. Kanını silerken şöyle diyordu: “Kendilerini Allah’ın yoluna davet eden peygamberlerinin yüzünü kana boyayan bir kavim nasıl felah bulabilir.” Peygamberi korumak için beş kişi onun önünde savaştılar hepsi de şehid oldu… [17]
Şimdi cevşeni Cebrailin getirdiği doğru olsa idi rasulullah ona itaat etmedi mi ki, başında miğferin ne işi vardı? Şayet o cevşeni aldıysa o cevşen reklam sayfasında olduğu gibi onu niye korumadı; Cebrail mi gelmedi, geldi de şaka mı yaptı (hâşâ) yoksa peygamber mi ona inanmadı! (Hâşâ o Cibril-i Emin’dir.)[18] Bütün bunları soruyoruz ki bu cevşen hikayesindeki çarpıklık açığa çıksın çünkü rasulullahın başına gelen en ağır yaralanma hayatı boyunca Uhud’da aldığı darbelerle olmuştur. Sırf rasulullah değil ashabından yetmiş kişi şehid olmuş, Hamzanın ciğeri sökülmüş, Enes bin Nadr ve başka sahabilerin (müsle yapılarak) kulakları kesilmiş, gözleri oyulmuş, tanınmaz hale getirilmiştir. Rasulullaha gelen bu zırh niteliğindeki kağıt hikayesine mekan olarak Uhud değil de  Bedr seçilseydi bu kandırmaca belki biraz tutardı amma Uhud Müslümanlar için öyle bir hezimet ki bu savaşta müşriklerin ciğeri soğumuştur. Bu kağıdı Cebrail Bedirde getirdi deseler ne olurdu? O zaman da bu kağıt daha bir önem kazanır, Bedirden sonraki Uhud savaşında tüm sahabinin yanında olurdu ve gerçek olsa böyle bir hezimeti yaşamazlardı ve daha sonraki bütün savaşlarda da İslam ordusunun her neferine bu cevşen takılırdı. Gel görki bunların hiçbirisi olmadı.
İşte sağlam kaynaklardan tarihin tanıklığı cevşen reklamlarının kandırmaca olduğunu gayet açık seçik göstermiştir. Bugün insanların boyunlarına takarak fayda umduğu cevşenin gerçek bir dayanağı yoktur, bu ve benzeri takılarla kimse korunamaz, belki kendini kandırır.
Sahabe de Kur’anı okur fakat onu boyunlarında gezdirmekle fayda ummazlardı.
Bu takılar gerçekten Allah’a tevekküle manidir. Düşünün ki bunları takan bir kimse; bir sabah cevşen veya muskasını takmayı unutup evden çıkıp gitse, dışarıda onun yokluğunu hissettiğinde aniden korkuverir. İşte bu anlık his onun kalbini muskaya bağladığını ve Allah ile olan bağını zayıflattığını gösterir. Dolayısıyla bu takılar tevekküle manidir.
Cevşeni okumanın da özel bir sevabı yoktur, çünkü onun tertibinden efdal olan Kur’andır, sevap kazanmak isteyen Kur’an okumakla ve kendisine faydası olacak ilmi öğrenmekle kazansın ve sahih kaynaklarda bulunmayan uydurma işlerle uğraşmasın.
 Ümmetin kurtuluşu, dünyada ve ahirette saadeti, dinini saf membaından almasına bağlıdır. Şifa için içilmesi gereken suları şişelere doldurup boynumuza astığımızda veya evimizin bir köşesine koyduğumuzda nasıl ki şifa olmazsa okunup amel edilmesi gereken Kur'an-ı Kerim veya ondan bazı ayetleri boynunda gezdirmek de kula fayda vermez. Bu tür uygulamalar zaten tevhid peygamberlerinden hiçbirinin öğretmediği şeylerdir.
Hurafe, boncuk ve takılarla saadet arayanları ise Yüce Allah taktıkları şeylere havale eder ve asla felah bulmazlar.
 Sen ölümsüz ve daima diri olan Allah’a güvenip dayan. O’nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarından haberdar olarak o yeter.[19] 
Sen O mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan.[20]

Allah'a güven. Vekîl olarak Allah yeter.[21]

Kâfirlere ve münafıklara boyun eğme. Onların eziyetlerine aldırma. Allah'a güvenip dayan, vekîl ve destek olarak Allah yeter.[22]

Allah; O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Müminler yalnız Allah'a dayanıp güvensinler.[23]



EY KAVMİM DİNLEYİN!
Kitabımdan Alıntı (Devam eden çalışma)
Devamı Tevekkül 2 Yazımızda
 
[2] Müslim (101/2220)
[3] İslam’ın kabul veya reddettiği Halk İnançları (Yrd.Doç.Dr.Ali Çelik Beyan Yay.1995 İstanbul)
[4] Tahrim Suresi 6
[5]Hısnul Müslim sf.78 …………………….Ya Allah tüm bedenime afiyet ver, işitmeme afiyet ver, görmeme afiyet ver, Sen'den başka ilah yoktur. Ya Allah küfürden, fakirlikten sana sığınım. Kabir azabından sana sığınırım, Sen'den başka ilah yoktur.
[6] Buhari (Ter.5686/1-2) Müslim 45/2571,46/2572
[7] Buhari (5775)
[8] Buhari (5773)
[9] Buhari (5770)
[11] Ahmed (17427) arapçasından bak
[12] Sünni hadis kaynaklarında bulunmayışının yanı sıra Şii hadis külliyatının ana kaynağı durumundaki kütüb-ü erbaa’da da yer almamış olması, sadece dua mecmuaları gibi ikinci derece kaynaklarda mevcut oluşu, onun sahih bir hadis olmadığı görüşünü kuvvetlendirmektedir. (Şamil İslam Ansiklopedisi 1/390) Zaten Şia’ya mensubiyetini gizleyen ve Şia temayülü olan kimseler bu gibi mecmuaları Sünni toplumlara taşımakla böyle bid’atları yaymaktadırlar.
[13] İbn-i Kayyim El Cevziyye Zâdu’l Mead ter. 3/241 (İklim Yayınları 1989) İbnu’l Esîr İslâm Tarihi (El Kâmil Fi’t Tarih Tercümesi) 2/149-150 (Bahar Yayınları İstanbul 1985)
[14] Buhari (ter.3816) Müslim 101/1790
[15] İslam Tarihi M.Âsım Köksal 4/179
[16] İbnu’l Esîr İslâm Tarihi (El Kâmil Fi’t Tarih Tercümesi) 2/147 (Bahar Yayınları İstanbul 1985)
[17] İbnu’l Esîr İslâm Tarihi (El Kâmil Fi’t Tarih Tercümesi) 2/147 (Bahar Yayınları İstanbul 1985)  
[18] Tekvir Suresi 21
[19] Furkan Suresi (Ayet 58)
[20] Şuarâ Suresi 217
[21] Ahzab Suresi 3
[22] Ahzab Suresi 48
[23] Teğabün Suresi 13

Bu yazı 106 defa okunmuştur.