İrfan SETENCİ

İrfan SETENCİ

İrfan SETENCİ

Zekât Sadaka ve İnfak Eden Hayırlı İnsan

18 Kasım 2021 - 18:09

Zekât Sadaka ve İnfak Eden Hayırlı İnsan

Allah, Kitabımız Kur'anda İslam'ın ekonomi programını açıklamaktadır. Namaza, oruca riayet eden müminlerin bir iktisat dengesi için bu ekonomi programına da iman ve itaat etmesi en az diğer farzlar kadar önem arz etmektedir.
Kur'anda Mekki ve Medeni ayetler toplamında 250'ye yakın ayette infak ve zekât konusu geçmektedir.[1] Sırf 26 ayette zekât namazla birlikte -"namazı kılın, zekatı verin"- / namazı kılar, zekatı verirler- vb. şeklinde emredilmiş veya gelmiştir.
Sosyal bir olgu olarak fakirin gözetilmesi bu denli önemlidir. Geçmiş peygamberlerin kavimleri, Allah'ın sosyal hayata ve ekonomiye dair emirler vermesini kabul edilemez bir müdahale sayar ve inkâr ederlerdi.[2]
“Halbuki onlara, ancak dini Allah'a has kılarak, hakka yönelen kimseler olarak  O'na kulluk etmeleri, namazı kılmaları ve zekâtı vermeleri emredilmişti. İşte bu dosdoğru dindir.”[3]
Allah, malın, mülkün sahibidir; kullarına verdiği hak intifa (faydalanma) hakkıdır. Ticaret mallarının ve takıların zekâtını en az 1/40 oranında, ziraat ürünlerinin zekâtını (öşür) en az 1/10 oranında vs.[4] kusursuz bir şekilde verdiğinde kul malını temizlemiş, kullanmaya, satmaya, vakfetmeye veya miras bırakmaya hak sahibi olmuş olur. Aksi halde intifa ettiği malı fakirin hakkını da kullanmak suretiyle kirletmiş, harama bulaştırmış olacaktır.
Allah'ın size rızık olarak verdiklerinden hayra sarf ediniz, denildiğinde, kâfirler müminlere dediler ki: Allah'ın dilediği takdirde doyuracağı kimseleri biz mi doyuracağız?[5]  
Zekât gelir dağılımındaki adaletsizliği dengeler. Afrika'da çocuklar açlıktan ölürken Avrupa ve Amerika'da çocuk ve yetişkinler obeziteden yani çok yemekten ölüyorlarsa bu denge bozulmuştur. Müslümanlar bari kafirlerin haksız, umursamaz ve vicdansız gidişatına benzer yaşamayıp fakirlere sahip çıkmalı Allah'ın emrine uymalıdır.
“Zenginlerin mallarında, yardım isteyen ve iffetinden dolayı isteyemeyip mahrum olanlar için bir hak vardır.”[6] 
Zekât, komünizmi önler, zekât layığınca uygulansa kapitalizme bir başkaldırı ve isyan bayrağı olur. Zekâtını vermeyen Müslüman dünyada model olacak bir ekonomi sisteminin de önünde engel olduğunu bilmelidir. Bu ne büyük vebaldir ki Allah'ın dini Müslümanlar yüzünden yeryüzüne hâkim olamıyor, kâfirlerce beğenilmiyor ve onların dahi hidayetlerinin önünde bir engel oluveriyor.
Zekât servet düşmanlığını azaltır, fakirle zengin arasında köprü olur.
Bir büyüğüm anlatmıştı (Allah rahmet eylesin). "Eskiden mahallemizde bir zengin öldüğü zaman tüm mahalle ağıtlara oturur, öz babaları ölmüş gibi ağlarlardı çünkü o zengin, mahallelinin her sıkıntısını bilir ve giderirdi. Fakiri evlendirir, evsize ev bulur, hastayı ameliyat ettirir, işsize iş, aşsıza aş bulur, borçlunun darlığını giderirdi. Şimdi ise bir zengin öldü mü ardından küfrediyorlar çünkü zenginler sadece kendilerini düşünür oldu; fakirle karşılaşmaktan nefret ediyorlar."
Bu çağda kendimizi içinde bulduğumuz iktisadi hayatın fakirlerden habersiz zenginleşme alışkanlıkları küresel kapitalizmin farz kıldığı bir programdır. Müminler ise ya bu kapitalist programın farzlarına uyup fakirlere sırtını dönerek kapitalist tağutlardan yana olup dinlerini kaybedecek ya da İslam'ın iktisat programına uyup komşusu açken tok uyuyamayacak. Evlenemeyen fakirin velisi, borçlunun kefili, hastanın, dertlinin sahipleneni olacaklar, zekâtlarını hakkınca verecekler.
“Onların mallarından zekat al; bununla onları (günahlardan) temizlersin, onları arıtıp yüceltirsin. Ve onlar için dua et."[7]
 Fakirleri sadece açlıktan koruyacak kadar sadaka vermek yetmez. Fakirlerin de insanca yaşayabileceği bir hayat sunana kadar zekât, sadaka ve infak müesseseleri harıl harıl çalıştırılmalıdır. Zekât, malı fakirin hakkından kurtaran bir temizleme aracıdır. Aksi halde zenginler, ahirette karşısına çıkan kul haklarından dolayı şaşkına döner ve dünyadaki zenginliğine pişman olurlar. Ahirette ise bu borçları ödeme imkânı kalmamış, "kendi malım" dediği mal kendisine vebal olmuştur.
Altın ve gümüşü biriktirip gizleyerek onları Allah yolunda harcamayanları elem dolu bir azapla müjdele. O gün bunlar cehennem ateşinde kızdırılacak da onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak ve "İşte bu, kendiniz için biriktirip-sakladığınız şeylerdir. Haydi tadın bakalım biriktirip sakladıklarınızı" denilecek.”[8]
Senede bir defa vereceği zekâtı kırk müftüye danışıp azaltmanın derdine düşenler olduğu gibi hiç vermeyenler de var. Zekâtını işçilerine verip, işçinin maaşına vereceği zammı zekâtla telafi edenler de var. Tarlasından çıkan mahsulün öşürünü verip temizlemeden, fakirin hakkıyla beraber ambara tıkanlar da var.
Kaliteli müminler Allah'tan korkar, kendisinde bir emanet olan fakirin hakkını yiyemezler; derhal hak olanı sahibine verirler. Böylelikle Allah'ın huzurunda fakirlerin de şahitliğiyle şefaate ererler, merhamete ve affa nail olurlar.
 
[1] Çiftçi Ali, s. 294, Mekki Sureler Bağlamında İnfak ve Zekat, (Basılmamış Doktora Tezi,  Selçuk Üniversitesi Temel İslami Bilimler Enstitüsü, 2009)
[2] A.g.e.
[3] Beyyine Sûresi 98/5
[4] Hayvanların (koyun, sığır, at, deve vs.) zekâtı, sulanan ve sulanmayan bahçelerinin mahsulünün zekâtı gibi tüm gelirlerin belirli ölçülerde farklı oranlarla zekâtları vardır. Bu tür gelir sahipleri verecekleri zekâtın oranını müftülüklerden bizzat arayıp öğrenmeli ve aksatmadan vermelidirler.
[5] Yâsîn Sûresi 36/47
[6] Zariyât Sûresi 51/19
[7] Tevbe Sûresi 9/103
[8] Tevbe Sûresi 9/34-35

Bu yazı 67 defa okunmuştur.