İrfan SETENCİ

İrfan SETENCİ

İrfan SETENCİ

Eşitlik / Uyum / Geçim

15 Mart 2021 - 02:09

Eşitlik / Uyum / Geçim
Eşitlik kanunlarla belirlenen haklar ve bu hakların uygulanması hususunda birey ile devlet arasında söz konusu edilebilir. Toplumda ortak haklardan yararlanma hususunda ayrımcılık yapılmaması gibi eşitlik ilkesinden bahsedilebilir. Kaldı ki kamuda kadınlarla erkekler aynı işleri yapmaya fiziken de müsait değillerdir, bazen ruhen de müsait değillerdir. Bir maden ocağına kadın işçi almayan müdür ayrımcılıkla suçlanamaz. Bu tür ayrımcılıkların konu edileceği geçen yüzyılı halen yaşayanların dertleri başka olsa gerek.
Toplumlarda aşağılık tipleri çoğaltıp onları saygın kabul ettirmek suretiyle bunların nüfuzunu ve nüfusunu artırmak isteyenlerin çabasıdır bütün bu eşitlik mevzuları. Kadının da erkeğinde düşmanı olan cinsiyeti bozuk ahlaksızları toplumda saygın hale getirmek istiyorlar. Namusluyla namussuzu eşitlemek, serseriyle edepliyi eşitlemektir maksatları.
Eşitlik ilkesi diye bir şey eşler arasına, evin içine giremez. Zira evin içinde herhangi bir bireyin mahrum edildiği hak yoktur. Bir hak ihlali varsa bile bu sadece kadının hakkı değildir. Her iki tarafın hakkının zayi olduğu durumlar için de zaten kanunlar önünde kadın mahrum değildir. Neyin çığırtkanlığı yapılıyor o halde?
Kadın-erkek eşitliği söylemi dışarının işidir. Zenci-Beyaz eşitliği dışarının işidir. Bir zenciyle evli olan beyaz bile evde ırk ayrımı yaparak biri diğerini bazı haklardan mahrum ediyor değildir. Evin içine burnunu sokan fesatçılar ailenin huzurunu bozmak için evde de bu kavgayı körüklüyorlar.
Öncelikle evlere taşınan bu tür güncel terimleri çöpe atmamız gerekmektedir. Evet, bunlardan biri 'eşitlik' söylemidir. Bu söylem asla pratiği olamayacak sözde bir kuramdır. Her şeyin bir müddet uygulanabilirliği mümkün olabilir belki fakat huzur vericiliği var mıdır? Bu kuramlarla insanlar arasında, eşler arasında geçim sağlanabiliyor mu? Bu sorulara olumlu cevap alamadıktan sonra birilerinin yaygın söylemlerinin uygulanması neticesinde ömürlerin tüketilmesi, önce ailenin umurunda olmalıdır.
Eş ve Eşitlik
Evli olan erkek karısıyla eş olmuştur, birbirlerinin eşidirler. Eş birbirini tamamlayandır. Sağ gözümüzün eşi sol gözümüzdür. Sağ elimizin eşi sol elimizdir. Sağ ayağımızın eşi sol ayağımızdır. Biri diğerine hem yardımcı hem muhafız hem de yârendir. Bunlardan biri olmadığında hayatın nasıl aksadığı malumdur. Fakat bu saydıklarımızın biri diğeriyle aynı gibi gözükse de ne aynı ne eşittir. Birinin yaptığını diğerine yaptırmak bazen pek zordur. Sağ gözünü kırpabilen biri sol gözünü kırpamaz, sol gözü kör olan şoför yan aynaya bakarken önünü göremez, sağ eliyle yaptığı işi aynı kıvraklıkta sol eliyle yapamaz. Ayaklar bile öyledir; sporcular daha iyi bilir, herkesin esnek ve kıvrak kullandığı işine yatkın bir tarafı vardır. Yani insanın bir tarafı bile diğer tarafına eşit değildir ancak eştir, tamamlayandır.
Erkek ile kadın da öylece birbirini tamamlayan eşlerdir. Birinin yatkın olmadığı işe diğeri yatkındır. Görev dağılımı doğru yapılır vazifeler hakkıyla üstlenilirse insan, tek başınayken asla yapamayacağı işlere kabiliyetli bir ortak edinmiş olur. Birisi mesuliyetlerini yerine getirirken diğeri de kendi sorumluluklarını yerine getirdiğinde hayat bereketli hale gelir. Yapılan işlerden verim alınır, herkes emeğinin karşılığını huzurla bulur. Örneğin aracımız yolda kaldı ve iki kişiyiz. Kenara yanaşmak için bile omuz verilip itelemeye ihtiyaç vardır. İki kişi birden konforlu alan olarak direksiyona geçmek istese bu araç kenara yanaştırılabilir mi? Ya da iki kişi birden işin zorunu seçse aracı itmeye kalksa direksiyona geçecek biri olmadan araç itilir mi? Demek ki araç itecek gücü olan onu iterken, direksiyon çevirebilecek olan da o işi yapacak. Yani kaytarmak da sıkıntı, fedakârlık gibi gözüken aynı işe talip olmak da sıkıntı. Herkes kendi sahasında olmalı ki birbirini tamamlayan insanlar olarak müspet netice alınabilsin.
Şimdi bu örnek üzerinde eşitlik sloganını düşünelim. Arabayı itenle, şoför koltuğunda oturan eşit midir? Hayır değil. Peki, eşit olmalı mıdır? Hayır olmamalıdır. Eşit olduklarında direksiyon başındaki iki kişi aracı kımıldatamazken, her ikisi de aracı itiyor olsa kontrolsüz bir iş ile vahim kazalara sebep olurlar. Eşit olacağız diye saçmalarken aracı uçurumdan aşağı atmaktır eşitlik kavgasının sonucu.
Hayatta hiçbir şey eşit değildir. Eşitlik sloganlarını üretenlerin hayatını inceleyin, asla bu kuramlarını hayata tatbik edemezler. Birbirine eşit iki insan gösterin. Fizikleri eşit değil, kimyaları eşit değil, biyolojileri eşit değil, akılları eşit değil, duyguları eşit değil, kabiliyetleri eşit değil. Kendilerine yazılmış kader eşit değil. En azından bir erkekle eşit olmak için erkek olmak gerekir, bir kadınla eşit olmak için kadın olmak gerekir. Bir padişahın oğluyla eşit olmak için padişahın diğer oğlu hem de ikiz olmak gerekir. Onun bile biri önce doğmuştur. En iyi ihtimalle bu eşitlik nereye kadar sürer? Babaları ölene kadar değil mi? İkisi birden padişah olamayacağına göre eşitliği bozmak gerekir. İlle de eşit olacağım diyen olursa savaş çıkar, doğru mu? Burada da eşit olunmaması gerekiyor ve bu eşit olmamanın doğallığına rıza göstermek gerekiyor. İşe ehil olan iş başına geçecek diğeri de buna rıza gösterecek böylece halkın kanı dökülmeyecek. Yani barış ve huzur her hususta eşitlik aramakla bulunamaz.
İnsanların mesul tutulduğu anayasa, ceza hukuku, medeni hukuk, alış-veriş hukuku vs. tüm halkı kapsayıcıdır. Buna rağmen bir asker terörist öldürdüğünde cinayetten yargılanmadığı gibi tebrik de edilir. Kişilerin statüleri gereği imtiyazlı gibi gözüken kanunlar hazırlanır. Emniyet teşkilatı şüpheli birine kelepçeyi takar, 24 saat gözaltında tutar, sorgulamasını yapar, savcıya çıkarır, savcı da suç emareleri bulursa tutuklu yargılanmak üzere hapsedilmesini ister, hâkim uygun görürse atarlar hapishaneye. Peki, biz mahalledeki arkadaşlarla bir grup kursak böyle şüphelendiğimiz adamları kelepçeleyip sorguya çeksek n'olur? Polis ile eşit bir iş yapmış oluruz değil mi? Ama gel gör ki kanun onun yaptığını suç saymazken bizim yaptığımızı suç saymaktadır. Eşitlik arayışlarının ne çok saçmalıklara doğru gittiğini göstermek için bu örneklere devam etmeyeceğim. Yoksa oturup kanun yazmaya da başlarız, neticede kanunu yazan da insan değil mi(!)
Eşit yok ki eşitlik olsun. Kanun önünde bile insanlar hiçbir hususta eşit olamamaktadır/olamaz. Bir kişi cinayetten 10 yıl hüküm giyerken diğeri müebbet (ölene kadar) hapislik cezası almaktadır. Neticede ikisi de bir adam öldürdü. Ölmek eşit gibi görünüyor ama cezalar farklı veriliyor. Çünkü işledikleri cinayetlerin şartları farklıdır. Bir adamı sokak ortasında öldürmekle evinin bahçesinde öldürmek çok farklıdır. Dünyada işlenen suçların failleri eşit olmadığı gibi, işledikleri suçlar da eşit değil, kendilerine karşı suç işlenenler bile eşit değildir. Ölümü hak edenler yok mu? Maktulün velisi, katili affettiğinde katilin serbest bırakılması Allah'ın hükmüdür. Maktulün ailesi de bir katili ancak bu gerekçeyle affeder. Bu muamelenin açılımı: "o ölmeyi hak ediyordu, sen öldürmesen başkası öldürecekti, iyi ki öldü toplum kurtuldu" demektir.
İnsanların çektikleri acılar bile eşit değil. Geride kalanların üzüntü ve kederleri bile eşit değil. Bir durumda suçluya 5 yıl ceza, mağdur tarafın yüreğini soğuturken bir başka davada sanık ağırlaştırılmış müebbet (çıkabilecek aflardan yararlanamaz ömür boyu hapislik) cezasından bile yüreği soğumuyor da vicdanı veya duygu-akıl muhakemesi, o suçluyu parça-parça etmek istiyor…
Eşitlik diye bir şey olsa-olsa cisimlerde olur, maddelerde bile olamaz. Canlı olan şeylerin eşitliğini iddia etmek kadar akılsız ve abes bir kuram olamaz. İki domatesin bile içleri, dışları birbirine benzemez. İkisine de domates dersin, tatları benzer, o kadar. Birinin çekirdeği kendi genetik DNA kombinasyonunda ürün verir diğerinin ki kendi genetik kombinasyonunda. Uzaktan bakıldığında kırmızı da eşit diyebilirsin, yakından incelemezsen eşit gibidirler.
Eşitlik insanlar arasında bir ön avans olabilir. Şöyle ki: insanın saygın olduğu varsayılarak saygın insan muamelesi gösterilmesi, anlaşılamamış tüm insanlar için eşit haktır. Bu haktan nasıl biri olduğu anlaşılamamış tüm insanların eşit olarak istifade etmesi gerekir. Ya da biraz aşağı alalım çıtayı: aşağılamamak ve hor görmemek, hakaret etmemek tarzında insani bir emniyet şeridinden faydalanmak tanınmayan herkesin hakkıdır. Dikkat ederseniz tüm insanlar diyemiyorum. Tanıdıktan sonra, aşağılık birisine tanıdığımız saygınlık statüsü ile saygıdeğer birine tanıdığımız saygınlık statüsü aynı olursa eşitlik ilkesine göre hareket etmiş olabiliriz belki ama adaletli davranmış olamayız. Aşağılık olana saygı duymamak ve saygın olanı saymak adaletli bir davranıştır. Dikkat ederseniz kıymetli olan eşitlik değil adalettir.
Evlilikle alakalı bir örnek vererek konunun merkezine yaklaşmak istiyorum. Allah-u teâla Kur'anda eşler arasında adaletli davranılmasını emreder. Toplumumuzda çok evlilik kanunen yasak ve alışılmış olmadığından örneği değiştirerek aynı konuya devam edeceğim. Diyelim ki hanımı vefat eden bir erkek tekrar evlenmiş olsa eski eşine davranışı ile yeni eşine davranışı aynı olur mu? Ben olmaz diyeceğim. İyi olur veya kötü olur demiyorum, aynı olmaz diyorum. Önceki eşi hayattayken sonraki ile de evlenseydi yine aynı olmayacaktı, her ikisine birden aynı muameleyi yapamayacaktı. Peki yapmalı mıydı? Hayır, aynı muamele zulümdür, adaletli davranmak doğru olandır. İki evladınız olsa biri kendisine hiç yakışmayacak bir suç işlese onu edeplendirmek için canını yaksanız, eve gidip diğerinin de canını yakarak eşitlik sağlamaya çalışsanız nasıl olur? İşte bu zulümdür. İkisi de ödülü hak ettilerse ikisini de ödüllendirmek, cezayı hak ettilerse ikisini de cezalandırmak adalettir. Biri ödülü diğeri cezayı hak ettiğinde de herkese layık olduğunca muamele etmek adalettir.
Gelelim evin içine. Kumarbaz koca aldığı maaşı bir akşamda kumar masasında ütüldü. Çalışan kadın da kumara başlamalı mı? Koca içkiye başladı, namazı niyazı bıraktı, kadın da onunla eşitliğini korumalı mı? Adam çocukları dövüyor, kadın da kapının ardına iyi bir sopa hazırlayıp çocuklara dayak atmalı mı? Koca işten çıktı aylak-aylak geziyor, kadın da evdeki erzakları sokağa atıp eve zarar açmalı mı? Kadın akşama kadar tv. izliyor, ne yemek ne çamaşır, iş güç paydos. Adam da buna karşılık işi-gücü bırakıp kahve köşelerinde oturmalı mı? Eşitlik diyoruz ya! Neyin eşitliği? Müşterek bir hayat var biri haylazlık ederse öbürü nasihat edecek, biri yoldan çıkarsa öbürü yola çekecek, neyin eşitliği?
Omuz omuza, sırt sırta vererek hayatı anlamlı kılmak isteyen insanları birbirine düşman etmek için uğraşan fesatçıların sözlerine kulak verdiğimiz zaman eşitlik şöyle dursun erkek de kadın da huzurunu kaybeder.
Birimiz mantar toplarken diğerimiz odun toplasa güzelce pişirip yesek karnımız doysa da, doymada eşit olsak; yerken birbirimizin gözünün içine baksak diye heveslenirken, "mantarı ben topladım, sayemde karnın doyuyor" demeye başlarsa biri, bir dahaki sefere diğeri odun toplamaz da mantar toplarsa ne olur? Ne olacak, mantarı çiğ yerler. Çiğ yiyenin karnı ağrır. Gelin bu karın ağrısı eşitlik laflarını bırakalım, dünyamızın da ahiretimizin de tadını kaçırmayalım.
 

Bu yazı 1512 defa okunmuştur.