İrfan SETENCİ

İrfan SETENCİ

İrfan SETENCİ

BAŞIMIZA MEZAR TAŞI YAĞACAK

19 Nisan 2021 - 00:32 - Güncelleme: 19 Nisan 2021 - 01:11

BAŞIMIZA MEZAR TAŞI YAĞACAK

Uzun zamandır merak eder dururdum, geçen gün mezarına gittim Seyyid Burhaneddin’in. Uzun uzun izledim olan biteni, epey seyreyledim kabri ve türbeyi, herkes gibi ben de ölümü hatırlayıp ibret alamadım, çünkü o görkemli mini piramitlerin içerisinde, hürmet ve taltif edilen bir sanduka ve kabrin içinde mi yoksa dışarıda mı insanlarca meçhul olan bir ölü, neyin ibreti olabilirdi ki? Türbenin iki yanına mescid yapmışlar, her ne kadar ölünün başında haremlik selamlık yoksa da kadın mescidi ayrı erkek mescidi ayrı yapılmış. Ellerini beton sandukanın üzerine koyup etraftan biraz çekinerek eğilip betona bir şeyler fısıldayan 40 yaşlarında bir kadın gördüm. Ben de sizin gibi merak ettim, ne diyor acaba? Hafifçe kulak kabarttım, “eğer oğlan içkiyi bırakırsa kurban da keserim burda, her hafta da gelirim…” kadının sözleri yarım kaldı bir anda sahne değişti. Tekerlekli sandalyede bir genci arkasındaki 4–5 kişi, kadının olduğu yere yaklaştırdılar, kadın çekildi, belli ki bu gelen biraz daha acil durum! Açtılar ellerini şaşkın ve yapmacık büktüler boyunlarını, dudakları kımıldıyor, fakat bazen ne dediklerini ve bazen de ne diyeceklerini kendileri bile şaşırıyor. İnsanın fıtratına aykırı olan bu isteme, alışıncaya kadar yabancı gelir insana. Alıştıktan sonra ise diğer putperestler gibi Allah’ı bırakıp putlardan yardım ister ve bir de bu işi müdafaa etmeye girişir. Neyse gelelim türbemize, henüz evliya sakat oğlanın işini de halletmemişti ki bir konvoy ve korna sesleri ile sünnet elbiseli bir yavrucak omuzlarda geldi, bir sürü cahilliği amelinden belli adam girdi içeri ve öp oğlum dedi biri çocuğa. Çocuk şaşkın şaşkın baktı babasına. Öpsene lan dedi adam. Neyi baba? Mezarı oğlum. Mezarı mı, dedi çocuk ve başladı ağlamaya. Bu şirk meclisindeki ağıt Rasulullahın ümmetim, ümmetim diye ağlamasını hatırlattı bana. Ben de dayanamadım ben de hıçkıra hıçkıra ağlıyordum, herkes bana döndü, türbede ölüden kaynaklanan manevi bir hal hâsıl oldu sandılar. Oysa ölünün neyden haberi var, o kendi derdine düşmüş, kendi ameliyle baş başa kalmış. Ey! İnsanlar dedim, dinleyin.
             Bu taşların altında yatan bir insan varsa ve o salih bir kulsa kendini kurtarmıştır ve Allah onun mükâfatını elbette vermiştir. Allah kendisinden istenildiğinde kulunun duasına icabet eden tek ilahtır ve ondan başka dualara icabet edecek ilah
 yoktur. Eğer duanız kabul edilmiyorsa; ya sizi yaratan Rabbinizi, O’nun kelamı Kur’anı, O’nun rasulü Muhammed’in yolunu tanımıyorsunuz, ya nasıl dua edeceğinizi bilmiyorsunuz, ya ısrarla günah işliyorsunuz, ya karnınız haram lokma dolu, ya da imtihan olunduğunuz şeye sabretmeyi bilmiyorsunuz. Şayet bu veya başka sebeplerle Allah size yardım etmiyorsa ölüler mi size yardım edecek. Sizin işlediğiniz bu şirkten Allah’a sığınırım. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ın zamanındaki Ebu Cehl’ler işte böyle şirk işlerdi ve bu amelleri yüzünden ebedi cehennemlik kâfirler olarak öldüler. Onların yardım istediği putlar da salih olan, evliya dedikleri ölmüş insanlardı. Hatta Nuh (aleyhis selam)’ın kavminin taptığı putlar da ölmüş velî insanlardı. Nuh suresinde ismi geçen, bu velîlerden yardım isteme işine Allah, şirk demiştir, amma var mı ki Kur’an okuyan içinizde. Şirk Allah’a ortak kılmak demektir ve Nuh’un kavmi bu şirkleri yüzünden tûfan ile boğulmuş ve helak edilmiştir. Muhammed aleyhis selam’ın peygamber olarak gönderildiği müşriklerde, her kabilenin bir putu vardı ve görmüyor musunuz bu zamanda da şirk insanlardan uzak değil. Kayseri’de bu mezar, Ankarada Hacı Bayram, İstanbul’da Telli Baba, Konyada Mevlana, gömüldükleri şehrin putu olmuşlar. Her şehirde meşhur bir put vardır ve bir de meşhur olmayanları. İnsanlar indinde ister meşhur olsun ister olmasın bir ölünün diriye yardım etmesi imkânsızdır ve buna inanmak cehalettir, şirktir, putperestliktir. Hiç okudunuz mu şu ayeti bakın, her şeyin sahibi yüce Allah ne buyuruyor: “Allah'ı bırakıp da taptıkları (putlar), hiçbir şey yaratamazlar. Çünkü onlar kendileri yaratılmışlardır. Onlar diriler değil, ölülerdir. Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.”[1]

Eğer buralarda yatanlar günahkâr veya kâfirse ona kimsenin yardımı dokunmaz, Allah’ın azabı onu kuşatmıştır. Bir günahkârdan diri iken dua istemediğiniz halde ölünce de herhalde yardım istemezsiniz.
Eğer bu mezarların içi boş ise ki böyleleri de çoktur, işte o zaman derdinizi taşlara söyleyin.
Ey! Taşlar dinleyin. Biz binlerce peygamber ve uyarıcı gönderilen Âdem’in nesliyiz. Biz Rabbine karşı; ”İzzetine yemin olsun ki kullarını saptıracağım ve onlardan çoğunu sana ibadet eder bulamayacaksın” diyen şeytanın oyuncağı olduk.
Ey! Taşlar sıratı müstakıymi bize gösterecek hocalar da ya paraya tapıyor, ya bu türbelere. Kalpleri günahkârlıktan taş kesilmiş din adamlarının şerrinden Allah’a sığınırız. Onların bizi bu cehalete terk etmeyi reva gören kalpleri, taştan daha katı. Çünkü öyle taşlar vardır ki, içlerinden ırmaklar fışkırır, çatlar da ondan su kaynar, bazı taşlar Allah korkusuyla yukarıdan aşağı yuvarlanır. Allah’tan korkup da ümmeti uyarmak için kılını kımıldatmayan hocalardan davacıyız, şahit olun.

Ey uyarıldığı halde yola gelmeyenlerin başına azap olarak yağdırılan taşlar! Bize haber verin, helak olanların günahı bizimkinden çok muydu?
Oğlumuza içki içme, kızımıza açılıp saçılma diyemezken, arkası yarın ahlaksız diziler gibi rezil bir hayatımız varken, günahımızdan tövbe edip Rabbimize yalvaracağımız yerde, bu mezarlardan medet umuyoruz. Ey taşlar kalkın şu ölünün üstünden de bize yardım etsin. Şu sakat genci iyileştirsin, şu kadının oğluna içkiyi bıraktırsın, şu sünnet olacak çocuğa da ne yapacaksa yapsın. Utana sıkıla köşelerde çocuk isteyen şu kadınlara da bir yol göstersin; bu kadar yorgunluğa deve kesseler az gelir ya! Kabrinin başında hatırı için kesilen kurbanları da otursun yesin!
 
     Şu türbede ettiğiniz dualardan biri kabul olsa türbe
 sahibinden, kabul olunmazsa kader değil mi? Yani size hayır ölüden, şer ise Allah’tan geliyor öyle mi? Hâşâ. Hepiniz yaptığınız işin garipliğini hissediyorsunuz, çünkü Kâlû Belâ’da Rabbinize verdiğiniz söz sizi burada rahatsız ediyor. Sözünüzde durmuyorsunuz. Ben sizin Rabbiniz değil miyim buyurduğunda “evet Sen bizim Rabbimizsin” demiştiniz. Ya Rabbî dediğinde “Buyur kulum diyen Rabbine el açmak yerine kabir kabir geziyorsunuz öyle mi? Falanca babanın kabri çocuksuzların yeri, falanca velînin türbesi sakatların sığınağı, falanca evliya içkiyi bıraktırır…

Allah size acısın, siz kendinize acımıyorsunuz, Allah sizin kalplerinizdeki mühürleri açsın ve hidayet etsin. Çünkü onun öğrettiği dini, O’nun gönderdiği peygamberin yolunu terk etmişsiniz. Ebu Cehl’ler gibi ölmeden önce, Allah’a tövbe edin. Sonra açtı insanlar ellerini, ben söyledim onlar âmin dedi.

Yâ Rabî aracısız ve ortaksız sana yöneliyoruz, bize hidayet et, bize İslamı öğrenecek gayret ve öğretecek ilim ehlini yoldaş et. Kalplerimizi şirkten arındır. Biz aciz kulların derde zor sabreder, sıkıntıya gelemeyiz, bizi zorlukla imtihan etme. Şifa yalnız Sendendir, hastalığımıza şifa ver. Bütün sıkıntıları giderecek olan Sensin, bizi sıkıntılarımızdan kurtar, bu ölmüş olanları da kabir azabından ve cehennem azabından kurtar. Eğer gözümüzün aydınlığı salih evlatlar olacaksa bize hayırlı nesiller ihsan et. Yok, eğer şeytanın askeri olacaksa biz evlat için ısrar etmiyoruz ve ardımızdan günah defterimizi açık tutacak nesil istemiyoruz, bizi bundan muhafaza et. Ya Rabbî hiçbir derdimize deva için bir daha bu kabirlere gelmeyeceğiz, el açıp yüz sürmeyeceğiz, biz Ebu Cehl’lerin dininden olmayacağız, bizi salihlerle birlikte yaz, bizi tevhid ehli mü’minler olarak öldür. Şu kısacık dünya hayatını bize uzun gösterme, ona dalıp ahireti unutanlardan etme. Ya Rabî bize ahiret düşkünlüğü ver, bize cennet sevdası ver, dünyada ulaşamadığımız her ne varsa cennetinde nasib et. Dünya gelip geçici, ahiret ise bâki olandır. Sen bu sözü yeryüzünde yaşayanların hepsine duyurdun, İbrahim ve Musa’nın sahifelerinde de yazılıydı, fakat biz insanlar hiç ölmeyecek gibi dünyanın peşine düştük. Senin dinini öğrenmedik, doğru yanlış bilmedik, her duyduğumuzu kabul ettik, doğrularla da amel etmedik. Şimdi bize dinimizi öğretmeyen geçmişlerimize de rahmet diliyoruz, onları da affet. Sen her kulu çeşitli vesilelerle imtihan etmektesin Ya Rabî, şu türbeleri imar eden, buraları ziyaretgâh yapan ve İslamı bildiği halde buralarda yapılan putperestliğe göz yuman insanları da ıslah et. Onlar da peşinden gittiği basit menfaatleri ebedi zannetmekte, ölümü uzak bilmekte oysa şu kabirler bir zaman gülüp eğlenen insanlarla dolu. Ya Rab! Biz de ölüp şu toprağın altına gireceğiz, kulun ve rasûlün Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Sen’den ne istedi ise biz de istiyoruz ve neyden Sana sığındı ise biz de sığınıyoruz ve onun dediği gibi diyoruz ki:”Allah’ım Kabrimi tapılan bir put yapma”! Âmin Âmin
Ve Selamun Alel Murselin Vel Hamdu Lillahi Rabbil Alemin

 

KUR’ANDAN NASİHATLAR


Allah size yardım ederse, artık size üstün gelecek hiç kimse yoktur. Eğer sizi bırakıverirse, ondan sonra size kim yardım eder? Müminler ancak Allah'a güvenip dayanmalıdırlar.[2]
 
 “Hâlbuki (putlar) ne onlara bir yardım edebilirler ne de kendilerine bir yardımları olur”.
[3]

Allah'ı bırakıp da taptıklarınız sizin gibi kullardır.[4]
 “Allah'ın dışında taptıklarınızın ne size yardıma güçleri yeter ne de kendilerine yardım edebilirler.”[5]



“Göklerin ve yerin mülkü yalnız Allah'ındır. O diriltir ve öldürür. Sizin için Allah'tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.”[6]
 
 “Allah düşmanlarınızı sizden daha iyi bilir. Gerçek bir velî
 (dost) olarak Allah yeter, bir yardımcı olarak da Allah kâfidir.”[7]

 
 “(Böyle iken inkârcılar) Allah'ı bırakıp kendilerine ne fayda ne de zarar verebilen şeylere kulluk ediyorlar. İnkârcı da Rabbine karşı uğraşıp durmaktadır.”
[8]

Onlar Allah'ı bırakıp kendilerine ne zarar ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar ve: Bunlar, Allah katında bizim şefaatçılarımızdır, diyorlar. De ki: "Siz Allah'a göklerde ve yerde bilemeyeceği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Hâşâ! O, onların ortak koştuklarından uzak ve yücedir." [9]
 “El açıp yalvarmaya lâyık olan ancak O'dur. O'nun dışında el açıp dua ettikleri onların isteklerini hiçbir şeyle karşılamazlar. Onlar ancak ağzına gelsin diye suya doğru iki avucunu açan kimse gibidir. Hâlbuki su onun ağzına girecek değildir.[10] Kâfirlerin duası kuşkusuz hedefini şaşırmıştır. O halde, yaratan (Allah), yaratmayan (putlar) gibi olur mu? Hâla düşünmüyor musunuz? Allah'ın nimetini saymaya kalksanız, onu sayamazsınız. Hakikaten Allah çok bağışlayan, pek esirgeyendir.” [11]
“Allah'ı bırakıp da taptıkları (putlar), hiçbir şey yaratamazlar. Çünkü onlar kendileri yaratılmışlardır. Onlar diriler değil, ölülerdir. Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.”[12]
(Kâfirler) O'nu (Allah'ı) bırakıp, hiçbir şey yaratamayan, bilakis kendileri yaratılmış olan, kendilerine bile ne zarar ne de fayda verebilen, öldürmeye, hayat vermeye ve ölüleri yeniden diriltip kabirden çıkarmaya güçleri yetmeyen tanrılar edindiler.[13]

Kendisi için doğru yol belli olduktan sonra, kim Peygamber'e karşı çıkar ve müminlerin yolundan başka bir yola giderse, onu o yönde bırakırız ve cehenneme sokarız; o ne kötü bir yerdir.[14]
 
[1] Nahl Suresi (Ayet 20-21)
[2] Âl-î İmran Suresi (Ayet (160)
[3] A’raf Suresi (Ayet 192)
[4] A’raf 194
[5] A’raf Suresi (Ayet 197)
[6] Tevbe Suresi (Ayet 116)
[7] Nisa Suresi (45)
[8] Furkan Suresi (Ayet 55)
[9] Yunus Suresi (Ayet 18)
[10] Allah'tan başka kendisine el açılıp dua edilen ölü veya diri putların insana yardım etme güçleri yoktur. Tıpkı suya el açıp da gelsin diye bekleyen kimseyi suyun anlamadığı gibi ve insana gitmeyi bilmediği gibi,
[11] Rad Suresi (14-17-18)
[12] Nahl Suresi (20-21)
[13] Furkan Sûresi 3
[14] Nisa 115

Bu yazı 174 defa okunmuştur.