kayseri.net.tr
İrfan SETENCİ

İrfan SETENCİ

İrfan SETENCİ

ASIL BEN VE OLMAM GEREKEN

10 Mayıs 2021 - 04:02

DEĞİŞİM DÖNÜŞÜM BİLİNCİ

Hepimiz insan doğarız; aklımız ermezden önceki mevcut halimiz bizim tercihimiz değildir. İyi ile kötüyü ayırt edebilen akıl sahibi herkes vicdanın başlattığı uyarılarla dönüşümünü başlatmalıdır. İnsan bunun gerekliliğini anlayabilecek bir fıtrata sahiptir. O fıtrat, Allah'ın ilham ettiği takva ve adaleti bozulmamış vicdandır. Lakin aklı ermesine, vicdanı uyarmasına rağmen doğruya yönelemeyen insanın bir tek şansı kalmıştır o da, kendisini uyaracak insanlar. Hem vicdanı hem uyarıcıları olduğu halde sorumluluklarını yerine getirerek ve insaniyet kazanarak yaşamayı başaran ise -maalesef- azdır.
İnsan, doğduğunda kendisiyle birlikte gelen genetik bir mirasa sahiptir. Ruhi, biyolojik ve fiziki bir altyapı onun kaderidir. İnsan olmanın gereği hepsi değişime, dönüşüme uğramak zorundadır.
İnsanın genetik mirasına ilave değişiklikler yapması ve dönüşmesi gerektiği gibi, fiziki görünümü hususunda bile tıraşı, kılık kıyafeti, duruşu, yürüyüşü normlara uygun olmak durumundadır. Bu yönüyle bile tenkit ve tavsiyelere uğrarız. Biyolojik ve fiziki olarak büyürken, aklen ve ahlâken de büyümeliyiz.
Genetik olarak mevcut, anne-baba ve atalara benzeyen, soyaçekim yüzünden bir takım eğilim ve yönelimlere sebep duyguların, davranışları etkileme, düşüncelere müdahale etme kabiliyetleri, mutlaka edeplendirilmelidir. İyilerle kötüler ayıklanmalı, iyilerin etkisi ile yaşantımızdaki davranışlar belirlenmelidir. Yani insan içine çıkan, insanlaşmış olmalıdır.
İnsanı insan eden niceliğine katılmış niteliktir. İnsan doğmak bir cins olmanın ifadesi iken insaniyet kazanmak kaliteli hale gelmektir.
İnsaniyet kazanmak için değişim-dönüşüm bilincinin oluşması iki türlü olmaktadır. Birincisi başkalarının kişi üzerine uyguladığı dönüştürme çabası, ikincisi ise kişinin kendi gayreti.
 

Dönüştürme Çabası

İnsanın aklı ermeye başladığından itibaren başka insanların davranışları, onu dönüştürme, ona telkin etme, bir şeylere uyarlama yönündedir. Hatta aklı ermeyen çocukların bile şefkatle veya azarla susturulmaya çalışılması bir nevi dönüştürme, ikna etme, baskılama çabası olarak değerlendirilebilir.
İnsanlar, kendi bilgi ve tecrübeleri ile edindikleri doğruları, dini inançları, kültürel ve ananevî alışkanlıkları başkalarına aktarırlar. Bu davranışın bir kısmı 'iyiliğini isteme' bir kısmı 'yönetme' gayesine dayalıdır. Her iki gaye için de nazik telkin veya kaba baskı yöntemleri kullanılmaktadır. Bunun için hukuki ve örfi yaptırımlar da kullanılır; hukuk da iyiliği yayma, kötülüğü önleme aracı olarak kullanılabilir.
Bu nazik davet, kaba baskı ve resmî uyarılara uymak veya direnmek noktasında son karar kişinin kendisine aittir.

Dönüşme Gayreti

Öğrenen, düşünen, içindeki duygularla dışarıdaki âlemi mukayese eden, vicdanın sesine kulak veren insanın, çevrenin yaptığı telkin ve baskılamalara kendisi de katıldığında, işin çehresi bambaşka oluverir.
Bu bilince ulaştığında insan nefsini yönetmeye başlar. Yönetirken, nefsine karşı telkin, teşvik, nasihat, baskı, ceza, ödül ve başka yöntemler kullanabilir. Bazen de başkalarının uyarılarından bıktığı gibi kendi yönetiminden de bıkar, sıkılır, yönetmekten vazgeçip nefsini başıboş bırakmak ister.
Bazıları, nefislerindeki iyilikleri ve kötülükleri salıverir, gelişigüzel nasıl denk gelirse, öylece davranır; öyle yaşarlar. Bunlardan bir kısmı ise yönetimi zaten hiç ele almamış belki de nefsinde dönen dolapların bir düzenlemeye ihtiyacı olduğuna, hiç inanmamışlardır.
 Doğrusu şu ki: Nefiste bulunan genetik mirasın içerisinden ıslah edilmesi gerekenler olduğu gibi sonradan edinilen bilgi ve alışkanlıkların içerisinden terk edilmesi veya ıslah edilmesi gerekenler de olabilir. Kıymetli olduğu için korunan güzel huylar ve iyi alışkanlıklar, insan içine çıkarılabilir; kötülükler ise ıslah edilmeden asla!
Nefsini terbiye etme hususunda tembihe muhatap olmamış olanlar vardır. Tüm nasihatlere rağmen diklenmiş, rest çekmiş, içinden geldiği gibi fevrî ve keyfî davranmayı tercih etmiş olanlar da vardır.
İyi huyları kötülerden ayıklayıp tasnif etmenin zahmetindense, hepsini karıştırıp harmanlamanın kolaycılığına kaçmış olanlar da çoktur. Böylelerinin tercih ettiği bu tutum asla -iyilik adına- tasvip edilmez ve saygı görmez.
İnsaniyetini yüceltme bilinci ancak sorumluluğunun farkında olup kaliteye yönelen kimselerde bulunur. Bu yönelişle birlikte genetik mirasın iyileri kullanılır, kötüleri baskılanır; kötü çevrenin, kötü huy ve kötü alışkanlık bulaştırdığı bilindiğinden, terbiye ve tezkiye (kötülükten arındırma) altına alınan nefis, bir sınırla, tel örgü ve mayınlı bölge ile güvence altına alınmalıdır. Bu, şu demektir: "Artık nefsimizi arındırma çabamız ve temiz tutma gayretimiz var; bu sebeple kırmızı çizgilerimiz var; kendimize özgü kriterlerimiz var, bunları çiğnetmeyiz."
Bu esirgeme, sakınma bizim kimliğimizi, kişiliğimizi, ben oluşumuzun rumuzlarını kendi gayretimizle oluşturmaya başladığımızı gösterir. Artık, hayatımızı programlı yaşayıp güzel meziyetler, erdemler ile kaliteli bir şahsiyet kazanmaktayız.
KALİTELİ MÜMİN KİTABIMDAN
Sf. 31-33

 

Bu yazı 759 defa okunmuştur.