<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" version="2.0">
         <channel>
         <title>Sağlık</title>
         <link>https://www.kayseri.net.tr/saglik/</link>
         <description></description><item>
			<title><![CDATA[Suda doğum anne ve bebek için doğal bir başlangıç sunuyor]]></title>
			<description><![CDATA[Suda doğumun, doğum eyleminin belirli bir aşamasından itibaren annenin, özel hazırlanmış ve hijyen standartlarına uygun sıcak su havuzuna alınarak doğumun bu ortamda gerçekleşmesini sağlayan bir doğum yöntemi olduğunu belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Sefa Erdem Özhan, “Anne adayının tercihine bağlı olarak, tıbbi açıdan uygun bulunması halinde uygulanabilmektedir” dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[VM Medical Park Samsun Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Sefa Erdem Özhan, suda doğum hakkında bilgilendirmelerde bulundu.

“Sıcak suyun rahatlatıcı etkisi var”

Yaklaşık 37 derece sıcaklıktaki suyun, pelvik taban kaslarını gevşetmeye yardımcı olabileceğini söyleyen Op. Dr. Özhan, “Bu durum, doğum eyleminin daha konforlu ilerlemesini sağlayabilir. Aynı zamanda annenin kendini daha huzurlu hissetmesi, doğum sürecine olumlu yansıyabilir. Suyun sağladığı ortam, doğum kanalının esnekliğini artırarak ilerlemeye destek verebilir” ifadelerine yer verdi.

“Bebek için doğal bir geçiş ortamı”

Anne karnındaki amniyotik sıvıya benzerliği nedeniyle suyun, bebeğin dünyaya geçişini daha yumuşak hale getirebildiğini söyleyen Op. Dr. Özhan, “Doğum sırasında bebek, su dışına çıkarılana kadar oksijen ihtiyacını göbek kordonu aracılığıyla karşılamaya devam eder. Bu süreç, yeni doğan açısından sakin bir geçiş imkânı sağlayabilir” dedi.

Kimler için uygundur?

Suda doğumun herhangi bir sağlık problemi bulunmayan, gebelik süreci boyunca ciddi bir komplikasyon yaşamamış ve düşük riskli olarak değerlendirilen anne adayları için tercih edilebilecek bir yöntem olduğunu belirten Op. Dr. Özhan, “Ancak annenin genel sağlık durumu ve gebeliğin seyri bu tercihi doğrudan etkiler. Her olgu bireysel olarak değerlendirilmelidir” diye konuştu.

“Takip ve güvenlik esastır”

Suda doğumun yalnızca deneyimli bir sağlık ekibi eşliğinde ve gerekli tüm önlemler alınarak gerçekleştirilmesi gerektiğini vurgulayan Op. Dr. Özhan, “Doğumun her aşamasında anne ve bebek yakından izlenmeli, süreç normal seyrinde ilerlemiyorsa gerekli müdahaleler gecikmeden yapılmalıdır. Acil bir durumda sudan çıkış süresi zaman açısından dikkatle planlanmalıdır” dedi.

“Doğum yöntemi seçimi kişiye özeldir”

Her doğum yönteminin farklı dinamikler içerebildiğini söyleyen Op. Dr. Özhan, “Bu nedenle suda doğum seçeneği, yalnızca annenin talebiyle değil; mevcut tıbbi değerlendirme sonucunda, hekim uygun gördüğü takdirde uygulanmalıdır. Anne adaylarının doğum süreciyle ilgili tüm seçenekleri, takip eden hekimleriyle detaylı bir şekilde görüşmeleri önemlidir” ifadelerine yer verdi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/07/suda-dogum-anne-ve-bebek-icin-dogal-bir-baslangic-sunuyor-1916.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/07/suda-dogum-anne-ve-bebek-icin-dogal-bir-baslangic-sunuyor-1916.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/07/suda-dogum-anne-ve-bebek-icin-dogal-bir-baslangic-sunuyor-1916-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/07/suda-dogum-anne-ve-bebek-icin-dogal-bir-baslangic-sunuyor-1916.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/suda-dogum-anne-ve-bebek-icin-dogal-bir-baslangic-sunuyor/26393/</link>
			<pubDate>Mon, 28 Jul 2025 11:08:16 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Yüksek hava sıcaklığına bağlı "sıcak çarpması" vakalarında artış yaşandı]]></title>
			<description><![CDATA[Türkiye genelinde hava sıcaklıklarının artması nedeniyle acil servislere sıcak çarpmasına bağlı başvurularda artış yaşandı. Uzmanlar, özellikle risk grubunda bulunan bebekler, yaşlılar ve kronik hastaların 10.00-16.00 saatleri arasında dışarıda bulunmamaları gerektiği uyarısında bulunuyor.
]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Etlik Şehir Hastanesi Dahiliye Klinik Eğitim ve İdari Sorumlusu Doç. Dr. Emin Gemcioğlu, özellikle son günlerde hava sıcaklıklarının hissedilir şekilde arttığını, buna bağlı olarak sıcak çarpması vakalarında artış yaşandığını bildirdi.

Yükselen hava sıcaklıklarının sağlık üzerinde önemli riskler oluşturabileceğine dikkati çeken Gemcioğlu, uzun süre sıcak havaya maruz kalınmasından dolayı vücut ısısı yükseldiği için kişinin sıcak çarpması yaşayabildiğini aktardı.

Gemcioğlu, sıcaklıkların artmasına bağlı acil servis başvurularının da yükselebildiğini dile getirerek, şunları kaydetti:

"Bu dönemde acil servislere sıcak çarpması şikayetleriyle başvurularda artış olabiliyor. Çoğu hasta hafif semptomlarla başvurup sıvı tedavisiyle kısa sürede taburcu edilebiliyor. Santral sinir sistemi fonksiyonu bozukluğuyla gelen hastaları hastaneye yatırarak tedavi etmek gerekiyor. Özellikle bu dönemde hava sıcaklığının 38-40 dereceye ulaşması ve nemle birlikte terlemeyle ısı kaybımız azalırken, vücut sıcaklığımız bir anda yükselebiliyor. Bu dönemde sıcak çarpmasında artış oluyor bu hasta gruplarında.

Bilişsel fonksiyonları yerinde ve kronik hastalığı olmayan kişiler serin yere geçerek ve yeterli miktarda sıvı alarak sıcak çarpmasını kolayca atlatabilirken, sıcak çarpmasını atlatamayan kişiler ise ciddi problemlerle acil servislere gelebiliyor."

"Bilinç bulanıklığı, uyku hali gibi ciddi tablolar ortaya çıkabiliyor"

Gemcioğlu, "Sıcak çarpmasının ilk belirtileri arasında kişide terleme, terlemenin azalmasıyla birlikte çarpıntı, zayıf veya hızlı nabız, bulantı, kusma, kas krampları ve baş ağrısı görülebiliyor." dedi.

Bebekler, yaşlılar, kronik hastalığı olanlar ve gebelerin vücut ısısının yükselmesine daha duyarlı olduğunu, bu nedenle sıcak çarpmasının bu kişilerde daha sık görüldüğüne dikkati çeken Gemcioğlu, "Biz terleyerek vücut ısımızı kontrol altında tutmaya çalışıyoruz. Riskli grupta olan kişilerde, vücut ısısı 39-40 dereceye çıkabiliyor. Bu durumla birlikte bulantı, kusma, kas krampları, ciltte kuruluk ve daha da ileri düzeylerde merkezi sinir sisteminin etkilenmesine bağlı olarak bilinç bulanıklığı, uyku hali gibi ciddi tablolar ortaya çıkabiliyor." bilgisini verdi.

Gemcioğlu, sıcak çarpması durumunda ilk müdahalenin kişinin serin yere alınması, kıyafetinin çıkarılması, vücuduna soğuk kompres uygulanması olduğunu belirterek, "Bilinci açıksa ağızdan sıvı verilmeli ancak bilişsel fonksiyonlarında problem varsa damar yolu açılarak sıvı tedavisine başlanmalı." diye konuştu.

"Saat 10.00 ile 16.00 saatleri arasında dışarı çıkılmasını önermiyoruz"

Sıcak çarpmasına karşı tedbirli olunması gerektiğini vurgulayan Gemcioğlu, "Saat 10.00 ile 16.00 arasında dışarı çıkılmasını önermiyoruz. 65 yaş üstü kişiler, bebekler, diyabet, kalp, kronik böbrek, kanser hastalığı olanların bu saatte dışarıda bulunmaması gerekiyor. Kalp, tansiyon hastaları idrar sökücü ilaç da kullanabildiği için bu kişiler sıcak çarpmasına karşı daha duyarlı hale gelebiliyor." şeklinde konuştu.

Gemcioğlu, özellikle kendi başına su içemeyecek olan bebeklerin ve yaşlıların araç içinde tek başına bırakılmaması gerektiğine işaret ederek, "Çünkü bu durum kişinin hayatını kaybetmesine kadar gidebilen ciddi sorunlar oluşturabiliyor." uyarısında bulundu.

Riskli saatler olan 10.00-16.00 arasında güneşin altında çalışmak zorunda kalanların kendilerini sıcaktan koruyacak önlemleri mutlaka alması gerektiğine dikkati çeken Gemcioğlu, "Bu kişiler kendilerini sıcaktan koruyacak özellikle şapka ve güneş gözlüğü gibi aksesuarlar kullanmalı, açık renkli kıyafetler tercih etmeli ve güneş kremi kullanmalı çünkü bu durumda birinci derecede yanık vakaları bile görebiliyoruz." ifadelerini kullandı.

Gün içinde yeterli miktarda su tüketilmesinin büyük önem taşıdığını belirten Gemcioğlu, bu ihtiyacın kişiden kişiye ve yapılan fiziksel aktiviteye göre değişebileceğini kaydetti.

Gemcioğlu, ortalama 70 kilo ağırlığındaki bir bireyin günde yaklaşık 2 litre su içmesinin uygun olduğunu aktardı. Suyun yanı sıra ayran ve bitki çayı gibi sıvıların da tercih edilebileceğini anlatan Gemcioğlu, şekerli, gazlı ve alkollü içeceklerin ise vücuttaki su ihtiyacını artırabileceğinden bunların içilmesini önermediklerini dile getirdi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/07/yuksek-hava-sicakligina-bagli-sicak-carpmasi-vakalarinda-artis-yasandi-3394.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/07/yuksek-hava-sicakligina-bagli-sicak-carpmasi-vakalarinda-artis-yasandi-3394.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/07/yuksek-hava-sicakligina-bagli-sicak-carpmasi-vakalarinda-artis-yasandi-3394-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/07/yuksek-hava-sicakligina-bagli-sicak-carpmasi-vakalarinda-artis-yasandi-3394.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/yuksek-hava-sicakligina-bagli-sicak-carpmasi-vakalarinda-artis-yasandi/26316/</link>
			<pubDate>Fri, 11 Jul 2025 16:12:47 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Maltepe Diş Hekimi Dt. Müge Güler Sarıkaya ile Modern ve Estetik Diş Tedavileri]]></title>
			<description><![CDATA[Anadolu Yakası’nda Sağlıklı Gülüşlerin Yeni Adresi: Dt. Müge Güler Sarıkaya
İstanbul’un Anadolu Yakası Diş Hekimi arayışında olanlar için öne çıkan isimlerden biri olan Maltepe Diş Hekimi Dt. Müge Güler Sarıkaya, modern diş hekimliği teknikleri ve estetik odaklı uygulamaları ile hastalarına hem sağlıklı hem de doğal görünümlü gülüşler kazandırıyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ 

İstanbul’un Anadolu Yakası Diş Hekimi arayışında olanlar için öne çıkan isimlerden biri olan Maltepe Diş Hekimi Dt. Müge Güler Sarıkaya, modern diş hekimliği teknikleri ve estetik odaklı uygulamaları ile hastalarına hem sağlıklı hem de doğal görünümlü gülüşler kazandırıyor.

Kliniği, Maltepe’nin merkezi konumunda yer almakta ve Bağdat Caddesi Diş Hekimi hizmeti arayan pek çok kişi tarafından da tercih edilmektedir.

Kliniğinde Sunulan Başlıca Hizmetler

Dt. Müge Güler Sarıkaya’nın Maltepe Diş Kliniği'nde, ağız ve diş sağlığını en üst seviyeye taşımaya yönelik birçok hizmet sunuluyor:


	İmplant Diş Tedavisi
	Zirkonyum Diş Kaplama
	Ortodonti (Diş Teli) Uygulamaları
	Estetik Diş Hekimliği
	Diş Beyazlatma
	Porselen Diş Kaplama
	Dijital Gülüş Tasarımı


Bu kapsamlı hizmetler sayesinde, hastalar yalnızca fonksiyonel değil, aynı zamanda estetik anlamda da tatmin edici sonuçlar elde ediyor.

Kişiye Özel Tedavi Yaklaşımı

Dt. Müge Güler Sarıkaya, her hastanın ağız ve diş yapısının kendine özgü olduğunu vurgulayarak, kişiye özel tedavi planları hazırlıyor.
“Hastalarımız için en uygun ve uzun ömürlü çözümleri sunmayı amaçlıyoruz. Estetik beklentiler ile sağlık ihtiyaçları dengeli bir şekilde ele alınmalı” diyor.

Neden Tercih Ediliyor?


	Hijyen ve Sterilizasyon Standartlarının Yüksek Seviyede Olması
	Modern Diş Hekimliği Cihazları Kullanılması
	Kişiye Özel ve Estetik Odaklı Tedavi Planları
	Güler Yüzlü ve Profesyonel Yaklaşım


Özellikle İstanbul Diş Hekimi, Maltepe İmplant Diş Hekimi ve Zirkonyum Diş Maltepe arayışında olan hastaların sıkça başvurduğu bir klinik olması da dikkat çekiyor.

Randevu ve Bilgi İçin

Maltepe Estetik Diş Hekimi veya Bağdat Caddesi Diş Hekimi alanında deneyimli ve güvenilir bir hekim arıyorsanız, detaylı bilgi ve randevu için Dt. Müge Güler Sarıkaya’nın resmi web sitesini ziyaret edebilirsiniz:

https://www.mugegulersarikaya.com/
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/06/maltepe-dis-hekimi-dt-muge-guler-sarikaya-ile-modern-ve-estetik-dis-tedavileri-765.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/06/maltepe-dis-hekimi-dt-muge-guler-sarikaya-ile-modern-ve-estetik-dis-tedavileri-765.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/06/maltepe-dis-hekimi-dt-muge-guler-sarikaya-ile-modern-ve-estetik-dis-tedavileri-765-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/06/maltepe-dis-hekimi-dt-muge-guler-sarikaya-ile-modern-ve-estetik-dis-tedavileri-765.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/maltepe-dis-hekimi-dt-muge-guler-sarikaya-ile-modern-ve-estetik-dis-tedavileri/26300/</link>
			<pubDate>Mon, 23 Jun 2025 13:29:51 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Nöroloji Uzmanı Dr. Hilal Horozoğlu’nun Yeni Muayenehanesi Hizmete Açıldı]]></title>
			<description><![CDATA[Kayseri Tacettin Veli Mahallesi Üzüm Plaza’da açılan Nöroloji Uzmanı Dr. Hilal Horozoğlu’nun özel muayenehanesi, Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç ve Hacılar Belediye Başkanı Bilal Özdoğan’ın katılımıyla vatandaşların hizmetine sunuldu. Açılışa Kayseri Sanayi Odası Başkanı Abidin Özkaya ve Diyanet İşleri eski başkan yardımcısı Necmettin Nursaçan da iştirak etti. Açılış dualarla gerçekleştirildi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Uyku Bozuklukları, Apne, Baş Ağrısı ve Nörolojik Hastalıklarda Bütüncül Tedavi Yaklaşımı

Kayseri Tacettin Veli Mahallesi Üzüm Plaza’da açılan Nöroloji Uzmanı Dr. Hilal Horozoğlu’nun özel muayenehanesi, Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç ve Hacılar Belediye Başkanı Bilal Özdoğan’ın katılımıyla vatandaşların hizmetine sunuldu. Açılışa Kayseri Sanayi Odası Başkanı Abidin Özkaya ve Diyanet İşleri eski başkan yardımcısı Necmettin Nursaçan da iştirak etti. Açılış dualarla gerçekleştirildi.

Dr. Hilal Horozoğlu, yaptığı açıklamada özellikle uyku bozuklukları, uyku apnesi, baş ağrısı, beyin damar hastalıkları, demans, baş dönmesi, parkinson ve multipl skleroz (MS) gibi nörolojik hastalıklara yönelik özel tanı ve tedavi hizmetleri sunduklarını vurguladı:

“Kayseri Şehir Hastanesi’nde uzun yıllar nöroloji uzmanı ve başhekim yardımcısı olarak görev yaptım. Emekli olduktan sonra, hastalarıma daha nitelikli ve birebir ilgilenebileceğim özel bir ortam sağlamak amacıyla bu muayenehaneyi açtım. Özellikle nörolojik hastalıkların teşhisinde detaylı değerlendirme yapıyor; uyku bozuklukları, baş ağrısı ve hareket bozuklukları gibi sorunlarda bütüncül bir tedavi sunuyoruz. Fizyoterapistler ve psikologlarla koordineli çalışarak hem fiziksel hem psikolojik destek sağlıyoruz.”

Dr. Horozoğlu’nun yeni muayenehanesi, Kayseri’de modern tıbbın sunduğu olanaklarla donatılmış, hasta odaklı bir hizmet anlayışıyla faaliyetlerine başladı.

 

Dr. Hilal HOROZOĞLU Kimdir?
Dr.Hilal Horozoğlu 2000 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuştur. Tıp Fakültesinde öğrenci iken Queen Elisabeth Neuroscience Center, Birminghan, İngiltere’de gözlemci olarak çalışmıştır. 2010 yılında Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı’nda Nöroloji ihtisasını tamamlamıştır. Yurtiçi ve yurtdışında hakemli dergilerde yayınları, sözlü ve yazılı sunumları, Nöroloji kitap çevirileri mevcuttur. 2010-2020 yılları arasında Tekirdağ Devlet Hastanesi’nde görev yapmıştır. Türk Uyku Tıbbı Derneği’nin 2010 yılında yaptığı yazılı sınavda başarılı olarak Uyku Tıbbı Sertifikası almaya hak kazanmıştır. Tekirdağ Devlet Hastanesi bünyesinde Uyku Laboratuvarı’nı kurmuş ve sorumlu hekimi olarak görev yapmıştır. 2020 yılında Kayseri Şehir Hastanesi’ne tayin olmuş ve Uyku Laboratuvarının sorumluluğunu üstlenmiştir. 2024 yılında Başhekim Yardımcısı olarak görev yapmakta iken kendi isteği ile emekliye ayrılmıştır. 2025 yılından itibaren muayenehanesinde özellikle uyku bozuklukları başta olmak üzere başağrısı, baş dönmesi, hareket bozuklukları ve botoks uygulamaları, demans, multipl skleroz, nörooftalmoloji, beyin-damar hastalıkları alanlarında hastalarına hizmet vermektedir.
]]></content:encoded>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/noroloji-uzmani-dr-hilal-horozoglu-nun-yeni-muayenehanesi-hizmete-acildi/26277/</link>
			<pubDate>Thu, 24 Apr 2025 08:29:28 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kronik Hastalığı Olanların Ramazan'da Dikkat Etmesi Gereken 4 Madde]]></title>
			<description><![CDATA[Hipertansiyon, diyabet, böbrek veya kalp yetmezliği gibi kronik hastalıklar kişinin yaşamından beslenme tarzına kadar birçok konuda değişiklik gerektirebiliyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Hipertansiyon, diyabet, böbrek veya kalp yetmezliği gibi kronik hastalıklar kişinin yaşamından beslenme tarzına kadar birçok konuda değişiklik gerektirebiliyor.

 

 

Ramazan ayında da beslenme alışkanlıklarının açlık-tokluk süresine göre uzman doktor eşliğinde organize edilmesi gerekiyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü'nden Uzm. Dr. Onur Taşcı, kronik hastalığı olanların Ramazan Ayı'nda dikkat etmesi gerekenlerle ilgili bilgi verdi.

 

 

 

 

Kronik hastalar oruç tutmadan önce doktora başvurmalı!

 

 

 

 

Ramazan ayı, Müslümanlar için, beslenme ve yaşam alışkanlıklarının değiştiği bir süreçtir. Bu ayda coğrafi konuma göre değişmekle birlikte ortalama 13 saat kadar açlık gerektiren bir süreçtir. Ramazan ayında diyabet, hipertansiyon, böbrek ve kalp yetmezliği, gibi kronik hastalıkları bulunanların dikkat etmesi ve bazı durumlarda oruç tutmamaları gerekmektedir. Oruç sağlıklı insanlara farz olan bir ibadettir. Bu nedenle, doktor tavsiyesiyle belirli önlemler almak büyük önem taşır.

 

 

 

 

Uzun süreli açlık aniden kan şekeri düşmesine neden olabilir

 

 

 

 

Diyabet hastaları, uzun süre aç kalmanın kan şekerinde ani düşüş veya yükselişlere neden olabileceğini unutmamalıdır. Oruç tutmak isteyen diyabet hastalarının ilaçlarının doktor kontrolünde düzenlenmesi gerekmektedir.  Sahur yapmadan oruç tutulmamalıdır. Sahurda yavaş sindirilen ve kan şekerini dengede tutan besinler tüketilmelidir (tam tahıllar, protein, sağlıklı yağlar).İftarda ani ve aşırı yemek yemekten kaçınılmalıdır. Basit şekerlerden (tatlılar, beyaz ekmek, pirinç vb.) uzak durulmalı ve yeterli su içilmelidir. Diyabet hastaları oruç tutarken şeker yüksekliği (hiperglisemi), şeker düşüklüğü (hipoglisemi) , diyabetik ketoasidoz (koma), sıvı kayıpları ve tansiyon düşüklüğü gibi durumlarla karşılaşabilirler. Düşük riskli hasta grupları Ramazan öncesi verilen eğitim ve destekle oruç tutabilirler. Kontrol altında diyabeti olan table veya tek doz insülin alan hastaların yakın takiple oruç tutabilecekleri belirtilmektedir.

 

 

 

 

Hipertansiyon hastaları tuz tüketimine dikkat!

 

 

 

 

Hipertansiyon hastalarının özellikle tuz tüketimine dikkat etmeleri gerekmektedir. Aşırı tuz tüketimi tansiyonun yükselmesine neden olabilir. Kafeinli içecekler (Çay, kahve ve gazlı içecekler) vücuttan su atılmasına neden olabilir. Ayrıca, iftar ve sahurda yeterli miktarda su içmek, vücudun susuz kalmasını önlemek için önemlidir. Tansiyon ilaçlarının düzenli kullanılması gerekmektedir. Doktorunuza danışarak ilaç saatlerinizi sahur ve iftara göre ayarlayın. İdrar söktürücü ilaç kullanıyorsanız dikkatli olunmalı bu ilaçlar vücuttan fazla sıvı atılmasına neden olabilir. Hafif yürüyüşler yapabilirsiniz. Ancak aşırı terleme ve sıvı kaybına neden olacak egzersizlerden kaçınmak gerekir. Baş dönmesi, bulanık görme, baş ağrısı veya aşırı yorgunluk hissederseniz tansiyonunuzu ölçün. Tansiyon çok yükselirse (örneğin 180/110 mmHg ve üzeri) veya çok düşerse (örneğin 90/60 mmHg ve altı), orucu bozmak gerekebilir.

 

 

 

 

Böbrek hastalarının uzun süre susuz kalmaması önemli!

 

 

 

 

Böbrek yetmezliği hastaları için uzun süre susuz kalmak böbrek fonksiyonlarını olumsuz etkileyebilir. Özellikle böbrek yetmezliği olan hastaların oruç tutmadan önce doktorlarına danışmaları gerekir. Yeterli sıvı alımı sağlanmadan oruç tutulması böbrek taşı oluşumuna veya böbrek fonksiyonlarının daha da bozulmasına neden olabilir.

 

 

 

 

Kalp hastalıkları olan hastaların göğüs ağrısı, nefes darlığı, baş dönmesi veya çarpıntı hissederse tansiyon ve nabız kontrolü yapmaları gerekmektedir. Kalp krizi belirtileri (şiddetli göğüs ağrısı, kol ve çeneye yayılan ağrı, terleme, mide bulantısı) hissederseniz orucunuzu hemen bozarak acilen doktora başvurun. Eğer ciddi bir kalp hastalığınız varsa (kalp yetmezliği, yakın zamanda kalp krizi geçirmiş olmak, kontrolsüz ritim bozukluğu vb.), doktorunuz oruç tutmamanızı önerebilir.

 

 

 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

 
 
 



 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/kronik-hastaligi-olanlarin-ramazan-da-dikkat-etmesi-gereken-4-madde-6139.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/kronik-hastaligi-olanlarin-ramazan-da-dikkat-etmesi-gereken-4-madde-6139.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/kronik-hastaligi-olanlarin-ramazan-da-dikkat-etmesi-gereken-4-madde-2498-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/kronik-hastaligi-olanlarin-ramazan-da-dikkat-etmesi-gereken-4-madde-6139.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/kronik-hastaligi-olanlarin-ramazan-da-dikkat-etmesi-gereken-4-madde/26255/</link>
			<pubDate>Wed, 12 Mar 2025 09:00:56 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[İzmir Büyükşehir'in Obezite Polikliniği'nden bini aşkın İzmirli yararlandı]]></title>
			<description><![CDATA[4 Mart Dünya Obezite Günü nedeniyle İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi Obezite Polikliniği'nde görevli Uzm. Dr. Hümeyra Amuca önemli bilgiler paylaştı. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[4 Mart Dünya Obezite Günü nedeniyle İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi Obezite Polikliniği'nde görevli Uzm. Dr. Hümeyra Amuca önemli bilgiler paylaştı. Obezite görülme sıklığının Türkiye'de yüzde 30'un üzerine çıktığını ve Avrupa kıtasındaki en kilolu ülke konumuna geldiğimizi hatırlatan Amuca, obezitenin önlenmesi için obeziteye neden olan faktörlerin ortadan kalkması gerektiğini söyledi. Amuca ayrıca Eşrefpaşa Hastanesi'nde 7 ay önce hizmete giren Obezite Polikliği'nden bini aşkın İzmirlinin yararlandığını belirtti.

 

 

İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi Obezite Polikliniği'nden Uzm. Dr. Hümeyra Amuca, 4 Mart Dünya Obezite Günü nedeniyle çağın hastalığına ilişkin değerlendirmede bulundu. Obezitenin nedenlerine ve özellikle ergenlik döneminde görülen obezite sıklığına dikkat çeken Uzm. Dr. Amuca, İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi'nde yaklaşık 7 aydır haftada 2 gün, günde 20 hastaya hizmet verdiklerini söyledi.

 

 

 

 

Avrupa kıtasının en kilolu ülkesiyiz

 

 

 

 

Obezitenin, dünyada olduğu gibi Türkiye'de de halk sağlığını önemli ölçüde tehdit eden ve sıklığı giderek artan bir sorun olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Hümeyra Amuca, "Araştırmalar, obezitenin görülme sıklığının  ülkemizde yüzde 30'un üzerine çıktığını ve Avrupa kıtasındaki en kilolu ülke konumuna geldiğimizi göstermektedir. Yetişkin kadınlarda obezite sıklığı erkeklerden belirgin olarak daha yüksektir. Özellikle ekonomik olarak daha az gelişmiş ve eğitim seviyesinin daha düşük olduğu bölgelerdeki kadınlar obezite açısından daha riskli durumdadır" bilgisini verdi.

 

 

 

 

Pek çok faktör birbiri ile ilişkili

 

 

 

 

Aşırı ve yanlış beslenme ve fiziksel aktivite yetersizliği gibi etmenlerin obezitenin en önemli nedenleri olarak kabul edildiğini hatırlatan Uzm. Dr. Amuca, bu faktörlerin yanı sıra genetik, çevresel, nörolojik, fizyolojik, biyokimyasal, sosyo-kültürel ve psikolojik pek çok faktörün birbiri ile ilişkili olarak obezite oluşumuna neden olduğunu belirtti. Tüm dünyada özellikle çocukluk çağı obezitesindeki artışın sadece genetik yapıdaki değişikliklerle açıklanamayacak derecede fazla olduğunu kaydeden Uzm. Dr. Amuca, "Bu nedenle obezitenin oluşumunda çevresel faktörlerin rolünün ön planda olduğu kabul edilmektedir. Obezitenin önlenmesi için obeziteye neden olan bu faktörlerin ortadan kaldırılması ya da tedavisi önemlidir" dedi.

 

 

 

 

Cerrahi kararı öncesi yapılması gerekenleri sıraladı

 

 

 

 

Cerrahi kararı önce yapılması gerekenleri sıralayan Uzm. Dr. Amuca şöyle konuştu: "Hastaya obezite tedavisi konusunda deneyimli bir ekip tarafından yeterli bir süre beslenme tedavisi, fiziksel aktivite artışı, bilişsel davranışçı yaklaşım gibi sağlıklı yaşam biçimi yönetimi ve farmakolojik tedavi uygulanmalıdır. En az 6 ay süren bu yaklaşımla yeterli kilo veremeyen veya daha önce verdiği kiloyu muhafaza edemeyen hastalarda bariyatrik cerrahi düşünülebilir. Ancak pek çok obeziteli bireyin yaşamında kilo verme ve geri alma deneyimleri olduğunu da unutmamak gerekir. Bu nedenle, hastaların geçmiş kilo verme öyküleri ve daha önce denedikleri yöntemler iyi sorgulanmalı, yeni bir kilo verme girişimine başlamadan önce geçmişte başarısızlığa neden olan faktörlerin tespit edilmesine çalışılmalıdır."

 

 

 

 

Ergenlerde obezite artışı

 

 

 

 

Halk arasında "ergen" olarak adlandırılan adölesanlarda obezite nedenlerinin erişkin obezitesinde olduğu gibi multifaktöryel olduğunu dile getiren Uzm. Dr. Amuca, "Adölesanlarda obezite nedenlerinde özellikle bazı unsurlar dikkat çekmektedir. Enerji yoğun ve mikro-besin açısından fakir gıdaların, şekerli içeceklerin ve 'fast food' ürünlerinin bu yaş grubunu hedef alarak pazarlanması bir faktördür. Bunun yanında yine bu grupta atıştırma eğiliminin artması, kahvaltının es geçilmesi, aileyle birlikte yemek yenmemesi, porsiyonların büyük olması, hızlı yeme gibi unsurların etkisi de olabilir. Önceleri televizyon seyredilmesi ile tespit edilen ekran zamanı ve obezite gelişimi arasındaki ilişki artık mobil cihazların ortaya çıkmasıyla son 20 yılda daha da belirgin hale gelmiştir. Artmış ekran maruziyeti ergenlere daha fazla gıda pazarlanmasına, ekran karşısında şuursuzca yemenin artışına, fiziksel aktivite yapılacak zamanın ekran karşısına kaymasına, hareketsizliğin artmasına ve uyku süresinin azalmasına yol açarak etki etmektedir" diye konuştu.

 

 

 

 

Eşrefpaşa Hastanesi Obezite Polikliniği

 

 

 

 

İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi bünyesinde kurulan Obezite Polikliniği, fazla kilolarından sağlıklı bir şekilde kurtulmak isteyen hastalara eylül ayından bu yana hizmet veriyor. Poliklinik, yapılan tetkikler ve boy, kilo, tansiyon ölçümlerinin ardından hastalarının diyetisyen kontrolünde fazla kilolarından kurtulmalarını sağlıyor. Uzm. Dr. Serkan Çimendağ, Uzm. Dr. Ümit Kan ve Uzm. Dr. Hümeyra Amuca'nın görev yaptığı Obezite Polikliniği salı ve perşembe günleri hasta kabul ediyor.

 

 

 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

 
 
 



 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/izmir-buyuksehir-in-obezite-poliklinigi-nden-bini-askin-izmirli-yararlandi-9488.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/izmir-buyuksehir-in-obezite-poliklinigi-nden-bini-askin-izmirli-yararlandi-9488.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/izmir-buyuksehir-in-obezite-poliklinigi-nden-bini-askin-izmirli-yararlandi-8892-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/izmir-buyuksehir-in-obezite-poliklinigi-nden-bini-askin-izmirli-yararlandi-9488.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/izmir-buyuksehir-in-obezite-poliklinigi-nden-bini-askin-izmirli-yararlandi/26243/</link>
			<pubDate>Wed, 12 Mar 2025 09:00:25 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Dünya Obezite Günü'nde Müge Boz'la "90-100" Kampanyası]]></title>
			<description><![CDATA[Kadınlarda 90 cm, erkeklerde 100 cm'yi aşan bel çevresi ölçümü, kalp hastalıklarından diyabete, karaciğer yağlanmasından uyku apnesine kadar birçok sağlık...]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kadınlarda 90 cm, erkeklerde 100 cm'yi aşan bel çevresi ölçümü, kalp hastalıklarından diyabete, karaciğer yağlanmasından uyku apnesine kadar birçok sağlık riskine işaret ediyor. Kampanya kapsamında ünlü oyuncu Müge Boz'un rol aldığı film, moda dünyasından sağlık ile ilgili gerçeklere geçiş yaparak geniş kitlelerde yanlış algılara meydan okuyor. Obezitenin bir irade meselesi değil, hekimlere danışılarak yönetilmesi gereken kronik bir hastalık olduğunun altını çiziyor.

 

 

Obezite, yalnızca bireysel bir sağlık sorunu olmanın ötesinde, küresel ölçekte giderek büyüyen bir halk sağlığı krizine dönüşüyor. Dünya genelinde her yıl milyonlarca insan, obeziteye bağlı sağlık sorunları nedeniyle hayatını kaybediyor. 200'den fazla olası sağlık komplikasyonu ile ilişkilendirilen ve tip 2 diyabet ile kardiyovasküler hastalıklar gibi yaşam süresi ve yaşam kalitesini etkileyebilecek hastalıklara zemin hazırlayan obezite, toplumda hala yalnızca estetik bir mesele olarak görülüyor. Oysaki bilimsel araştırmalar, obezitenin basit bir irade meselesi değil; biyolojik, çevresel ve genetik faktörlerin iç içe geçtiği kronik bir hastalık olduğunu kanıtlıyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Novo Nordisk, obezite konusundaki farkındalığı artırmak amacıyla geçtiğimiz yıl 4 Mart Dünya Obezite Günü'nde "Bu İş Sandığından Büyük" kampanyasını başlatmıştı. Kampanya boyunca Türkiye Obezite Araştırma Derneği (TOAD) ile hayata geçirilen etkili projelerle obeziteye dair farkındalığı artırmak ve toplumsal algıyı değiştirmek için önemli adımlar atıldı. Bu yıl ise, aynı güçlü mesajı ileten "90-100" farkındalık kampanyasıyla obezitenin sadece dış görünüşten ibaret olmadığını, sağlığa etkilerinin estetik kaygıların çok ötesinde olduğunu çarpıcı bir şekilde vurguluyor. Kampanyanın kalbinde yer alan ve ünlü oyuncu Müge Boz'un rol aldığı etkileyici film, moda dünyasının parlak ışıklarından sağlık gerçeklerine uzanan sarsıcı bir dönüşüm hikayesini anlatıyor. Bu güçlü mesajın, kampanya kapsamında hazırlanan video ile geniş kitlelere ulaşarak toplumdaki kalıplaşmış algıları yıkması ve obezitenin gerçek yüzünü ortaya koyması hedefleniyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Moda Dünyasından Sağlık Gerçekliğine: 90-100 Kampanyası

 

 

 

 

 

 

 

 

 

"90-100" kampanyası, göz alıcı bir moda çekimiyle başlıyor ancak izleyiciyi hızla çok daha önemli bir gerçekliğe götürüyor: sağlık. Müge Boz'un yer aldığı çarpıcı film, bel çevresi ölçümünün obezite tanısında kritik bir gösterge olduğunu vurguluyor ve güçlü bir mesaj veriyor: "Bu mesele modanın, güzelliğin, dış görünüşün çok ötesinde! Eğer bel çevresi kadınlarda 90 cm'yi, erkeklerde 100 cm'yi aşıyorsa, bu obeziteye işaret ediyor olabilir. Obezite, 200'den fazla olası sağlık komplikasyonuyla ilişkili ciddi bir kronik hastalıktır ve tip 2 diyabet ve kardiyovasküler hastalıklar da dahil olmak üzere beklenen yaşam süresini ve sağlıkla ilgili yaşam kalitesini etkileyebilen diğer hastalıklara zemin hazırlar. Şimdi mezurayı beline sar, çözümü hekime sor!"

 

 

 

 

Dünya Sağlık Örgütü tarafından bir hastalık olarak kabul edilen obezite, ciddi, ilerleyici ve kronik bir sağlık sorunudur. Sadece diyabet değil, kalp ve karaciğer hastalıkları, kanserler ve daha birçok hastalık için de zemin hazırlayabilir. Ayrıca, obeziteyle yaşayan bireyler sıklıkla damgalanma, ayrımcılık ve ruh sağlığı sorunlarıyla karşı karşıya kalıyor. Son 50 yılda obezite oranı dünya genelinde yaklaşık üç katına çıktı ve eğer mevcut trendler devam ederse, 2035 yılına kadar dünya nüfusunun yarısından fazlası fazla kilolu veya obeziteli olacak. 2024 Dünya Sağlık Örgütü raporu, Türkiye'nin obezitenin en hızlı arttığı ülkelerden biri olduğunu ortaya koyuyor. Daha da çarpıcı olan ise, 2060'a kadar dünya genelinde fazla kilolu ve obeziteli oranının %70'e, Türkiye'de ise %94 gibi endişe verici bir seviyeye ulaşabileceğinin öngörülmesidir. Bu sadece bir bireysel sağlık sorunu değil, tüm toplumları tehdit eden bir kriz.

 

 

 

 

"Bel çevrenizi ölçün, risklerinizi değerlendirin"

 

 

 

 

Novo Nordisk Türkiye Kıdemli Klinik, Medikal ve Ruhsat Direktörü Dr. Ömer Buğra Bahadır, kampanyanın amacını şu sözlerle açıklıyor: "Obezite, sadece dış görünüşle ilgili bir konu değil, vücuttaki tüm organ sistemlerini etkileyen, ciddi sağlık sonuçları olan kronik bir hastalık. Ne yazık ki toplumda birçok kişi obeziteyi irade eksikliği ile ilişkilendirerek hekime danışmaktan kaçınıyor. Novo Nordisk olarak, bilimsel verilere dayalı yaklaşımlarla obezitenin bir irade meselesi değil, tıbbi yönetim gerektiren bir hastalık olduğunu vurguluyoruz. 90-100 kampanyamızla, obezitenin kronik bir sağlık meselesi olduğunun altını çizerken, herkesin kolayca bel çevresi ölçümüyle kendi riskini değerlendirebileceğini ve hekime başvurmanın önemini anlatmayı hedefliyoruz. Bel çevresi ölçüsünün artmasıyla kendini gösteren abdominal obezite, diyabet, hipertansiyon ve kalp-damar hastalıklarıyla doğrudan bağlantılıdır. Obezite, görmezden gelinmemesi gereken bir hastalıktır ve bireylerin bir hekime başvurarak bilimsel ve kişiye özel çözümler araması hayati önem taşır. Obezite evresi ilerledikçe, yaşam beklentisinin azaldığı biliniyor. Ancak obeziteyle mücadelenin önündeki en büyük engellerden biri farkındalık eksikliği. Türkiye'de yapılan bir araştırmaya göre, obeziteli bireylerin sadece %57'si obezitenin kronik bir hastalık olduğunun farkında. Yani toplumun neredeyse yarısı, bu sessiz tehdidin farkında bile değil. Obeziteyi sadece bir kilo meselesi olarak görmek, bu sağlık krizini daha da derinleştiriyor. Bizim bu kampanya ile vermek istediğimiz en önemli mesaj ise; obeziteyi hafife almayın! Sağlığınızı korumak için bel çevrenizi ölçün, risklerinizi değerlendirin ve en önemlisi, bir hekime danışmaktan çekinmeyin. Erken tanı ve tıbbi destek, obezitenin yol açabileceği ciddi hastalıkları önlemenin en etkili yollarından biridir."

 

 

 

 

90-100: Obezitede Önemli Bir Referans Değeri

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kampanya, 90-100 değerini toplum tarafından bilinen ve hatırlanan bir eşik haline getirmeyi amaçlıyor. Bu sayede bireyler kendi sağlık durumlarını kolayca değerlendirebilecek ve obezitenin yol açabileceği hastalıklardan korunmak için erken adım atabilecekler.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Obeziteye karşı bilinç oluşturmak ve doğru bilgiye ulaşmayı sağlamak adına buissandigindanbuyuk.com platformu üzerinden detaylı içeriklere, hekim görüşlerine ve çözüm önerilerine ulaşmak mümkün. 

 

 

 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

 
 
 



 


Tahmini okuma suresi: 6 dakika.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/dunya-obezite-gunu-nde-muge-boz-la-90-100-kampanyasi-8917.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/dunya-obezite-gunu-nde-muge-boz-la-90-100-kampanyasi-8917.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/dunya-obezite-gunu-nde-muge-boz-la-90-100-kampanyasi-5825-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/dunya-obezite-gunu-nde-muge-boz-la-90-100-kampanyasi-8917.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/dunya-obezite-gunu-nde-muge-boz-la-90-100-kampanyasi/26212/</link>
			<pubDate>Wed, 12 Mar 2025 08:51:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Nefes Borusu Yüzde 95 Kapandı, 10 Saatlik Ameliyatla Hayata Döndü]]></title>
			<description><![CDATA[Herpes virüsüne bağlı ensafalit nedeniyle entübe edilerek 52 gün yoğun bakımda kalan tıp fakültesi birinci sınıf öğrencisi Ahmet Yasin Sarıçiçek (21) tedavi edilip uyandırılınca solunum yolunda gelişen darlık nedeniyle nefes almakta güçlük çekti.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Herpes virüsüne bağlı ensafalit nedeniyle entübe edilerek 52 gün yoğun bakımda kalan tıp fakültesi birinci sınıf öğrencisi Ahmet Yasin Sarıçiçek (21) tedavi edilip uyandırılınca solunum yolunda gelişen darlık nedeniyle nefes almakta güçlük çekti.

Akciğerleri temiz çıkan, iki kez nefes borusunu genişletmek için operasyon geçiren ama iyileşemeyen Sarıçiçek, Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Sina Ercan tarafından yapılan 10 saatlik zorlu bir ameliyatla sağlığına kavuştu. Prof. Dr. Ercan, "Hasta bize geldiğinde nefes borusu yüzde 95 kapalıydı. Entübe edilip yoğun bakımda kalan hastalarda nefes borusunun hasar alabildiğini görüyoruz. Eğer hızlı müdahale edilmezse hasta ömür boyu, trakeostomi ile yaşamak zorunda kalabilir" dedi.

 

İSTANBUL'DA yaşayan tıp fakültesi birinci sınıf öğrencisi Ahmet Yasin Sarıçiçek (21) doğum günü kutladıkları akşam yüksek ateş ve baş ağrısı şikayetiyle hastaneye başvurdu. Soğuk algınlığı teşhisi konulan Yasin, antibiyotik tedavisi verilerek taburcu edildi. Durumu hızla kötüleşen ve tekrar doktora giden Sarıçiçek'e, yapılan testler sonucunda herpes virüsüne bağlı ensefalit (beyin iltihabı) teşhisi konuldu ve entübe edilerek yoğun bakıma alındı. 52 günlük yoğun bakım sürecinin ardından solunum yolunda gelişen darlık nedeniyle nefes almakta güçlük çeken Ahmet Yasin, Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi'nden Prof. Dr. Sina Ercan ve ekibinin gerçekleştirdiği zorlu bir ameliyatla sağlığına kavuştu.

"PROF. DR. SİNA ERCAN: NEFES BORUSUNDA DİKİŞLERİ TUTACAK SAĞLAM DOKU YOKTU"

Ahmet Yasin Sarıçiçek'in durumunu değerlendiren Prof. Dr. Sina Ercan, ameliyatın ne kadar karmaşık olduğunu şu sözlerle anlattı:

"Hastamı ilk gördüğümüzde, entübasyona bağlı gelişen bu darlığın oldukça hassas bir noktada olduğunu fark ettik. Ses tellerine çok yakın bir bölgede olduğu için ameliyat oldukça zorlu olacaktı. İlk yapılan tomografilerde durumu inceledik ancak ameliyat sırasında karşılaştığımız tablo çok daha ağırdı. Gırtlak bölgesindeki kıkırdak yapılar ciddi şekilde hasar görmüştü ve onarımı için sağlam bir doku bulmak neredeyse imkansızdı. Bu nedenle ameliyat sırasında dokular ek yapılan dikişleri tutmadığı için ekleme işlemine ikinci kez baştan başlamak zorunda kaldık. Çünkü attığımız dikişleri tutabilecek sağlıklı bir doku mevcut değildi. Üstelik hastanın ikinci bir ameliyat şansı da yoktu."

"AMELİYAT SONRASI DARLIĞIN TEKRARLAMAMASI ÇOK KRİTİK"

Ameliyat sonrası sürecin en kritik aşamalarından birinin darlığın tekrar oluşmasını engellemek olduğunu belirten Prof. Dr. Ercan, "Bu tür ameliyatlarda en büyük risk, yapılan işlemin sağlıklı bir şekilde iyileşmemesi ve darlığın tekrar oluşmasıdır. Eğer eklediğimiz bölgede tekrar bir darlık gelişseydi, bir daha cerrahi müdahale şansımız olmayabilirdi. Bu yüzden kritik bir karar alarak, hastanın hassas ve nispeten zayıf dokularda yapılan ek bölgesinin zorlanmadan iyileşebilmesi için koruyucu bir trakeostomi açtık. Trakeostomiyi, ameliyat bölgesini etkilemeyecek şekilde planladık. Bu kararın ne kadar doğru olduğunu daha sonraki süreç içerisinde gördük. Yaklaşık üç hafta sonra trakeostomiyi kapatma şansımız oldu ve ameliyat bölgesi sorunsuz bir şekilde iyileşti" diye konuştu.

'YANLIŞ MÜDAHALELER SORUNU BÜYÜTEBİLİR'

Sarıçiçek'in ameliyatının titizlikle planlanması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Sina Ercan, yanlış yapılan cerrahi müdahalelerin sorunu daha da büyütebileceğini belirterek, "Hastamızın nefes borusundaki daralan bölge çok uzun olmasa da son derece kritik bir konumdaydı. Kıkırdak yapıları tamamen tahrip olmuştu. Bu aşamada doğru tedavi yöntemini belirlemek büyük önem taşıyordu. Endoskopik lazer, stent gibi yöntemler bazen yanlış kullanıldığında, sorun daha da büyüyebiliyor. Özellikle ses tellerine yakın bölgelerde yapılan hatalı müdahaleler, problemin içinden çıkılmaz hale gelmesine neden olabiliyor. Bizim temel hedefimiz, hastanın nefes alma, konuşma ve ses fonksiyonlarını koruyarak sağlıklı bir iyileşme sağlamaktı. Çok şükür, bu süreci başarıyla tamamladık" ifadelerini kullandı.

"SARIÇİÇEK: NEFES ALMAKTA ZORLANDIM, HAYAT KALİTEM DÜŞTÜ"

Yaşadığı süreci anlatan Ahmet Yasin Sarıçiçek, "Çeşitli tedaviler denendi, iki defa balon dilatasyon ameliyatı geçirdim ama maalesef yeterli olmadı. Nefes alma sorunum artarak devam ediyordu ve bu durum hayat kalitemi ciddi şekilde etkiliyordu. Normal bir şekilde yürümek, derslerime odaklanmak hatta günlük basit aktiviteleri yapmak bile zorlaşmıştı. Sonunda, çok şükür Sina Hocam'a ulaştım" dedi.

'İLK GÖRÜŞMEMİZDE BANA GÜVEN VERDİ'

Ameliyat sürecine nasıl karar verdiğini anlatan Sarıçiçek, doktoruna duyduğu güveni şu sözlerle dile getirdi: "Sina Hocam beni ilk gördüğünde, 'Ben halledeceğim' dedi. O an gerçekten emin ellerde olduğumu hissettim. Acil olarak ameliyata alındım ve operasyon sonrası sağlığıma kavuştum. Artık rahatlıkla nefes alabiliyorum, hayatıma geri döndüm, eğitimime devam ediyorum, okuluma gidip gelebiliyorum. En önemlisi, sağlıklı bir şekilde nefes alıp verebiliyorum ve bu beni çok mutlu ediyor. Bunu tamamen Sina Hocam'a borçluyum."

"ACABA TEKRAR NEFES ALABİLECEK MİYİM?"

Ameliyat öncesindeki endişelerini de paylaşan Sarıçiçek, "Ameliyat öncesinde büyük kaygılarım vardı. 'Acaba tekrar nefes alabilecek miyim?' Diye düşünüyordum, çünkü gerçekten çok zor bir durumdaydım. Ama kendimi güvenli ellerde hissediyordum. Ameliyattan sonra uyandığımda ise ilk fark ettiğim şey, tekrar nefes alabildiğimdi. O an tüm kaygılarım sona erdi ve gerçek hayatıma, asıl yaşamıma dönebildim."

"SİNA HOCAM BENİM İDOLÜM, GELECEKTE BEN DE İYİ BİR DOKTOR OLACAĞIM"

Tıp fakültesinde eğitimine devam eden Ahmet Yasin, yaşadığı bu sürecin kendisini daha da motive ettiğini söyledi. Sarıçiçek, "Ben okumayı, öğrenmeyi çok seviyorum. Eğitim hayatım benim için en değerli şeylerden biri. İnşallah gelecekte ben de bir doktor olacağım. Tıp okumayı gerçekten çok seviyorum ve başarılı bir doktor olmak için elimden geleni yapacağım. Sina Hocam bana büyük bir emek harcadı, onun sayesinde hayata yeniden adapte olabileceğime inandım. Ben de ileride onun gibi insanların hayatına dokunan bir doktor olmak istiyorum. O benim idolüm. Bana bu yolda büyük bir kapı açtı ve hayatımı geri verdi. Kendisine sonsuz teşekkür ediyorum" diye konuştu.

BABA İLHAN SARIÇİÇEK: "HASTALIĞI DOĞUM GÜNÜNDE BAŞLADI"

Ahmet Yasin Sarıçiçek'in babası İlhan Sarıçiçek, oğlunun yaşadığı süreci şu sözlerle anlattı: "Oğlum Ahmet'in hastalığı, doğum gününde arkadaşlarıyla eğlenmeye gittiği gün başladı. Akşam eve geldiğinde baş ağrısı çektiğini söyledi. Ateşi de yükselince hemen hastaneye götürdük. İlk muayenede basit bir soğuk algınlığı olduğu düşünüldü, antibiyotik verilip eve gönderildik. Ancak gece şikayetleri artınca yeniden hastaneye gitmek zorunda kaldık. Yapılan testler sonucunda herpes virüsüne bağlı ensefalit teşhisi konuldu ve oğlum yoğun bakıma alındı. 28 Ocak'ta başlayan bu süreç, 22 Nisan'a kadar hastanede devam etti. 52 gün boyunca entübe edildi, yoğun bakımda kaldı. Sonrasında servise alındı, taburcu oldu ama sorunlar bitmedi."

 '5-6 AY BOYUNCA NEFES ALMAKTA ZORLANDI'

Ahmet Yasin'in eve döndükten sonra nefes alma sorunları yaşamaya devam ettiğini anlatan baba İlhan Sarıçiçek, "Asıl problem nefes alamamasıydı. Temmuz ayında ameliyat olana kadar, yani yaklaşık 5-6 ay boyunca sürekli sıkıntılar yaşadı. Fizik tedaviye başlaması gerekiyordu ama nefes darlığı nedeniyle bu bile mümkün olmadı. Günlük hayatını devam ettiremiyordu. Farklı doktorlara danıştık ama kesin bir çözüm bulamadık. En sonunda Sina Hocamıza ulaştık."

'BALGAM YA DA TÜKÜRÜKLE BİLE BOĞULMA RİSKİ VARDI'

Baba Sarıçiçek, yaşadıkları endişeli sürece de şu sözlerle değindi; "O dönem bizim için çok zordu. Yapılan ilk muayenede Ahmet Yasin'in nefes borusunun yüzde 90-95 oranında tıkalı olduğunu söyledi. O kadar kritik bir durumdaydı ki, sadece bir balgam veya tükürükle bile boğulma tehlikesi vardı. Bu yüzden acilen yatış yapıldı ve sabah ameliyata alındı. Elbette endişeliydik ama Sina Hocamızın güven veren yaklaşımı sayesinde süreci biraz daha rahat atlatabildik."

'BUGÜN MUTLUYUZ, MİNNETTARIZ'

Ameliyat sonrasındaki süreçle ilgili konuşan baba, oğlunun sağlığına kavuşmasının kendileri için büyük bir sevinç olduğunu belirtti: "O zor günleri tekrar yaşamak istemiyorum. Gerçekten çok ağır bir süreçti. Evladım, 20. yaş gününde böyle bir rahatsızlık geçirdi. Tam hayatının baharındayken, spor yapan, sağlıklı bir gençken bir anda böyle büyük bir komplikasyon yaşadı. Biz de şok üstüne şok yaşadık. Ama bugün geldiğimiz noktaya baktığımızda içimiz rahat ve mutluyuz. Ahmet Yasin tekrar sağlığına kavuştu ve hayatına devam ediyor. Emeği geçen herkese minnettarız."

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/nefes-borusu-yuzde-95-kapandi-10-saatlik-ameliyatla-hayata-dondu-401.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/nefes-borusu-yuzde-95-kapandi-10-saatlik-ameliyatla-hayata-dondu-401.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/nefes-borusu-yuzde-95-kapandi-10-saatlik-ameliyatla-hayata-dondu-417-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/nefes-borusu-yuzde-95-kapandi-10-saatlik-ameliyatla-hayata-dondu-401.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/nefes-borusu-yuzde-95-kapandi-10-saatlik-ameliyatla-hayata-dondu/26203/</link>
			<pubDate>Wed, 12 Mar 2025 08:50:38 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Diyetisyen Gargin, Ramazan'da sağlıklı beslenmeye yönelik tavsiyelerde bulundu]]></title>
			<description><![CDATA[Ramazan ayında beslenme alışkanlıklarında önemli değişiklikler meydana geliyor. Yemek saatlerinin değişmesiyle birlikte tüketilen yiyeceklerin çeşitleri ve miktarları da farklılaşıyor. İftar sofralarında sağlıklı ve dengeli beslenmeye dikkat etmek büyük önem taşıyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Ramazan ayında beslenme alışkanlıklarında önemli değişiklikler meydana geliyor. Yemek saatlerinin değişmesiyle birlikte tüketilen yiyeceklerin çeşitleri ve miktarları da farklılaşıyor. İftar sofralarında sağlıklı ve dengeli beslenmeye dikkat etmek büyük önem taşıyor. Ege Üniversitesi Hastanesi Sorumlu Mutfak Diyetisyeni Seylan Gargin, Ramazan ayında yeterli ve dengeli beslenmenin sürdürülebilmesi için sahur öğününün atlanmaması gerektiğini söyledi. İftarda aşırı yemek tüketiminden kaçınılması ve besin çeşitliliğinin sağlanması gerektiğine değinen Diyetisyen Seylan Gargin, sağlıklı bir beslenme düzeni için Sağlık Bakanlığı'nın Türkiye'ye özel olarak hazırladığı "Sağlıklı Yemek Tabağı" modelinin dikkate alınmasının altını çizdi.

"Sahura kalkmamak, halsizlik ve isteksizlik hissine neden olabilir"

Ramazan ayında sağlıklı beslenmenin en önemli adımlarından birinin sahur öğünü olduğunu vurgulayan Diyetisyen Gargin, "Sahura kalkmamak ya da sadece su içmek, kan şekerinin erken saatlerde düşmesine, gün içinde halsizlik ve isteksizlik hissine neden olabilir. Uzun süre bu şekilde beslenmek sağlık açısından risk oluşturur.  Metabolizma hızı gece saatlerinde düştüğü için sahurda aşırı yağlı ve ağır yemeklerden kaçınmak gerekir. Bunun yerine süt, yoğurt, peynir, yumurta, tam tahıllı ekmekler, çiğ sebze ve meyve gibi hafif bir kahvaltı tercih edilebilir. Alternatif olarak çorba, zeytinyağlı sebzeler, yoğurt ve salatadan oluşan bir öğün de tüketilebilir" dedi.

İftar öğünlerinde aşırı yemek tüketiminin sindirim sorunlarına yol açabileceğini belirten Diyetisyen Gargin, "Büyük porsiyonlar yerine, iftardan sonra küçük porsiyonlarla beslenmek daha sağlıklıdır. Izgara, haşlama, fırında pişirme gibi sağlıklı yöntemleri tercih edin. Kavrulmuş ve kızartılmış yemeklerden kaçının. Orucu, su, hurma veya zeytinle açtıktan sonra bir miktar çorba ve salata ile başlamak, ardından 10-15 dakika sonra hafif bir et yemeği, etli sebze yemeği veya zeytinyağlı sebzelerle devam etmek sağlıklı bir seçim olacaktır. Ekmek tüketiminde ise pide yerine tam tahıllı ekmek tercih edilebilir. İftar ve sahur arasında sık sık su içmek, susama hissini engeller. Ayrıca yemekleri yeterince çiğnemek ve çok hızlı yememek sindirim problemlerini önlemek açısından önemlidir" diye konuştu.

 " Hamur işinden sakının"

Oruç tutarken rafine ürünlerden ve şekerli gıdalardan kaçınılması gerektiğini söyleyen Gargin, beyaz undan yapılan kek, poğaça, beyaz ekmek, pirinç pilavı ve kızarmış patates gibi kan şekerini hızlıca yükselten yiyeceklerin yerine, bulgur pilavı, tam buğday ekmeği ve kepekli makarnanın tercih edilmesi gerektiğini vurguladı. Ayrıca, çiğ ya da az pişmiş hayvan ürünlerinden kaçınılması gerektiğini belirtti. İftardan sonra tatlı olarak sütlü tatlılar, meyve tatlıları, kabak tatlısı, hoşaf ve kompostoların tercih edilmesini öneren Gargin, "Bağışıklık sistemini güçlendiren A ve C vitamini açısından zengin sebzelerin (havuç, brokoli, kabak, lahana) ve meyvelerin (portakal, mandalina, elma) tüketimi önemlidir. Günlük 3 porsiyon sebze, 15-20 fındık veya 5-6 ceviz ve haftada 2-3 kez kuru baklagil tüketilmeli" dedi. Diyetisyen Gargin, D vitamininin bağışıklık sisteminde önemli bir rol oynadığını belirterek, "D vitamini güneş ışınlarıyla üretilir ve besinlerde sınırlı bulunur, bu yüzden güneşten faydalanılamayan durumlarda takviye alınabilir" dedi.

"Günlük sıvı tüketimi 2500-3000 ml arasında olmalıdır"

Spor yapan kişilerin oruç tutmadıkları dönemde su tüketimlerine dikkat etmeleri gerektiğini belirten Gargin, "Günlük sıvı tüketimi 2500-3000 ml arasında olmalıdır. Spor yapan bireylerin protein ve su ihtiyacı daha fazla olduğu için, oruç tutmadıkları zaman diliminde su alımlarını artırmaları gerekir. Özellikle sadece su ya da mineralli su içmeleri önerilir. Çay, yeşil çay ve benzeri bitki çaylarının tüketilmesi, idrarla sıvı kaybına yol açabilir ve bu durum vücutta susuzluk hissi oluşturabilir. Bu tür içecekler, sıvı kaybını artırdığı için böbrek ve kalp gibi organlarda sorunlara yol açabilir. Bu nedenle spor yapan kişilerin dikkatli olmaları gerekir" dedi. Diyetisyen Seylan Gargin, oruç tutarken sindirimi kolaylaştırmak için iftardan 1-2 saat sonra kısa yürüyüşler yapılmasını tavsiye etti. "Tütün ve tütün ürünlerinden uzak durmalıyız" diyen Gargin, diş sağlığını korumak için de iftar ve sahur sonrası diş fırçalamanın ihmal edilmemesi gerektiğini belirtti.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/diyetisyen-gargin-ramazan-da-saglikli-beslenmeye-yonelik-tavsiyelerde-bulundu-323.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/diyetisyen-gargin-ramazan-da-saglikli-beslenmeye-yonelik-tavsiyelerde-bulundu-323.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/diyetisyen-gargin-ramazan-da-saglikli-beslenmeye-yonelik-tavsiyelerde-bulundu-6244-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/diyetisyen-gargin-ramazan-da-saglikli-beslenmeye-yonelik-tavsiyelerde-bulundu-323.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/diyetisyen-gargin-ramazan-da-saglikli-beslenmeye-yonelik-tavsiyelerde-bulundu/26196/</link>
			<pubDate>Wed, 12 Mar 2025 08:50:17 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Oruç Tutarken Dikkat Etmeniz Gereken 8 Önemli Kural!]]></title>
			<description><![CDATA[Fırından yeni çıkmış sıcak pide yemek… Bolca şerbetli tatlılar tüketmek… İftar yemeğini hızlıca bitirmek… Kimi zaman uzun saatler aç kalmamız kimi zamansa cezbedici lezzetleri nedeniyle veya daha enerjik olmamızı sağladığını düşündüğümüz için Ramazan'da bu tür beslenme hatalarına sıkça düşebiliyoruz. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Fırından yeni çıkmış sıcak pide yemek… Bolca şerbetli tatlılar tüketmek… İftar yemeğini hızlıca bitirmek… Kimi zaman uzun saatler aç kalmamız kimi zamansa cezbedici lezzetleri nedeniyle veya daha enerjik olmamızı sağladığını düşündüğümüz için Ramazan'da bu tür beslenme hatalarına sıkça düşebiliyoruz. Oruç tutmak aslında son derece sağlıklı olsa da yaptığımız beslenme hataları nedeniyle kilo alımının yanı sıra halsizlik, hazımsızlık, hipoglisemi, uyuklama hali, baş ağrısı ve vücutta sıvı kaybı gibi yaşam kalitemizi düşüren pek çok sağlık problemiyle karşılaşabiliyoruz. Dolayısıyla Ramazan'ı sağlıklı geçirmek için beslenmemizde bazı kurallara dikkat etmemiz çok önemli. Acıbadem Fulya Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik,  vücudun yorulmaması, kan basıncı ile kan şekeri gibi parametlerde ani değişimler  oluşmaması için bazı kurallara özen göstermemiz gerektiğini belirterek, "Ramazan'ı sağlıklı geçirmek için yeterli miktarda su içmek, iftarda çok hızlı ve büyük porsiyonlarda yemek yememek, iftar sonrasında tatlılardan uzak durmak üç temel kuraldır" diyor.  Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, oruç tutarken atlanmaması gereken 8 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. 

 

 

Bol bol su için!

 

İftar ve sahur arasında mümkün olduğunca bol su içmeniz çok  önemli. Zira susuz kalmak; baş ağrısı, huzursuzluk ve açlığı çok daha şiddetli hissetmemize sebep olabiliyor. Bu nedenle iftar ile sahur arasında ortalama 2 litre su içmeye özen gösterin. Ayrıca susuzluğu artırabilecek olan çok tuzlu, çok şekerli ve kafein içeren içecekleri tüketmemeye dikkat etmeniz gerekiyor. Sıvı ihtiyacını karşılayabilmek için bol miktarda suyun yanı sıra iftar sonrasında açık çay içebilirsiniz.

 

 

Çorbadan sonra 15 dakika bekleyin

 

İftar sofralarında sıklıkla yapılan önemli hatalardan biri,  tüm yemekleri aynı anda ve hızlıca yemek oluyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, gün boyunca boş olan midenin  aniden fazla çalışmaya zorlanmasının hazımsızlık ve gaz gibi sindirim bozukluklarına ve kalp atışının hızlanmasına yol açabileceği uyarısında bulunarak, sözlerine şöyle devam ediyor: "Hatta bu durum kalp krizine varacak derecede ciddi sonuçlar oluşturabileceği için iftarda mümkün olduğunca yavaş yemeye özen gösterilmesi gerekiyor" Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, orucunuzu hurma veya zeytinle açmanızın kan şekeri regülasyonuna yardımcı olacağını belirterek, "Ardından, yemeğe çorba ve salatayla devam ederek, mümkünse 15 dakika kadar ara verip, sonra ana yemeğe geçmek iştah kontrolünü sağlayacaktır" diyor. 

 

 

Sahura mutlaka kalkın

 

Ertesi gün uyku problemi yaşamamak için sahura kalkmadan oruç tutmak isteyebilirsiniz, ancak iftarda dolan mide henüz sindirimini tamamlamadan gece yemek yiyip yatmak sindirim sistemini zorlayabiliyor. Bunun sonucunda; gaz, şişkinlik, ağza acı su ve/veya gıdaların geri gelmesi gibi problemler yaşanabiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, bu nedenle oruç tutarken mutlaka sahura kalkmak gerektiğini belirterek, "Sahurda uzun sürecek olan açlık nedeniyle protein ağırlıklı kahvaltı şeklinde sindirimi kolay yiyecekleri tercih etmek gün boyu tok kalmaya yardım edeceği gibi sindirim problemini de önleyecektir. Eğer sahura kalkmadan oruç tutulacaksa; iftar yemeği sonrasında yoğurt, ayran, peynir ve tuzsuz kuru yemiş gibi yiyeceklerle ara öğün yapılması daha sağlıklı olacaktır" diye konuşuyor.

 

 

İftar yemeğinizde eksik olmasın!

 

Oruç tutarken su tüketiminin, hareketin ve öğün sayısının azalması  kabızlığa neden olabiliyor. Bolca su içmeye özen göstermek, iftar yemeğinde mutlaka çorba, salata ve sebzeye yer vermek kabızlığın önlenmesinde büyük bir önem taşıyor.

 

 

Tatlı yerine meyve tercih edin

 

Genel olarak iftar sonralarının vazgeçilmezi olan tatlıları mümkün olduğu kadar az tercih etmeniz gerekiyor.  Zira, yemek sonrasında tüketilen tatlı fazla kalori ve şeker içerdiği için kilo artışına ve karaciğer yağlanmasına sebep olabiliyor.   Tatlı yerine iftardan 1-2 saat sonra tüketeceğiniz bir porsiyon meyve vitamin desteği sağlayarak bağışıklığın güçlenmesine yardımcı oluyor. Bunun yanı sıra sebze ve meyvelerin içeriğindeki posa kabızlığın önlenmesinde ve tokluk süresinin uzamasında da büyük rol oynuyor.

 

 

Pideyi bir avuç içi kadar tüketin!

 

Beyaz undan yapılan ekmek ve pide gibi karbonhidrat içeren besinler kan şekerinde ani yükselmeye ve ardından ani düşüşlere sebep olacağı için daha erken  acıkmanıza yol açabiliyor.  Dolayısıyla sahurda pide yerine tam tahıllı ekmekleri tercih etmeniz gerektiğini belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, "İftar yemeğinde ise pideyi bir avuç içi ile sınırlamak gereksiz karbonhidrat ve kalori alımının önüne geçecektir. Ayrıca hazımsızlığa neden olabileceği için pideyi sıcak yemekten de mutlaka kaçınmak gerekiyor" diyor.

 

 

Hurmayı 1-2 adetle sınırlayın!

 

Hurma lif oranı yüksek olması sayesinde tokluk hissi sağlamayı kolaylaştıran  bir meyve.  Ancak tüm meyveler gibi fazla tüketildiğinde meyve şekerinin tüketiminin artmasıyla birlikte kan şekeri yüksekliğine sebep olabiliyor. Bu nedenle hurmayı iftar yemeğinde 1-2 adetle sınırlamaya dikkat etmenizde fayda var. 

 

 

Sahurda tokluk süresini bu besinlerle uzatın

 

Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, tokluk süresini uzatan besinleri şöyle sıralıyor:

Yumurta: İçeriğindeki yüksek kaliteli protein ve yağ asitleri sayesinde hem tok tutan hem de sindirimi kolay besinlerin başında geliyor.

Mevsim sebzeleri: Yüksek miktarda posa içeriğiyle mide ve bağırsak sağlığını destekleyerek tokluk süresini uzatıyor.

Tam tahıllı karbonhidratlar: Tam buğday ekmeği, bulgur, yulaf, çavdar ekmeği, karabuğday ve esmer pirinç gibi tam tahıllı karbonhidratları tüketmek kan şekeri regülasyonu sağlayacağından daha uzun süre tok kalmaya yardımcı oluyor.

Çiğ kuruyemişler: Ceviz, badem ve fındık gibi çiğ kuruyemişler içeriğindeki sağlıklı yağlar veya lif oranıyla tokluk süresini uzatabilecek bir diğer besin grubu. Tuz oranının yüksek olması ve susuzluğu artırabilmesi nedeniyle kavrulmuş kuruyemişlerden Ramazan'da uzak durmanız gerekiyor.

Süt ürünleri: Yoğurt, kefir ve tuzsuz peynir gibi protein açısından oldukça zengin olan süt ürünleri hem tokluk süresini uzatıyor hem de bağırsak sağlığına oldukça fayda sağlıyor.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/oruc-tutarken-dikkat-etmeniz-gereken-8-onemli-kural-7688.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/oruc-tutarken-dikkat-etmeniz-gereken-8-onemli-kural-7688.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/oruc-tutarken-dikkat-etmeniz-gereken-8-onemli-kural-5779-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/oruc-tutarken-dikkat-etmeniz-gereken-8-onemli-kural-7688.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/oruc-tutarken-dikkat-etmeniz-gereken-8-onemli-kural/26195/</link>
			<pubDate>Wed, 12 Mar 2025 08:50:14 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Şehirleşmeyle artan gürültü, işitme cihazını yaygınlaştırıyor]]></title>
			<description><![CDATA[Son yıllarda giderek artan işitme cihazı kullanımıyla, bu cihazlara dair farkındalık da önemli ölçüde arttı. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Son yıllarda giderek artan işitme cihazı kullanımıyla, bu cihazlara dair farkındalık da önemli ölçüde arttı. 

Bu nedenle kulak sağlığıyla ilgili toplumda doğru bilinen yanlışların daha önemli hale geldiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Bülent Evren Erkul, "Sanılanın aksine fazla kir birikimi, duyma yetisinin kaybedilmesine bile yol açabilir. Yaşlılık dışında işitme kaybına zemin hazırlayan faktörler; şehir hayatında gürültüye maruz kalma, genetik yatkınlık, bazı antibiyotikler, baş-boyun travmaları, kabakulak, kızamık ve menenjit gibi bazı enfeksiyonlar olarak sıralanabilir" dedi.

 

İşitme cihazı kullanımının sıklaştığına değinen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Bülent Evren Erkul, "İşitme kaybı farkındalığının iyileşmesi, teknolojik gelişmelerin cihazları daha işlevsel hale getirmesi, gürültüye maruziyetin artması ve yaşlı nüfusun yoğunlaşması gibi etkenler, bu cihazları yaygınlaştırdı. Üstelik kimileri tarafından kulağı tembelleştirdiğine inanılsa da aslında beynin adaptasyonunu destelediği söylenebilir. Günümüz teknolojisi sayesinde de yapay zekâ destekli, gürültü engelleyici ve Bluetooth bağlantılı versiyonlarını hatta beyin aktivitelerini analiz ederek konuşmaları daha iyi anlamaya yardımcı olan modellerini bile piyasada bulmak mümkün" şeklinde konuştu. 

 

Tüplü dalış kulak zarını delebilir

Kulağın karmaşık bir yapıya sahip olduğunu ve çeşitli rahatsızlıkların işitme işlevini etkileyebileceğini vurgulayan Prof. Dr. Bülent Evren Erkul, "En yaygın sağlık sorunları arasında; bakteriyel veya viral enfeksiyonlardan kaynaklanan orta kulak iltihabı, kulak kiri birikmesi, iç kulaktaki sıvı basıncının artmasıyla oluşan Meniere Hastalığı, orta kulaktaki kemiklerin fonksiyon kaybına neden olan genetik hastalık Otoskleroz, bağışıklık sistemi bozuklukları veya dolaşım sorunları nedeniyle aniden ortaya çıkabilen işitme kayıpları ve travma, tüplü dalış gibi sebeplerle kulak zarının farklı boyutlarda delinmesi bulunuyor" dedi. 

 

İşitme cihazları doğru kullanılmazsa ağrıya sebep olabilir  

İşitme cihazlarının bireylerin duyma yetilerini artırdığını hatırlatan Erkul, "Mevcut işitme kapasitesini destekleyerek, seslerin daha net algılanmasını sağlayarak ve çınlamaları azaltarak hastanın yaşam kalitesini artırır ancak hastalığı yüzde yüz tedavi edemez ya da ilerlemesini durduramaz" şeklinde konuştu.

Yanlış kullanımlarda nadir de olsa bazı yan etkiler oluşabileceğinin altını çizen Erkul, "Hatalı kullanım kulakta tahrişe veya kulak ağrısına neden olabilir. Bu yüzden cihazın doğru ayarlandığından emin olunmalı, kulakta tahriş veya ağrı olup olmadığı kontrol edilmeli ve cihaz düzenli olarak temizlenmeli. Aynı zamanda cihazın nemden uzak tutulması ve uzun süre kullanılmadığında kapatılması ömrünü de artırır" dedi.

 

Duyma yetisinin yaşam kalitesini direkt etkilediği unutulmamalı

Kulak zarı deliği, kronik orta kulak enfeksiyonları ve Otoskleroz gibi rahatsızlıkların ameliyatla tedavi edilebileceğini söyleyen Prof. Dr. Erkul, "İşitme becerisi, yaşam kalitesini doğrudan etkileyen önemli bir konudur. Erken teşhis ve doğru tedavi yöntemleriyle işitme kaybının etkileri minimize edilebilir. İşitme cihazları her ne kadar kesin bir tedavi sunmasa da kullanıcıların günlük yaşantısını büyük ölçüde kolaylaştırır. Önemli bir işlev olan duyma kabiliyetini kaybetmemek için düzenli kontroller ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları ile kulak sağlığına gereken özen verilmelidir" dedi.

 

KBB Uzmanı Prof. Dr. Bülent Evren Erkul, kulak ve işitme sağlığını korumak için 5 tavsiyede bulundu:


	Yüksek sesli ortamlarda kulak koruyucu kullanılmalı.
	Kulak çubuğundan uzak durarak hijyene dikkat edilmeli. Örneğin ıslatılmış bir pamuk yardımıyla kulak kanalı girişinin temizlenmesi yeterlidir.
	Ototoksik ilaçlar yalnızca doktor kontrolüyle tercih edilmeli.
	Dalış ve uçak seyahati gibi kulakta basınca neden olan aktivitelerde gerekli tüm tedbirler alınmalı.
	Kulak enfeksiyonlarının tedavisi geciktirilmemeli.


Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/sehirlesmeyle-artan-gurultu-isitme-cihazini-yayginlastiriyor-6985.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/sehirlesmeyle-artan-gurultu-isitme-cihazini-yayginlastiriyor-6985.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/sehirlesmeyle-artan-gurultu-isitme-cihazini-yayginlastiriyor-139-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/sehirlesmeyle-artan-gurultu-isitme-cihazini-yayginlastiriyor-6985.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/sehirlesmeyle-artan-gurultu-isitme-cihazini-yayginlastiriyor/26191/</link>
			<pubDate>Wed, 12 Mar 2025 08:50:04 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Obezitenin Neden Olduğu Başlıca 8 Hastalık!]]></title>
			<description><![CDATA[Fast food tüketiminin artması, düzensiz beslenme ve hareketsiz yaşam nedeniyle hem ülkemizde hem de dünyada büyük bir risk haline gelen obezite, birçok hastalığa da davetiye çıkarmaktadır. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Fast food tüketiminin artması, düzensiz beslenme ve hareketsiz yaşam nedeniyle hem ülkemizde hem de dünyada büyük bir risk haline gelen obezite, birçok hastalığa da davetiye çıkarmaktadır. Obezite, sağlığı bozabilecek aşırı yağ birikimiyle tanımlanan kronik bir hastalıktır. Dünya çapında yetişkinlerde görülen obezite 1990'dan bu yana 2 katından fazla artmış ve ergenlik çağındaki obezite ise 4 katına çıkmıştır. Ülkemizde her 3 kişiden 1'ini etkileyen bu hastalıktan korunmak ve beraberinde gelebilecek rahatsızlıklara karşı önlem almak artık hayati önem taşımaktadır. Düzenli diyet ve spor ile yeterli kilo veremeyen kişilerin uzman desteği alarak obezite cerrahisinden fayda görebileceği unutulmamalıdır. Memorial Antalya Hastanesi Genel Cerrahi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Alihan Gürkan "4 Mart Dünya Obezite Günü" nedeniyle obezite hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.

 

Sağlığın en büyük düşmanlarından biri de obezite!

 

Obezite sadece kozmetik bir endişe değildir, birçok hastalık ve sağlık sorunu riskini artıran tıbbi bir sorundur. Bunlara kalp hastalığı, diyabet, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, karaciğer hastalığı, uyku apnesi ve bazı kanserler dahil olabilir. Obezite, bedenin yağ kütlesinin yağsız kütleye oranın aşırı artması sonucu, boy uzunluğuna göre vücut ağırlığının arzu edilen düzeyin üstüne çıkmasıdır. Vücut kitle indeksi (VKİ); boy ve kilonun ölçümüyle bulunur ve şişmanlığın yanında obez olup olunmadığını gösteren, en güvenilir hesaplamalardan biridir. Normal bir insanda ideal vücut kitle indeksi 19 ila 24.9 aralığında olmalıdır.

 

Yaşam kalitesini oldukça düşürüyor

 

Bazı insanların kilo vermede sorun yaşamasının birçok nedeni vardır. Genellikle obezite, diyet, fiziksel aktivite ve egzersiz seçimleriyle birlikte kalıtsal, fizyolojik ve çevresel faktörlerden kaynaklanır. Obezite, Tip 2 diyabet ve kalp hastalığı riskini artırabilir, kemik sağlığını ve üremeyi etkileyebilir, bazı kanserlerin artışı da yine obeziteyle ilişkili olabilmektedir. Obezite genel yaşam kalitesini düşürür. Eskiden zevk alınan fiziksel aktiviteler yapılamaz hale gelir. Kişiler halka açık yerlere gitmekten çekinebilir. Obezitesi olan kişiler ayrımcılıkla bile karşılaşabilir. Obezite uyuma, giyinme, araba kullanma veya hareket etme gibi kişilerin yaşam kalitesini oldukça etkiler.

 

Obezitenin neden olabileceği hastalıklara dikkat!

 


	Kalp hastalığı
	Yüksek tansiyon
	Yüksek kolesterol
	Obstrüktif uyku apnesi
	Tip 2 diyabet
	İnme
	Kanser
	Kısırlık


 

Obezite kişiye göre değişmekle birlikte şu durumlara da neden olabilir;


	Depresyon
	Utanç 
	Sosyal izolasyon
	Daha düşük iş başarısı


 

Obezite cerrahisi için uygun aday olmanız gerekiyor

 

Vücut kitle indeksi 30'un üzerinde olup yandaş hastalığı olanlar ile VKİ 35'in üzerinde olan diyet denemeleri başarısız olan tüm hastalar obezite cerrahisi için aday olabilmektedir.

 

Obezite cerrahisi için uygunluk kriterleri şunlardır;

 

•Hastaların 18-65 yaş arası olması

•Vücut kitle indeksi 30-40 ile 40 ve üzeri olması

•Vücut kitle indeksi 30-40 arası olanlarda; şeker, uyku apnesi, hipertansiyon, astım, eklem ağrıları gibi ek hastalıkların olması 

 

Aşırı kilo nedeniyle oluşan sağlık sorunları ortadan kalkıyor

 

Sleeve gastrektomi işleminde midenin bir kısmı ayrılır ve vücuttan çıkarılır. Midenin kalan kısmı tüp benzeri bir yapıya dönüştürülür. İşlem genellikle karnın üst kısmındaki birden fazla küçük kesiden laparoskopik olarak yapılır. Mide küçüldüğü için alınan besin miktarı da daha az olur. Ayrıca iştahı düzenleyen hormon olan ghrelin daha az üretilir ve bu da yeme isteğini azaltır. Ayrıca obezite cerrahisi bağırsaklardaki kalori ve besin emilimini etkilemez. Obezite cerrahisi sayesinde aşırı kilo nedeniyle gelişen hormonal değişiklikler, yüksek tansiyon veya kalp hastalığı gibi sağlık sorunları tamamen ortadan kalkabilir. 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/obezitenin-neden-oldugu-baslica-8-hastalik-6573.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/obezitenin-neden-oldugu-baslica-8-hastalik-6573.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/obezitenin-neden-oldugu-baslica-8-hastalik-9015-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/obezitenin-neden-oldugu-baslica-8-hastalik-6573.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/obezitenin-neden-oldugu-baslica-8-hastalik/26179/</link>
			<pubDate>Wed, 12 Mar 2025 08:49:27 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Doç. Dr. Emine Yıldırım: "Meme kanseri her yıl yaklaşık 20 bin kadını etkiliyor"]]></title>
			<description><![CDATA[İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen Meme Kanserinde Tedaviye Yön Veren Stratejiler Sempozyumu'nda kanser ve tedavisinde yeni gelişmeler tartışıldı. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen Meme Kanserinde Tedaviye Yön Veren Stratejiler Sempozyumu'nda kanser ve tedavisinde yeni gelişmeler tartışıldı. Sempozyum Başkanı, İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Emine Yıldırım, meme kanserinin Türkiye'de her yıl yaklaşık 20 bin kadını etkilediğini belirterek erken tanı ve bireyselleştirilmiş tedavi sayesinde sağ kalım oranlarında çok önemli iyileşmeler sağlandığını söyledi.

Vadi Kampüs Dr. Ralph A. Defronzo Oditoryumu'nda gerçekleştirilen sempozyumda meme kanseri ve tedavi süreçleri cerrahi, radyoloji ve onkoloji oturumlarında ele alındı. 

Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak: "Kanser tedavisinde multidisipliner yaklaşım önemli"

İstanbul Atlas Üniversitesi Rektörü, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, kanserin doğası gereği tek bir disiplinin çözeceği bir hastalık olmadığını belirterek multidisipliner yaklaşımın önemini vurguladı: "Bugün burada genel cerrahi, radyoloji ve onkoloji branşlarından uzmanlar bir arada. Bunu çok önemsiyoruz çünkü biliyoruz ki başarıya giden yol beraber çalışmaktan geçiyor, aynı dili konuşmaktan geçiyor. Çünkü bir cerrahın ameliyatta neler çektiğini bir radyoloğun bilmesi gerekiyor ya da radyoloğun neye bakarak tanı koyduğunu bir cerrahın bilmesi gerekir. Onkologun nasıl bir tedavi stratejisi yapacağını yine bir cerrahın bilmesi gerekir ve bunları beraberce konuşmaları gerekir. Bu anlamda dünyada ve ülkemizde multidisipliner yaklaşımı benimseyen genel cerrahi, radyolojiyi ve onkolojiyi tek çatı altında bir araya getiren ve ekiplerin bir arada çalışmayı başarabildiği merkezler ilerleme açısından hız kazanıyor."

Kanser tedavisinin çok zorlu bir süreç olduğunu, bununla beraber son 30-40 yılda tümörün teşhis ve tedavisiyle ilgili çok ciddi gelişmeler olduğunu belirten Prof. Dr. Kocabıçak, "Bu gibi sempozyumların asıl önemli özelliği şu: Tek bir konuya odaklanmış olmaları ve güncel bilgiyi paylaşmaları. Düşünür Francis Bacon, bilgi güçtür diyor. Ama hangi bilgi ve nasıl bir güç? Eskimiş bilgi belki de zararlı bir güç. Güncel ve kanıtlanmış bilgi gerçek güç herhalde. Bu nedenle bu tür sempozyumların önemini hatırlatmak istiyorum. Bu sempozyumun da önemli katkılar sunacağına inanıyorum" diye konuştu.

Prof. Dr. Faruk Aydın: "Kadın sağlığında önemli yeri olan konu yeni gelişmelerle ele alınacak"

İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Faruk Aydın, sempozyumun amacının meme kanseri tedavisindeki gelişmeler ve bunun yansımalarının tartışılması ve bilimsel olarak kanıtlanmış doğrular üzerinden tedavi algoritmalarının değerlendirilmesi olduğunu söyledi. Prof. Dr. Aydın, "Bu doğrultuda fikir alışverişinde bulunmayı ve meme kanserinde tedaviye yön veren stratejiler üzerindeki araştırmalarınızı ve deneyimlerinizi paylaşmanızı amaçlıyoruz. Kadın sağlığında çok önemli olan bir konuyu yeni gelişmeleriyle alanında çalışan hekimlerin bir arada ele alması çok kıymetli. Özellikle değerli tartışmacıların ve katılımcıların katkıları sayesinde meme kanserinde tedaviye yön veren stratejilerin farklı boyutlarına dair derinlemesine bilgiler edinmeyi umuyoruz. Sempozyumumuzun üniversitemize ve tüm katılımcılara yararlı olmasını diliyorum" dedi.

Doç. Dr. Emine Yıldırım: "Meme kanserindeki güncel yaklaşımları tartışıp yeni stratejileri değerlendireceğiz"

Sempozyum Başkanı, İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Emine Yıldırım, "Bugün burada alanında uzman akademisyenler olarak meme kanserindeki güncel yaklaşımları tartışmak, yeni stratejileri değerlendirmek amacıyla bir araya geldik. Bu sempozyum yalnızca bilimsel bir bilgi paylaşımı değil aynı zamanda multidisipliner iş birliğinin de göstergesi olacaktır" dedi.

Kanserde tedavi süreçleri dinamik bir yapıya sahiptir

Meme kanserinin Türkiye'de her yıl yaklaşık 20 bin kadını etkilediğini belirten Doç. Dr. Yıldırım, "Bu çok yüksek bir sayı ve erken tanı, bireyselleştirilmiş tedavi sayesinde sağ kalım oranlarında da çok önemli iyileşmeler sağlanmaktadır. Tedavi süreçleri dinamik bir yapıya sahiptir. Cerrahiden sistemik tedaviye, radyoterapiden hormon terapiye, immün terapiden genetik analizlere kadar geniş bir yelpazeyi kapsar. Biz de sempozyumumuzda son gelişmeleri değerlendirip en etkin tedavi yaklaşımlarını konuşmayı amaçlıyoruz" diye konuştu.

Üç oturumda gerçekleşti

Meme Kanserinde Tedaviye Yön Veren Stratejiler Sempozyumu, cerrahi, radyoloji ve onkoloji olmak üzere üç oturumda gerçekleşti. Türk Cerrahi Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Güldeniz Karadeniz Çakmak,  Prof. Dr. Arda Kayhan, Prof. Dr. Nebi Serkan Demirci, Prof. Dr. Teoman Yanmaz'ın oturum başkanlıklarını yaptığı oturumlarda uzman isimler meme kanseri ve tedavisinde yeni yaklaşımları her yönüyle inceledi. 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/doc-dr-emine-yildirim-meme-kanseri-her-yil-yaklasik-20-bin-kadini-etkiliyor-6455.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/doc-dr-emine-yildirim-meme-kanseri-her-yil-yaklasik-20-bin-kadini-etkiliyor-6455.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/doc-dr-emine-yildirim-meme-kanseri-her-yil-yaklasik-20-bin-kadini-etkiliyor-3-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/doc-dr-emine-yildirim-meme-kanseri-her-yil-yaklasik-20-bin-kadini-etkiliyor-6455.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/doc-dr-emine-yildirim-meme-kanseri-her-yil-yaklasik-20-bin-kadini-etkiliyor/26175/</link>
			<pubDate>Wed, 12 Mar 2025 08:49:20 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Vegan derilerin konfeksiyon sektöründe kullanımı araştırılacak]]></title>
			<description><![CDATA[Proje hakkında bilgi veren Doç. Dr. Okşan Oral, "Projenin amacı, fiziksel özellik ve dikilebilirlik açısından yenilikçi malzemelerin hayvan derisinin karşısında bir alternatif yaratıp yaratmayacağını belirlemektir. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Ege Üniversitesi Emel Akın Meslek Yüksekokulu öğretim üyesi Doç. Dr. Okşan Oral'ın yürütücülüğünü yaptığı "Farklı Özelliklerdeki Vegan Derilerin Konfeksiyon Sürecindeki Performanslarının Değerlendirilmesi" projesi, "TUBİTAK 1002-A Hızlı Destek Modülü" kapsamında desteklenmeye uygun görüldü. Proje ile vegan derilerin hayvan derilerine bir alternatif oluşturup oluşturamayacağı incelenecek.

Proje ekibini tebrik eden Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, "Üniversitemizde oluşturduğumuz bilim ekosistemi, meyvelerini vermeyi sürdürüyor. Tam akredite, araştırma üniversitemiz bünyesindeki akademisyenlerimiz tarafından gerçekleştirilen projeler, TÜBİTAK nezdinde kabul görmeye devam ediyor. Emel Akın Meslek Yüksekokulu öğretim üyesi Doç. Dr. Okşan Oral hocamızın hayvan derisine alternatif olarak vegan deri kullanımı ile ilgili projesi de kabul gören projeler arasında yerini aldı. Hocamızı ve ekibini tebrik ediyorum" diye konuştu.

Proje hakkında bilgi veren Doç. Dr. Okşan Oral, "Projenin amacı, fiziksel özellik ve dikilebilirlik açısından yenilikçi malzemelerin hayvan derisinin karşısında bir alternatif yaratıp yaratmayacağını belirlemektir. Proje kapsamında öncelikle hayvansal esaslı deri, sentetik esaslı deri ve bu derilere alternatif olarak düşünülen vegan derilerin fiziksel özelliklerinin karşılaştırılması, materyallerin dikim süreçlerinin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Bu çalışmadan elde edilecek sonuçlar, sürdürülebilir ürün tasarımı için malzeme seçimi konusunda tasarımcılara ve üreticilere yol göstermesi açısından önemlidir" dedi.

Yürütücülüğünü Doç. Dr. Okşan Oral'ın yaptığı proje ekibinde; Prof. Dr. Esra Dirgar, Prof. Dr. Hüseyin Ata Karavana, Doç. Dr. Serkan Boz ve Dr. Öğr. Üyesi Alime Aslı İlleez yer alıyor.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/vegan-derilerin-konfeksiyon-sektorunde-kullanimi-arastirilacak-3982.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/vegan-derilerin-konfeksiyon-sektorunde-kullanimi-arastirilacak-3982.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/vegan-derilerin-konfeksiyon-sektorunde-kullanimi-arastirilacak-7005-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/vegan-derilerin-konfeksiyon-sektorunde-kullanimi-arastirilacak-3982.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/vegan-derilerin-konfeksiyon-sektorunde-kullanimi-arastirilacak/26158/</link>
			<pubDate>Wed, 12 Mar 2025 08:20:29 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Sırt Ağrısı Omurga Tümörü Habercisi Olabilir!]]></title>
			<description><![CDATA[Omurga (Vertebra) tümörleri çeşitli şekillerde tanımlanabilir. Öncelikle omurga kemiği ile omurilik tümörlerini birbirinden ayırt etmek gerekiyor. Biz burada...]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Omurga (Vertebra) tümörleri çeşitli şekillerde tanımlanabilir. Öncelikle omurga kemiği ile omurilik tümörlerini birbirinden ayırt etmek gerekiyor. Biz burada sizlere omurga kemiği tümörlerinden bahsedeceğiz. 

Omurga kemiği tümörleri kendi dokusundan (primer=birincil) ve vücudun başka kanser odağından kaynaklanan (metastatik=sekonder) olmak üzere iki gruba ayrılır.

Omurga, akciğer ve karaciğeri takiben kanser hücrelerinin metastaz yaptığı en yaygın üçüncü bölgedir Omurları etkileyen çoğu tümör, vücudun başka bir yerinden omurgaya yayılır (metastaz yapmış) ve genellikle prostat, meme, akciğer, böbrek, tiroid veya barsak kaynaklıdır. Vücudun herhangi bir yerinde kansere yakalanmış tüm hastaların% 40'ından fazlası, kanserlerinin yaşamları boyunca omurgalarına yayılmasını yaşayacaktır. Neyse ki, bu hastaların sadece% 10'unda şikayete neden olur. Bu nedenle vertebral tümörler, daha önce kanser öyküsü olan kişilerde daha yaygındır. 

Omurganın kendi dokusundan kaynaklı (primer) tümörler çok daha az yaygındır. Primer tümörler iyi (benign) ya da kötü (malign) karakterde olabilir.

• İyi huylu bir spinal tümör genellikle düzgün sınırlara sahiptir. İyi huylu bir tümör kanser değildir, ancak şikayetlere neden oluyorsa, omurga üzerinde hasara neden oluyorsa veya sinirlere baskı oluşturuyorsa çıkarılması gerekebilir. Anevrizmal kemik kisti, osteoid osteoma, osteoblastoma, osteokondrom ve hemanjiom bunlara örnektir.

• Kötü huylu tümörler komşu sağlıklı dokulara yayılabilen, başka organlara (akciğer, karaciğer vs) sıçrayabilen ve hayatı tehdit edebilen kanserlerdir. Malign omurga tümörlerinde kondrosarkomlar, Ewing sarkomları ve osteosarkomlar bulunur.

Omurga tümörleri, özellikle büyüdükçe ve bulunduğu yerdeki dokulara hasar verdiği ölçüde, farklı şikayetlere neden olabilir. Tümörler omurga kemiğiniz dışında omuriliğinizi veya sinir köklerini, kan damarlarını veya komşu organlarınızı etkileyebilir. Omurga tümör belirtileri ve semptomları arasında şunlar olabilir:

• En sık şikayet sırt ağrısıdır. Sırt ağrısı istirahat ile hafiflemediği gibi geceleri daha şiddetli olabilir. 

• Özellikle kollarınız veya bacaklarınızda duyu kaybı veya kas zayıflığı

• Yürüme zorluğu, bazen düşmelere neden olabilir.

• Bağırsak veya mesane fonksiyonunun kaybı (idrar ve dışkı yapamama/kontrol edememe)

• Yavaş ya da hızlı gelişen kol ya da bacağın bir kısmını yada tümünü etkileyen felç gelişebilir.

Omurga tümörleri, tümör tipine bağlı olarak farklı oranlarda ilerler.

Ne zaman doktora görünmek gerekir

Sırt ağrısının birçok nedeni vardır ve çoğu sırt ağrısına bir tümör neden olmaz. Ancak, erken tanı ve tedavi vertebral tümörler için önemli olduğu için, doktorunuza sırt ağrınız ile ilgili şu bilgileri verin:

• Kalıcı ve ilerleyici

• Etkinlikle ilgili değil

• Geceleri daha da kötüleşiyor

• Kanser hikayeniz var ve yeni sırt ağrısı gelişti

Aşağıdaki durumlarda hemen tıbbi yardım alın:

• Bacaklarınızda veya kollarınızda ilerleyici kas zayıflığı veya uyuşma

• Bağırsak veya mesane fonksiyonundaki değişiklikler

Gidişat (Prognoz)

Bir omurga tümöründe gidişatı belirleyen mevcut tümörün iyi ya da kötü olmasıdır. İyi huylu tümörler uygun cerrahi ile genellikle sorunsuz iyileşir. Omurganın kendisinden kaynaklanan (primer) kötü huylu tümörlerde gidişatın iyi olması, tümörün başka organa yayılmamasına, cerrahi ile tamamının çıkarılmasına ve kemoterapi ve/veya radyoterapiye iyi bir cevap vermesine bağlıdır.   

Başka bir kanser odağından kaynaklanan (metastaz) omurga tümörlerinde gidişat başlıca, mevcut kanserin cinsi, omurga dışında başka bir organa yayılım varlığı ve hastanın genel durumuna bağlıdır.

 

 

Riskler

Hem iyi hem de kötü vertebral tümörler, omiriliğinizdeki sinirleri sıkıştırarak, tümörün bulunduğu yerin altında bir hareket veya duyu kaybına yol açabilir. Bu bazen bağırsak ve mesane fonksiyonunda değişikliklere neden olabilir. Sinir hasarı kalıcı olabilir.

Bir vertebral tümör, omurganın kemiklerine de zarar verebilir ve onu dengesiz hale getirebilir; bu da ani bir kırık veya omuriliği yaralayabilecek omurganın çökmesi riskini artırır.

Bununla birlikte, eğer tümör erken yakalanır ve hızlı bir şekilde tedavi edilirse, daha fazla fonksiyon kaybını önlemek ve sinir fonksiyonunu yeniden kazanmak mümkün olabilir. Yerleşin yerine bağlı olarak, omuriliğin kendisine doğru baskı yapan bir tümör yaşamı tehdit edici olabilir.

Teşhis

Vertebral tümörler bazen göz ardı edilebilir çünkü semptomları daha sık görülen durumlara benzemektedir. Bu nedenle, doktorunuzun tam tıbbi geçmişinizi bilmesi ve genel fiziksel ve nörolojik muayeneleri yapması özellikle önemlidir.

Eğer doktorunuz bir vertebral tümörden şüpheleniyorsa, aşağıdaki testlerden biri veya birkaçı tanının doğrulanmasına yardımcı olabilir ve tümörün yerini belirleyebilir:

Düz grafi: Düz radyografi, pediküllerin veya omur gövdesinin erozyonunu göstermek için kullanılır. Bununla birlikte, radyolojik bulgular sadece kemik yıkımı% 30-50'ye ulaştığında ortaya çıkmaktadır.

• Manyetik rezonans görüntüleme (MRG). MRG, omurga, omurilik ve sinirlerinizin doğru görüntülerini üretmek için güçlü bir mıknatıs ve radyo dalgaları kullanır. MRG genellikle vertebral tümörleri teşhis etmek için tercih edilen testtir. Belli dokular ve yapıları vurgulamaya yardımcı olan bir kontrast madde, test sırasında ayağınızdaki veya önkoldaki bir damar içine enjekte edilebilir.

• Bilgisayarlı tomografi (BT) taraması. MRG yumuşak dokuları daha ayrıntılı gösterirken BT kemik yapıları göstermede daha üstün ve kullanışlıdır. BT taraması MRG ile kombinasyon halinde kullanılabilir. Ayrıca nereden kaynaklandığı bilinmeyen metastaz hastalarında primer odağı saptamak için akciğer, karın (batın) tomografisi çekilir. 

Metastatik hastalarda başka bir omurga lokalizasyonunda da lezyon olabilme ihtimalinden dolayı (%15) görüntüleme yöntemleri tüm omurgayı içerecek şekilde çekilmelidir.

Kemik tarama(sintigrafi): Özellikle metastaz hastalarında omurga dışında başka bir kemikte lezyon olup olmadığını teyit etmek için kullanılır.

Pozitron emisyon tomografisi (PET) –CT: Sistemik hastalığın hızlı taranmasına ve evrelemesine izin verir. Ayrıca kanserli hastalarda kemoterapiye yanıtı belirlemek için kontrol amaçlı çekilebilir.

• Biyopsi. Çoğu zaman, tümör tipini belirlemenin tek yolu, bir mikroskop altında küçük bir doku örneğini (biyopsi) incelemektir. Biyopsi sonuçları tedavi seçeneklerini belirlemede yardımcı olacaktır.

Biyopsi örneğini elde etmek için kullanılan yöntem, genel tedavi planının başarısı için kritik olabilir. Çoğu durumda anestezi altında bir görüntüleme (genellikle X-ışını=skopi veya BT ) klavuzluğunda biyopsi iğnesi ile kapalı olarak işlem uygulanır.

Çoğu vertebral tümör için tedavi seçenekleri şunlardır:

• Ameliyat.

Cerrahi olarak vertebral tümörün çıkarılması ve oluşan boşluğun doldurulması: İdeal olarak, vertebral tümör tedavisinin amacı tümörden tamamen kurtulmaktır. Ancak, bu, omurilikte veya çevredeki sinirlerde kalıcı hasar riskiyle beraber olabilir. Bu seçenek genellikle genel durumu iyi olup uzun dönem yaşam beklentisi olan hastalar için tercih edilir.

Omirilik basısına neden olan tümör dokusunun ortadan kaldırılması ve omurganın sabitlenmesi: Özellikle malign karakterdeki tümörler omirilik basısına neden olarak kısmı yada tam felçe neden olabilir. Bu durumda basıyı ortadan kaldırmak için omiriliğin etrafı boşaltılır (seperasyon cerrahisi) ve etkilenen omurgayı sabitlemek için vidalama yöntemi (enstrümentasyon) uygulanır.  

Vertebroplasti/ Kifoplasti: Bu prosedürler, çökmüş vertebral kemiği yeniden yapılandırıp hizalanmayı düzeltmesine veya bir sinir üzerindeki basıncı gidermesine izin verir. Vertebroplasti ve kifoplasti, X-ray ekipmanı (skopi) olan bir ameliyathanede gerçekleştirilen görüntü kılavuzlu prosedürlerdir.

Bu prosedür ya genel anestezi altında ya da lokal anestezi destekli sedasyon altında (hastanın uyanık olduğu) yapılır. Bir veya iki iğne, arkadaki deriden kırık vertebraya röntgen rehberliği altında kapalı olarak ilerletilir. Skopi ile iyi iğne yerleşimini doğruladıktan sonra, cerrah kemik çimentosunu kırık vertebraya enjekte eder. Çimento, birkaç dakika içinde sertleşir, kemikte ani stabilite ve ağrının giderilmesini sağlar. Bu yöntem genel durumu iyi olmayan kanser hastalarında uygulanabilir.

•Radyoterapi:  Bu, tümüyle çıkarılamayacak tümörlerin kalıntılarını ortadan kaldırmak için operasyonu takiben veya ameliyat edilemez tümörleri tedavi etmek için uygulanabilir

Bazı vertebral tümörler için ilk basamak tedavi olabilir. Radyasyon tedavisi, ameliyat çok riskli olduğunda yalnızca ağrıyı hafifletmek için de kullanılabilir.

Stereotaktik radyocerrahi (SRS). Aslında cerrahi olmayan bu tedavi, yüksek dozda kesin olarak hedeflenen radyasyon sağlar. SRS'de, doktorlar, bilgisayarları radyasyon ışınlarını tüm noktalarda kesin doğrulukta ve birden çok açıdan odaklamak için kullanır. Klasik radyoterapi yöntemlerine göre etkinliği yüksek ve yan etkisi düşüktür. Radyocerrahide, vertebra tümörlerini tedavi etmek için radyasyonu stereotaktik olarak kullanan farklı tipte (Cyberknife vs) teknolojiler vardır. 

• Kemoterapi:  Birçok kanser türü için standart bir tedavi olan kemoterapi, kanser hücrelerini yok etmek veya büyümelerini engellemek için kullanılır. Tek başına ya da diğer terapilerle kombinasyon halinde kullanılabilir.

• Hormonoterapi: Sıklıkla prostat ve meme kanserli hastalarda kullanılır.

 •İmmünoterapi: Melanom, akciğer ve böbrek kanserine bağlı metastatik hastalarda kullanılır

•Steroidler: Cerrahi ve radyasyon terapisi, tümörlerin kendisi de omurilikte mikropsuz iltihaba (enflamasyon) neden olabilir, doktorlar bazen ameliyatı takiben ya da radyasyon tedavisi sırasında ödemii azaltmak için kortikosteroidler reçete ederler.

Kortikosteroidler inflamasyonu azaltsalar da, kas güçsüzlüğü, osteoporoz, yüksek tansiyon, diyabet ve enfeksiyona karşı artmış duyarlılık gibi ciddi yan etkilere neden olduğu için genellikle kısa süreli olarak kullanılırlar.

• Bifosfanatlar: Kemik güçlendirmesi için kullanılan bu ilaçlar tümörden etkilenen kemiklerde çökme ve kırılma riskini azaltmaktadır.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı


Tahmini okuma suresi: 8 dakika.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/sirt-agrisi-omurga-tumoru-habercisi-olabilir-3850.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/sirt-agrisi-omurga-tumoru-habercisi-olabilir-3850.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/sirt-agrisi-omurga-tumoru-habercisi-olabilir-5708-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/sirt-agrisi-omurga-tumoru-habercisi-olabilir-3850.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/sirt-agrisi-omurga-tumoru-habercisi-olabilir/26148/</link>
			<pubDate>Wed, 12 Mar 2025 08:18:30 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Meme kanseri sonrası rekonstrüksiyon süreci artık tek bir yönteme bağlı değil]]></title>
			<description><![CDATA[Özellikle meme kanseri tedavisi sonrası uygulanan meme rekonstrüksiyonu, hastaların hem fiziksel hem de psikolojik iyileşme sürecinde kritik bir rol oynuyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Özellikle meme kanseri tedavisi sonrası uygulanan meme rekonstrüksiyonu, hastaların hem fiziksel hem de psikolojik iyileşme sürecinde kritik bir rol oynuyor. Ancak uzun yıllardır en yaygın uygulama olan meme implantları artık tek seçenek değil. Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Burak Sercan Erçin, hastalarına daha doğal ve uzun vadede konfor sunan alternatif yöntemlere dikkat çekiyor.

 

Meme kanseri tedavisi sonrası meme rekonstrüksiyonu, hastaların hem fiziksel hem de psikolojik iyileşme sürecinde kritik bir rol oynuyor. Ancak uzun yıllardır standart olarak uygulanan meme implantları artık tek seçenek değil. Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Burak Sercan Erçin, hastaların daha doğal ve uzun vadede konforlu alternatiflere yöneldiğini belirtiyor.

"Hastalarımıza artık 'ya implant ya hiç' demek zorunda değiliz. Kendi dokularıyla yeniden şekillendirme seçenekleri hem estetik hem de sağlık açısından büyük avantaj sağlıyor. Önemli olan, hastaya en uygun yöntemi belirlemek ve uzun vadede en iyi sonucu elde etmektir" diyen Doç. Dr. Erçin, meme rekonstrüksiyonunda kişiye özel çözümler sunulması gerektiğini vurguluyor.

Doğal doku ile yeniden şekillendirme 

Meme rekonstrüksiyonunda, hastanın kendi vücut dokusunun kullanıldığı otolog rekonstrüksiyon yöntemi giderek daha fazla tercih ediliyor. Karın, sırt veya uyluk bölgesinden alınan dokularla yapılan bu yöntem, implantların getirdiği uzun vadeli riskleri azaltırken daha doğal bir görünüm sunuyor. Özellikle radyoterapi gören hastalar için otolog rekonstrüksiyon daha avantajlı olabilir.

Doç. Dr. Burak Sercan Erçin, bu yöntemin hastalar için uzun vadede daha sağlıklı ve doğal sonuçlar sunduğunu belirterek, "İmplantlar hâlâ bir seçenek, ancak hastalar artık daha doğal ve kalıcı çözümler arıyor. Otolog rekonstrüksiyon, vücudun kendi dokusunu kullanarak yapılan bir yöntem olduğu için doku uyumu sağlıyor ve ilerleyen yıllarda daha az revizyon gerektiriyor" dedi.

Uzun vadeli sağlık ve estetik avantajları

Meme rekonstrüksiyonu konusunda hastaların bilinçlenmesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Burak Sercan Erçin, implantlarda; kapsül kontraktürü (implant etrafında sertleşme), zamanla oluşan deformasyonlar, revizyon gerekliliği ve implant değişim ihtiyacı, enfeksiyon ve implant kayması gibi risklere de dikkat çekiyor.

Doç. Dr. Erçin, hastaların bu süreçte en doğru kararı verebilmesi için detaylı bir değerlendirme yapmaları gerektiğini belirterek, "Meme rekonstrüksiyonunda önemli olan hastanın vücut yapısına, sağlık geçmişine ve beklentilerine en uygun yöntemi belirlemektir. Günümüzde cerrahi teknikler çok ilerledi, artık hastalarımıza geniş bir seçenek yelpazesi sunabiliyoruz" diye ekledi.

Meme kanseri sonrası rekonstrüksiyon süreci artık tek bir yönteme bağlı değil. Hastaların, kendileri için en uygun seçeneği belirleyerek hem sağlıklarını hem de yaşam konforlarını koruyabilmeleri için uzman yönlendirmesi kritik önem taşıyor.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/meme-kanseri-sonrasi-rekonstruksiyon-sureci-artik-tek-bir-yonteme-bagli-degil-4238.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/meme-kanseri-sonrasi-rekonstruksiyon-sureci-artik-tek-bir-yonteme-bagli-degil-4238.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/meme-kanseri-sonrasi-rekonstruksiyon-sureci-artik-tek-bir-yonteme-bagli-degil-5236-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/meme-kanseri-sonrasi-rekonstruksiyon-sureci-artik-tek-bir-yonteme-bagli-degil-4238.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/meme-kanseri-sonrasi-rekonstruksiyon-sureci-artik-tek-bir-yonteme-bagli-degil/26138/</link>
			<pubDate>Wed, 12 Mar 2025 08:17:36 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Çocuklarda Gribe Karşı 8 Etkili Öneri!]]></title>
			<description><![CDATA[Bahar aylarına kadar süren grip sezonu yetişkinleri olduğu gibi çocukları da hedef alıyor. Yüksek ateşle etkisi altına alarak halsiz bırakıyor, bazen hastaneye...]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Bahar aylarına kadar süren grip sezonu yetişkinleri olduğu gibi çocukları da hedef alıyor.

Yüksek ateşle etkisi altına alarak halsiz bırakıyor, bazen hastaneye yatışı bile gerektiriyor. Verilere göre, kreşe giden her 2 çocuktan biri grip oluyor; aşırı soğukların devam ettiği son günlerde ise çocuklar arasında grip vakaları daha da artıyor! İnfluenza virüsünün bulaşma oranının çok yüksek olduğuna dikkat çeken Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Burcu Kesmez Evirgen, "Çocuklarımızı gripten korumak için hem bulaşmayı azaltacak hem de bağışıklık sistemini güçlendirecek önlemler almamız son derece önemli. Grip aşısı bu önlemlerin başında gelir. Ayrıca çocuklarımızın bol sıvı almalarını, sebze ve meyveyle beslenmelerini, istirahat etmelerini sağlamalıyız. Hijyen kurallarına dikkat etmek ve kalabalık ortamlarda mümkün olduğunca bulunmamak ya da maske takmak almamız gereken diğer önemli önlemlerdir" diyor.

 

Kreşe giden her 2 çocuktan biri grip oluyor

İnfluenza virüsünün yol açtığı grip, ani başlayan ve 38-40 derecelerde seyreden yüksek ateş, titreme, burun tıkanıklığı veya burun akıntısı, öksürük, baş ağrısı, halsizlik, yaygın kas ağrısı ve aşırı bitkinlik ile kendini gösteriyor. Genellikle 2 haftadan kısa sürede geçse de 5 yaşından küçük çocuklarda hastaneye yatış gerektirebiliyor. Özellikle 2 yaşın altındaki çocuklarda 39-40 dereceyi bulan ateşle birlikte havale geçirme olasılığı ve acile başvurularda artış gözleniyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Burcu Kesmez Evirgen, soğuk havalarda virüsün daha etkili olduğunu vurgulayarak, "Ülkemizde ekim gibi başlayan virüs aktivitesi nisan ayına kadar devam eder. Kış döneminde kreşe giden çocukların en az yarısı grip olur. Okul öncesi çocuk grubu, özellikle 2 yaş altındaki çocuklar bu virüsten çok etkilenir. Öyle ki çocukların hastanede tedavi edilmeleri gerekebilir" diyor.

 

GRİBE KARŞI 8 ETKİLİ ÖNERİ!

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Burcu Kesmez Evirgen, çocuklarda gribe karşı alınabilecek önlemleri şöyle sıralıyor:

 

Grip aşısı yaptırın

Gripten korunmanın en etkili yolu, çocuklara yıllık grip aşısı yaptırmaktır. Amerikan Pediatri Akademisi; 6 ay ve üzerindeki tüm çocukların grip aşısı olmalarını öneriyor. Aşı, sadece çocukları korumuyor, aile üyeleri ve toplum genelinde hastalık yükünü de azaltıyor. Bu nedenle çocuğunuzun grip aşısını yaptırmayı alışkanlık edinin.

 

El hijyenine dikkat edin

Çocuğunuza sık sık ellerini sabunla yıkamasını öğretin ve hijyen kurallarına dikkat edin. Virüsler eller yoluyla burun, ağız ve gözlere temasla bulaştığı için çocuğunuzu ellerini yüzüne sürmemesi gerektiği konusunda bilgilendirin.

 

Kapalı ve kalabalık ortamlardan kaçının

Salgın döneminde alışveriş merkezleri ile toplu taşıma gibi kalabalık ve havasız ortamlardan mümkün olduğunca uzak durun. Çocuğunuzun gribe yakalanmış kişilerle temastan kaçınmalarını sağlayın. Kalabalık bir ortama girmeniz gerekiyorsa çocuğunuza maske takmayı alışkanlık haline getirin.

 

Bol su içirin

Yeterli sıvı tüketimi vücudun virüsle mücadelesine destek oluyor. Dolayısıyla, çocuğunuzun yaşına göre bolca su içmesini sağlayın. Sadece su değil meyve suları, bitki çayları, ayran ve kefir gibi içecekler de vücuttaki sıvı miktarını artırıyor.

 

Sofranızda mutlaka yer verin 

Sofranızda protein, sağlıklı yağlar, vitamin ve mineral açısından zengin besinlere yer verin. Yoğurt, kefir ve fermente gıdalar gibi probiyotikler bağırsak sağlığını destekleyerek bağışıklık sistemini güçlendiriyorlar. Vücudunun doğal savunmasını desteklemek için şekerli ve işlenmiş gıdalardan kaçının.

 

Evinizi sık sık havalandırın

Temiz ve nemli hava solunum yollarının korunmasına yardımcı oluyor. Havanın çok kuru olması burun ve boğazda tahrişe ve bunun sonucunda influenza gibi viral enfeksiyon etkenlerinin vücuda girişinin kolaylaşmasına neden olabileceği için ortamın nem dengesini koruyun. Evde temiz hava sirkülasyonu sağlamak için pencereleri düzenli olarak açarak odalarınızı havalandırın.

 

Yeterli uyku çok önemli

Yetersiz uyku vücudun hastalıklarla mücadelesini zorlaştırıyor. Düzenli uyku alışkanlığı ise çocukların genel sağlığını korumada önemli bir rol oynuyor. Bağışıklık sistemini güçlü tutmak için çocuğunuzun her gece en az 8 saat uyumasına özen gösterin.

 

Yaşına uygun spor için teşvik edin

Düzenli hareket etmek bağışıklık sistemini güçlendiren önemli bir faktör. Dolayısıyla fiziksel aktivite vücudun hastalıklarla daha iyi mücadele etmesine yardımcı oluyor. Çocuğunuzu açık havada oyun oynamaya, yürüyüş yapmaya veya yaşına uygun bir sporla ilgilenmeye teşvik edin.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı


Tahmini okuma suresi: 5 dakika.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/cocuklarda-gribe-karsi-8-etkili-oneri-898.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/cocuklarda-gribe-karsi-8-etkili-oneri-898.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/cocuklarda-gribe-karsi-8-etkili-oneri-479-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/cocuklarda-gribe-karsi-8-etkili-oneri-898.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/cocuklarda-gribe-karsi-8-etkili-oneri/26136/</link>
			<pubDate>Wed, 12 Mar 2025 08:17:28 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[HMPV'ye Karşı Güçlü Adım: Bioeksen'in PCR Tabanlı Tanı Kiti]]></title>
			<description><![CDATA[Son aylarda Çin, İngiltere ve Hindistan gibi ülkelerde hızla yaygınlaşan Human Metapneumovirus (HMPV) özellikle bebekler, yaşlılar ve bağışıklık sistemi zayıflamış bireylerde ciddi solunum yolu hastalıklarına yol açarak hastane yatış oranlarını artırmaktadır. Mevsimsel solunum yolu enfeksiyonlarının artışı, teşhis süreçlerinin hızlandırılmasını ve sağlık sistemlerinin daha verimli yönetilmesini zorunlu hale getirmektedir.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Moleküler tanı alanında öncü çalışmalarıyla dikkat çeken Bioeksen, erken ve kesin teşhis sağlayan PCR tabanlı yeni HMPV tanı kitini geliştirdi. Bu yenilikçi kit, yüksek duyarlılık ve özgüllükle HMPV enfeksiyonlarını hızlı ve güvenilir bir şekilde tespit ederek epidemiyolojik kontrolü güçlendiriyor. Sağlık profesyonellerine erken teşhis imkanı sunan bu çözüm, gereksiz antibiyotik kullanımını azaltarak klinik yönetimde önemli bir avantaj sağlıyor.

HMPV, solunum sinsityal virüsü (RSV) ve diğer solunum yolu patojenleri ile benzer semptomlar göstermesi nedeniyle doğru teşhis edilmesi zor bir virüstür. Yanlış teşhis, hastalığın hızla yayılmasına ve tedavi süreçlerinde gecikmelere yol açabilir. Bioeksen’in PCR tabanlı yeni nesil tanı kiti, yeni nesil qPCR teknolojisi olan vCAP format ile geliştirilmiş olup, hızlı ve pratik kullanım imkanı sunmaktadır. Bu özel format, yalnızca numunenin tüpe eklenmesiyle işlemi başlatarak manuel hata riskini en aza indirir ve test sürecini hızlandırır. Bu sayede hastalığın erken evrede teşhis edilmesi sağlanırken, gereksiz hastane yatışlarının önüne geçilerek sağlık kaynaklarının daha verimli kullanılması mümkün hale gelmektedir.

Bioeksen’in geliştirdiği yeni nesil PCR tabanlı HMPV tanı kiti, düşük viral yüklerde bile yüksek hassasiyetle tespit imkanı sunarak enfeksiyonların erken safhada belirlenmesini mümkün kılar. Dakikalar içinde sonuç verebilen bu test, klinik laboratuvarlarda standartlaştırılmış ve güvenilir bir tanı aracı olarak konumlanmaktadır.

Bioeksen, bilimsel ve teknolojik yenilikleri sağlık sektörüne entegre ederek, solunum yolu enfeksiyonlarıyla mücadelede güçlü çözümler sunmaya devam etmektedir. Yeni nesil qPCR teknolojisi olan vCAP format ile geliştirilen HMPV tanı kiti ile erken teşhisin gücünü sağlık profesyonellerine sunarak, tanı süreçlerini daha hızlı, doğru ve etkin hale getirmeyi hedeflemektedir.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/hmpv-ye-karsi-guclu-adim-bioeksen-in-pcr-tabanli-tani-kiti-6379.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/hmpv-ye-karsi-guclu-adim-bioeksen-in-pcr-tabanli-tani-kiti-6379.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/hmpv-ye-karsi-guclu-adim-bioeksen-in-pcr-tabanli-tani-kiti-6344-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/hmpv-ye-karsi-guclu-adim-bioeksen-in-pcr-tabanli-tani-kiti-6379.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/hmpv-ye-karsi-guclu-adim-bioeksen-in-pcr-tabanli-tani-kiti/26127/</link>
			<pubDate>Tue, 04 Mar 2025 11:44:21 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Fitness ve Sağlıklı Yaşamda Dijital Dönüşüm Başladı]]></title>
			<description><![CDATA[Psikoloji, eğitim, yabancı dil sektörlerinin dijital dünyaya taşınmasından ardından fitness ve sağlıklı yaşam platformları da online olarak hizmet vermeye başladı. 

Spor dünyasında yeni bir dönem başlatan HeyGym, kişiye özel online fitness ve sağlıklı yaşam çözümleri sunarak, sporseverlerin her an her yerde hedeflerine ulaşmasını mümkün kılıyor. HeyGym, kullanıcılarının ihtiyaçlarına özel hazırlanan egzersiz programları ve profesyonel eğitmen desteği ile dikkat çekiyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Heygym, birebir egzersiz programlarının yanı sıra, her hafta düzenlenen grup etkinlikleriyle fitness, yoga ve pilates gibi farklı branşlarda ücretsiz toplu canlı dersler sunuyor. Uzman eğitmenler eşliğinde her seviyeye uygun olarak tasarlanan bu dersler, katılımcıların hem fiziksel hem de zihinsel sağlıklarını desteklerken, spor yapmayı sosyal ve keyifli bir deneyime dönüştürüyor. 

HeyGym’in teknoloji altyapısında, e-danışmanlık altyapısı sağlayan Gurulize kullanıldı.  Kullanıcı dostu arayüzü, yüksek performanslı altyapısı ve yenilikçi özellikleri ile spor deneyimini dijital dünyaya taşıyan bu platform, online egzersiz alanında kalite standartlarını yeniden belirliyor. 

HeyGym’in spor dünyasındaki başarısının ardında, bu alanda uzun yıllar tecrübe kazanmış olan Erhan Ünal bulunuyor. Ünal’ın spor sektöründeki bilgi birikimi ve deneyimi, HeyGym kullanıcılarının hedeflerine daha hızlı ve etkili bir şekilde ulaşmalarına olanak tanıyor. 

Dijital medya yönetimi ise sektörde tecrübeli İnce Fikirler iş birliği ile gerçekleştiriliyor. Sosyal medya stratejileri ve dijital pazarlama çözümleriyle HeyGym’in geniş kitlelere ulaşması hedefleniyor. 

HeyGym, teknoloji, spor ve dijital medya dünyasının güçlü iş birlikleriyle herkes için daha sağlıklı bir yaşam sunmayı amaçlıyor. Sporun konforunu ve motivasyonunu herkesin evine, ofisine ve dilediği her yere taşıyan HeyGym, kullanıcılarına bireysel hedeflerine uygun çözümler sunarak fitness dünyasında fark yaratıyor. 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/fitness-ve-saglikli-yasamda-dijital-donusum-basladi-2779.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/fitness-ve-saglikli-yasamda-dijital-donusum-basladi-2779.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/fitness-ve-saglikli-yasamda-dijital-donusum-basladi-423-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/fitness-ve-saglikli-yasamda-dijital-donusum-basladi-2779.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/fitness-ve-saglikli-yasamda-dijital-donusum-basladi/26110/</link>
			<pubDate>Mon, 03 Mar 2025 08:46:54 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Sahurda tüketilen bir kaşık tahin mideyi koruyor…]]></title>
			<description><![CDATA[Tahinin çok yönlü bir besin olduğunu belirten uzmanlar, mide ve sindirim sağlığına da faydalı olduğunu söylüyor. 

]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Ramazan ayında tahin tüketiminin uzun süren açlık sürecinde tokluk hissini artırarak kan şekerini dengelemeye yardımcı olabileceğini dile getiren Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, "Mide rahatsızlıklarında özellikle sabahları bir çorba kaşığı kullanmakta fayda vardır." dedi. İçeriğindeki lifler sayesinde kabızlığı önlemeye destek olurken, sağlıklı yağları ile mide hassasiyetini yatıştırabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Aytaç Atamer, ancak mide koruyucu ilaçlarla birlikte tüketiminin yan etkilere yol açabileceği konusunda da uyardı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, tahinin mide ve sindirim sağlığına etkilerinden ve Ramazan ayında sağlayabileceği faydalardan bahsetti.

Sahurda tahin tüketmek gün boyu tokluk sağlayabilir…

Tahin, susam tohumlarının öğütülmesi ile yapılan, geçmiş yüzyıllara dayanan bir besin maddesi olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Aytaç Atamer, "Tahin, yoğun kıvamlı bir besindir ve iyi bir protein kaynağıdır. Aynı zamanda içerisinde çeşitli vitaminler, mineraller ve değerli yağlar bulunur." dedi.

Ramazan ayında uzun süren açlık ve susuzluk sürecinde vücudun ihtiyaç duyduğu besinleri almak önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Aytaç Atamer, "Bu noktada tahin, sahurda tüketildiğinde gün boyunca tok kalmaya yardımcı olabilir. İçeriğindeki sağlıklı yağlar ve proteinler sayesinde uzun süreli enerji kaynağı sağlayarak oruç süresince daha dengeli bir kan şekeri seviyesinin korunmasına destek olur. Aynı zamanda tahinin mide sağlığını destekleyici özellikleri, Ramazan ayında mide rahatsızlıklarının önlenmesi açısından da önemli bir rol oynayabilir." şeklinde konuştu.

Tahin, iftar sonrasında mide hassasiyetini yatıştırabilir! 

Tahinin, zengin bir besin maddesi olmanın yanı sıra kalp sağlığının korunmasında, bağışıklık sisteminin desteklenmesinde, inflamasyonun azaltılmasına ve bazı kanser risklerine karşı faydalı olabileceğinin bilindiğini aktaran Prof. Dr. Aytaç Atamer, "Tahin çok yönlü bir besindir. Birçok farklı şekilde tüketimi olmasına rağmen özellikle mide rahatsızlıklarında kullanılması söz konusudur." dedi.

Ramazan ayında sahurda tüketilen bir kaşık tahinin, mideyi uzun süre koruyarak reflü ve mide yanması gibi problemlerin önüne geçebileceğine vurgu yapan Prof. Dr. Aytaç Atamer, şöyle devam etti:

"Mide rahatsızlıklarında özellikle sabahları bir çorba kaşığı kullanmakta fayda vardır. Tahin, sindirim sistemine fayda sağlayan lif içeriği ile doludur. Lifler sindirim sürecini düzenleyerek kabızlık ve diğer sindirim sistemi sorunlarının önlenmesine yardımcı olur. Tahindeki sağlıklı yağlar mide zarına koruyuculuk sağlar. Anti reflü ve mide yanmasıyla ilgilidir. Tahin, vücuttaki asit ortamının dengelenmesine yardımcı olarak mide asidinin düzenlenmesinde rol oynar. Ramazan boyunca iftar sonrası mide hassasiyeti yaşayanlar için tahin, mideyi yatıştırıcı bir etki gösterebilir. Ancak tahinin özellikle mide koruyucu ilaçlarla birlikte alınması yan etkilere yol açabileceğinden dikkatli tüketilmesi önerilir."

Mide rahatsızlıklarından kaçınabilirsiniz… 

Ramazan boyunca ve sonrasında mide rahatsızlıklarından kaçınmak için önerilerde bulunan Prof. Dr. Aytaç Atamer, sözlerini şöyle tamamladı:

"Sağlıklı beslenmek, diyetinize uymak ve gereksiz ağrı kesici ilaçlardan kaçınmak gerekir. Dengeli şekilde beslenirsek, sigarayı bırakır, alkolden uzak durursak, sabahları alınacak tahin ile mide, ülser ve gastrite konusunda olumlu sonuçlar alınabilir. Ramazan ayında da oruç sürecini daha sağlıklı geçirmek adına tahinin sahur ve iftar sofralarında yer alması, sindirim sistemi üzerindeki olumlu etkileri nedeniyle faydalı olabilir."

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/sahurda-tuketilen-bir-kasik-tahin-mideyi-koruyor-5758.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/sahurda-tuketilen-bir-kasik-tahin-mideyi-koruyor-5758.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/sahurda-tuketilen-bir-kasik-tahin-mideyi-koruyor-3410-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/sahurda-tuketilen-bir-kasik-tahin-mideyi-koruyor-5758.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/sahurda-tuketilen-bir-kasik-tahin-mideyi-koruyor/25508/</link>
			<pubDate>Sat, 01 Mar 2025 17:13:39 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Büyükşehir Belediyesi, Ramazan öncesinde büyüklerimizi bilgilendirdi;  65 yaş üstüne Ramazan'da sağlıklı beslenme tüyoları]]></title>
			<description><![CDATA[Büyükşehir, "Hayatın İçindeyim Projesi" kapsamında 65 yaş üstü büyüklerimize "Ramazan'da Sağlıklı Beslenme Eğitimi" verdi

]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kocaeli Büyükşehir, Ramazan ayı öncesinde 65 yaş üstü büyüklerimize "Hayatın İçindeyim Projesi" kapsamında "Ramazan'da Sağlıklı Beslenme Eğitimi" verdi. Eğitimde, Ramazan ayında nasıl beslenilmesi gerektiği anlatıldı.

 

HAYATIN HER ALANINDA DESTEK OLUNUYOR

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi her alanda olduğu gibi sağlıklı beslenme konusunda da vatandaşların yanında olmaya, onlara destek vermeye devam ediyor. Bu kapsamda "Hayatın İçindeyim Projesi" ile 65 yaş üstü bireylere hayatın her alanında destek olunuyor. Proje dahilinde yürütülen çalışmalarla emeklilik sonrası durağanlığın önüne geçmeye çalışılıyor. Ayrıca aktif yaşlanmada rol oynayan sanat, spor, kişisel gelişim gibi alanlara öncelik veriliyor.

 

RAMAZAN AYINDA NASIL DENGELİ BESLENİLEBİLİR?

"Hayatın İçindeyim Projesi" kapsamında sağlıklı beslenme konusunda çeşitli eğitimlerle vatandaşlar bilgilendiriliyor. Daha önce de sağlıklı beslenme konusunda; "İleri Yaş Grubunda Sağlıklı Beslenme", "Kronik Hastalıklarda Sağlıklı Beslenme", "Diyabet ve Beslenme Tedavisi", "Hipertansiyon ve Beslenme Tedavisi" gibi eğitimler veren Büyükşehir, Ramazan ayı başlamadan 65 yaş üstü büyüklerimize "Ramazan'da Sağlıklı Beslenme Eğitimi" verdi.

 

HEKİM ONAYI BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR

Körfez'de bulunan 60+ Aktif Yaşlanma Kulübü'nde gerçekleştirilen eğitimde özellikle oruç tutmadan önce kronik rahatsızlığı bulunanların doktor onayı alması gerektiğini vurgulayan uzman diyetisyen, düzenli ilaç kullananların da doktor takibiyle süreci yürütmesinin önemini vurguladı. Bazı ilaçların saatlerinin düzenlenebildiğini ancak bazı rahatsızlıklarda ertelemelerin ve belirli değişikliklerin hayati önem taşıdığını aktaran diyetisyen, oruç tutabilecek kişilerin sindirim sorunu yaşamaması için bazı hususlara dikkat etmesi gerektiğini söyledi.

 

SU TÜKETİMİ 2 LİTREYE TAMAMLANMALI

Uzun süren açlıkla birlikte sindirim sorunları yaşamamak için iftarda, sahurda ve iftar/sahur arasında nasıl alışkanlıklar edinmek gerektiğini başlıklar halinde büyüklerimize aktaran diyetisyen, sahurun atlanmaması gerektiğini iftarın ise ağır yiyeceklerle bir anda yapılmaması gerektiğini vurguladı. İftarda sofralarda çorbanın eksik edilmemesi gerektiğini vurgulayan eğitmen, iftar ve sahur arasında da aralıklarla su tüketiminin 2 litreye tamamlanması gerektiğinin altını çizdi. İftar sonrası 30 dakikalık yürüyüşlerin de kan şekerini dengeleme açısından önemine değindi.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/buyuksehir-belediyesi-ramazan-oncesinde-buyuklerimizi-bilgilendirdi-65-yas-ustune-ramazan-da-saglikli-beslenme-tuyolari-4141.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/buyuksehir-belediyesi-ramazan-oncesinde-buyuklerimizi-bilgilendirdi-65-yas-ustune-ramazan-da-saglikli-beslenme-tuyolari-4141.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/buyuksehir-belediyesi-ramazan-oncesinde-buyuklerimizi-bilgilendirdi-65-yas-ustune-ramazan-da-saglikli-beslenme-tuyolari-4765-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/buyuksehir-belediyesi-ramazan-oncesinde-buyuklerimizi-bilgilendirdi-65-yas-ustune-ramazan-da-saglikli-beslenme-tuyolari-4141.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/buyuksehir-belediyesi-ramazan-oncesinde-buyuklerimizi-bilgilendirdi-65-yas-ustune-ramazan-da-saglikli-beslenme-tuyolari/25507/</link>
			<pubDate>Sat, 01 Mar 2025 17:13:36 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Oruç Tutmak İsteyen Şeker Hastaları İçin 4 Altın Kural]]></title>
			<description><![CDATA[Diyabet hastalarının yedikleri yiyecekler, aldıkları toplam kalori, karbonhidrat, lif, yağ, tuz ve şeker gibi detaylar konusunda daha dikkatli olmaları gerekir. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Diyabet hastalarının yedikleri yiyecekler, aldıkları toplam kalori, karbonhidrat, lif, yağ, tuz ve şeker gibi detaylar konusunda daha dikkatli olmaları gerekir. Bunların hepsi kan şekeri seviyelerini etkileme potansiyeline sahiptir. Diyabet gibi kronik rahatsızlığı olan ve oruç tutmayı seçen herkes, sorun yaşamamak veya rahatsızlığının kötüleşmesini önlemek için doktor kontrollerini ihmal etmemeli, Ramazan ayı başlamadan oruç süreci ile ilgili doktoruyla detaylıca görüşmelidir. Ancak bu sayede kişilerin kronik bir rahatsızlığı olsa bile, doktor kontrolünde oldukları sürece güvenle oruç tutulabilirler. 

 

Memorial Antalya Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü'nden Uz. Dr. Gökhan Yazıcıoğlu, kan şekeri düşüklüğü "Hipoglisemi" hakkında bilgi verdi ve hangi şeker hastalarının nelere dikkat ederek oruç tutabileceğine dair önerilerde bulundu.

 

Oruç tutmak hipoglisemiye yol açabilir

 

Şeker hastalarının gün içinde az ve sık yemek yemeleri, kan şekeri düzeylerini belirli bir seviyede tutabilmeleri için büyük önem taşır. Oruç nedeniyle uzun süre aç kalmak, kan şekeri seviyesinin tehlikeli sınırlara düşmesine neden olarak hipoglisemi ataklarına yol açabilir. Ayrıca oruç süresince susuz kalınmasından kaynaklanan dehidrasyon da şeker hastalarında sorun yaratabilir. 

 

Kan şekeri düşüklüğü yani hipoglisemi; bulanık görme, baş ağrısı, baş dönmesi, terleme ve baygınlık hissi gibi belirtilerle kendini gösteren önemli bir sağlık sorunudur. Hipoglisemi, uygun müdahale yapılmadığı durumlarda bilinç kaybına neden olabilir. 

 

Her şeker hastasına oruç önerilmiyor

 

Sağlıklı olan kişilerde kan şekeri düşüklüğü vücut tarafından normal seviyelere çıkarılabilirken, şeker hastalarında bu durum bilinç kaybolması gibi hayatı tehdit edebilen ciddi sonuçlara yol açabilir. Şeker hastalarının oruç tutması doktorunun onayı ve hastalığının durumuna bağlıdır. Özellikle şeker düşürücü bazı grup ilaçlar ve insülin kullanan hastaların oruç tutması sakıncalıdır.  Şeker hastalarının oruç tutması hastalığın durumu, komplikasyonların olup olmaması, kullanılan ilaçlar gibi birçok faktör göz önüne alınarak uzman doktor tarafından değerlendirilmesi gerekir.

 

Doktor kontrolünde oruç tutulabilir

 

Şeker hastalığının başlangıç aşamasında olan; günde yalnızca bir tek ve şeker düşüklüğüne neden olmayan ilaç kullanan hastaların oruç tutması, doktorlarından da onay alınarak mümkün olabilir. 

Oruç tutabilecek grupta yer alan şeker hastalarının Ramazan ayında herhangi bir sağlık sorunu yaşamamaları için dikkat etmesi gereken önemli noktalar şunlardır;

1. İftar yemeğini uzun saatlere yayın

Şeker hastalarının kan şekeri seyrinde küçük dalgalanmalar olmalıdır. Oruç tutmanın getirdiği uzun süren açlık sonrasında iftarda çok hızlı yemek yemek kan şekerini birden ve hızlı bir şekilde yükselteceğinden zararlıdır. Bu nedenle iftarda zamana yayarak yemek yenmeli, iftara çorba ile başlanmalı, çorbadan sonra yemeye ara verilmelidir. Sulu sebze yemekleri tercih edilmeli ve aşırı ekmek tüketilmemelidir. 

2. Sahurda ağır yiyeceklerden uzan durun

Sahurda ağır, vücudu zorlayacak yiyecekler tüketilmemelidir. Kahvaltılıklar tercih edilmelidir.

3. Sahura kadar sıvı tüketimine dikkat edin 

Oruç nedeniyle oluşan sıvı kaybı, şeker hastalarında sıklıkla görülen yüksek tansiyon için kullanılan ilaçlar ile birlikte vücutta sıvı ve bazı önemli minerallerin eksikliğine yol açabilmektedir. İftardan sahura kadar geçen süre içinde sıvı tüketimi iyi ayarlanmalıdır. Vücudun sıvı ihtiyacı mümkün olduğunca sağlanmalıdır. Tuz kaybı da yerine konulmalıdır. Sıvı kaybının şeker hastalarında böbrek sorunlarını ortaya çıkarabildiği unutulmamalıdır.

 

4. Gün içinde kan şekerinizi birkaç defa ölçün

 

Şeker hastaları gün içinde birkaç defa, iftara kadar, kan şekeri ölçme cihazlarıyla şeker düzeylerini kontrol etmelidir. Şekerin düşme eğilimine girdiğini gördüğü takdirde de, gerekirse bir sağlık kurumuna başvurulmalıdır. 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/oruc-tutmak-isteyen-seker-hastalari-icin-4-altin-kural-5847.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/oruc-tutmak-isteyen-seker-hastalari-icin-4-altin-kural-5847.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/oruc-tutmak-isteyen-seker-hastalari-icin-4-altin-kural-1210-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/oruc-tutmak-isteyen-seker-hastalari-icin-4-altin-kural-5847.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/oruc-tutmak-isteyen-seker-hastalari-icin-4-altin-kural/25506/</link>
			<pubDate>Sat, 01 Mar 2025 17:13:33 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Sağlıklı Bir Oruç İçin 10 Altın Kural]]></title>
			<description><![CDATA[Ramazan ayında uzun süren açlık periyotları ve düzensiz beslenme, vücut sağlığını olumsuz etkileyebilir. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Ramazan ayında uzun süren açlık periyotları ve düzensiz beslenme, vücut sağlığını olumsuz etkileyebilir. Ancak doğru beslenme alışkanlıklarıyla oruç süresince sağlıklı ve enerjik kalmak mümkün. Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Hançer Bingili, Ramazan'da sağlıklı ve dengeli beslenmenin yollarını açıkladı.

İftarda ve Sahurda Sağlığınızı Korumak İçin 10 Önemli Kural

Ramazan ayına günler kala evlerde hazırlık telaşları da hızlandı. Açlık ve susuzluğu doğru yönetmek, ihtiyaç duyulan besinleri doğru miktarda ve şekilde tüketmek, orucun iyileştirici gücünden faydalanmada büyük rol oynuyor. Oruç tutarken dengeli beslenmenin büyük önem taşıdığını aktaran Dr. Bingili, Ramazan ayı boyunca dikkat edilmesi gereken en önemli konuları sıraladı:

1. Sahuru Atlamayın: Gün boyu enerjik kalabilmek ve kan şekerinin dengede tutulması için sahur öğünü mutlaka yapılmalı. Protein ve lif açısından zengin besinler tercih edilerek tokluk süresi uzatılabilir.

2. İftara Hafif Başlayın: Uzun saatler aç kaldıktan sonra mideyi birden doldurmak sindirim problemlerine yol açabilir. Orucu su ile açtıktan sonra, çorba ve hafif yiyeceklerle devam etmek mideyi rahatlatır.

3. Bol Su İçmeyi İhmal Etmeyin: Vücudun su ihtiyacını karşılamak için iftar ve sahur arasında en az 8-10 bardak su içilmelidir. Yetersiz su tüketimi baş ağrısı, halsizlik ve sindirim sorunlarına neden olabilir.

4. Kızartma ve Ağır Yemeklerden Kaçının: Kızartmalar, aşırı yağlı ve baharatlı yiyecekler sindirimi zorlaştırarak mide rahatsızlıklarına yol açabilir. Bunun yerine, ızgara, haşlama veya fırın yemekleri tercih edilmeli.

5. Tatlı Tercihinizi Hafif Olanlardan Yana Kullanın: Şerbetli ve ağır tatlılar yerine, meyve, sütlü tatlılar veya hurma gibi doğal lezzetler tercih edilmeli. Fazla şeker tüketimi kan şekerinin ani yükselip düşmesine neden olabilir.

6. Porsiyon Kontrolüne Dikkat Edin: Aşırı yemek yemek, sindirim sistemini zorlar ve kilo artışına neden olabilir. Dengeli porsiyonlarla beslenmek, mideyi rahatlatır ve sağlık sorunlarını önler.

7. Lifli Gıdalar Tüketerek Tok Kalın: Tam tahıllı ekmekler, sebzeler, baklagiller ve kuruyemişler gibi lif açısından zengin besinler sindirimi kolaylaştırır ve uzun süre tok kalmanızı sağlar.

8. Yavaş ve Bilinçli Yemek Yiyin: Yemekleri iyice çiğneyerek ve yavaş yiyerek sindirimi kolaylaştırabilirsiniz. Hızlı yemek yemek mide problemlerine ve şişkinliğe yol açabilir.

9. Fiziksel Aktiviteyi İhmal Etmeyin: Ağır sporlar yerine, hafif yürüyüşler gibi aktiviteler sindirimi destekler ve kilo kontrolünü sağlar.

10. Kahve ve Çay Tüketimini Sınırlayın: Fazla kafein tüketimi vücuttan su atılımını hızlandırır ve susuzluğa yol açar. Bunun yerine, bitki çayları veya doğal içecekler tercih edilmelidir.

Yanlış Beslenme Alışkanlıkları Sağlığınızı Tehdit Ediyor

Güneşli Erdem Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Hançer Bingili, bazı temel kurallara dikkat edildiğinde, orucun bedenimizin kendini yenilemesi için büyük katkı sağladığını belirtti. Dr. Bingili, sağlıklı bir Ramazan ayı geçirmek için sakınılması gereken hataları açıkladı: 

Sahuru atlamak: Kan şekerinin düşmesine ve gün içinde halsizliğe yol açar.

Aşırı şekerli ve yağlı besinler tüketmek: Kan şekerinde ani dalgalanmalara ve mide rahatsızlıklarına sebep olur.

Yetersiz su tüketmek: Dehidrasyon, baş ağrısı ve sindirim problemlerine neden olabilir.

Hızlı ve kontrolsüz yemek yemek: Sindirim problemlerine ve kilo artışına yol açar.

Tek tip beslenmek: Yalnızca karbonhidrat ağırlıklı veya protein ağırlıklı beslenmek, vücudun ihtiyaç duyduğu besin ögelerinin eksik alınmasına neden olabilir.

İftarda aşırı yemek: Bir anda fazla miktarda besin tüketmek mideye yük bindirir ve hazımsızlığa yol açar.

Gazlı içecekler tüketmek: Sindirim sistemini zorlayarak şişkinlik ve mide rahatsızlıklarına neden olabilir.

Hızlı su içmek: İftarda suyu bir anda tüketmek yerine yavaş içerek vücudun daha iyi su emmesini sağlamak önemlidir.

Ramazan'da Bağışıklık Sistemini Güçlendirmek İçin Neler Yapılmalı?

Uzun açlık süreleri ve susuzluk, bağışıklık sistemini olumsuz etkileyebilir. Bağışıklık sistemini güçlü tutmak için vitamin ve mineral açısından zengin besinlere yönelmek gerektiğini vurgulayan Dr. Bingili, sofralardan eksik edilmemesi gereken besinleri paylaştı: 


	C vitamini içeren besinler (portakal, limon, biber) bağışıklığı güçlendirir.
	Probiyotikler ve yoğurt tüketimi sindirim sistemini destekleyerek bağışıklık sistemini korur.
	Yeşil yapraklı sebzeler ve tam tahıllar uzun süre tok kalmayı destekler ve enerji verir.
	Yeterli protein tüketimi kas kaybını önleyerek vücudun sağlıklı kalmasını sağlar.


Sağlıklı ve Dengeli Bir Ramazan İçin İpuçları

Ramazan ayı, sadece aç kalınan bir dönem değil, aynı zamanda bedenin ve ruhun arınmasını sağlayan özel bir zaman dilimidir. Orucun fiziksel ve zihinsel birçok faydası vardır. Sindirim sisteminin dinlenmesi, kan şekerinin dengelenmesi ve bağışıklık sisteminin güçlenmesi gibi etkilerinin yanı sıra, kişinin sabır, şükür ve irade gücünü geliştirmesine de katkıda bulunur.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Hançer Bingili, Ramazan boyunca sağlıklı ve dengeli beslenmenin mümkün olduğunu vurgulayarak, oruç tutarken vücudun ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılamak için şu tavsiyelerde bulunuyor:


	İftarda ve sahurda dengeli beslenerek mideyi yormayın.
	Protein, karbonhidrat ve yağ dengesine dikkat edin.
	İftardan sonra hafif egzersizlerle metabolizmanızı destekleyin.
	Günlük su tüketimine özen gösterin ve sıvı kaybını önleyin.
	Yavaş ve bilinçli beslenerek sindirim sisteminizi koruyun.
	Sahurda kompleks karbonhidratlar ve sağlıklı yağlar tüketerek gün boyunca enerjik kalabilirsiniz.
	Sindirimi kolaylaştırmak için yemeklerden sonra hafif bitki çayları içebilirsiniz.
	Ramazan ayı boyunca kilo alımını önlemek için porsiyonları kontrol altında tutun.
	Sağlıklı bir Ramazan için bireysel beslenme planları oluşturun ve aşırıya kaçmadan dengeli beslenin.
	Ramazan süresince bağışıklık sisteminizi güçlendirmek için taze sebze ve meyve tüketimini artırın.


Ramazan ayını sağlıklı bir şekilde geçirmek için uzmanların önerilerine kulak vererek, dengeli ve bilinçli beslenmek büyük önem taşıyor. Sağlığınızı koruyarak oruç tutmak ve enerjinizi dengede tutmak için bu önerileri dikkate alabilirsiniz. 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/saglikli-bir-oruc-icin-10-altin-kural-6250.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/saglikli-bir-oruc-icin-10-altin-kural-6250.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/saglikli-bir-oruc-icin-10-altin-kural-6960-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/saglikli-bir-oruc-icin-10-altin-kural-6250.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/saglikli-bir-oruc-icin-10-altin-kural/25505/</link>
			<pubDate>Sat, 01 Mar 2025 17:13:29 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Manevi pratikler depresyon riskini azaltabiliyor!]]></title>
			<description><![CDATA[Ramazan ayının, kişilerin ruh sağlığı üzerinde de önemli etkileri olduğunu belirten uzmanlar, oruç tutmanın, sabrı ve stresle başa çıkma mekanizmalarını güçlendirebildiğini söylüyor.

]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Araştırmalara göre, dini ritüellerin ve manevi pratiklerin, kortizol seviyelerini dengeleyerek kaygıyı azalttığını dile getiren Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, "Maneviyata yönelen kişilerde düzenli olarak yapılan içsel değerlendirme ve anlam arayışı ile bireylerde ruhsal dinginlik ve iç huzurun arttığı gözlemlenmiştir." dedi. Şükür ve affetme duygularının, psikolojik dayanıklılığı desteklerken, manevi pratiklerin de depresyon riskini azaltabildiğini aktaran Sedef Koç Bal, yardımlaşma ve dayanışmanın, bireyin ruhsal tatminini artırarak toplumsal bağları güçlendirdiğini söyledi ve Ramazan boyunca kazanılan bu ruhsal kazanımları sürdürebilmek için, bireylerin bu dönemde geliştirdikleri alışkanlıkları günlük yaşamlarına entegre etmeleri önerisinde bulundu.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, maneviyata yönelerek oruç tutmak ve ibadet etmek gibi ritüeller başta olmak üzere Ramazan ayının manevi yönden kişilerin ruh sağlığına nasıl katkıda bulunduğu hakkında bilgi verdi.

Oruç tutmak, stresle başa çıkma mekanizmalarını güçlendirebilir.

Ramazan ayının, bireyin sabır duygusunu geliştirmesi için doğal bir ortam sunduğunu aktaran Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, "Oruç tutmak, biyolojik ve psikolojik ihtiyaçların ertelenmesini gerektirir; bu da özdenetim mekanizmalarını güçlendirir. Psikolojik dayanıklılığın temel unsurlarından biri olan sabır, zorluklara karşı tahammül edebilme ve duygusal tepkileri yönetebilme kapasitesini artırır. Açlık, susuzluk gibi biyolojik ihtiyaçların karşılanamadığı anlarda bunun bireyde yaratacağı duygusal zorlanmayı tolere edebilmek önemli bir kazanımdır. Bireyler bu ihtiyaçları ertelemeyi dini motivasyonla yapsa da sonuç olarak öz disiplini arttırması beklenir. Bu süreç, bireyin duygusal regülasyon yeteneğini güçlendirerek daha sağlam bir psikolojik yapı oluşturmasını destekler." dedi.

Ramazan ayının, yalnızca fiziksel bir ibadet değil, aynı zamanda bireyin ruh sağlığı üzerinde de önemli etkiler yaratan bir süreç olduğunu ifade eden Bal, "Oruç tutmak, biyolojik ihtiyaçları dengelemek yoluyla sabrı pekiştirerek bireyin stresle başa çıkma mekanizmalarını güçlendirebilir. Bu dönemde manevi derinleşme ve içsel muhasebe, psikolojik dayanıklılığı artırarak bireyin duygusal refahına katkıda bulunabilir." şeklinde konuştu.

Düzenli ibadet, ruhsal dinginliği ve iç huzuru artırıyor!

Oruç tutmanın ruh sağlığı üzerindeki etkilerine değinen Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, "Oruç, bireyin öz disiplinini artırarak stres yönetimini destekler. Yapılan araştırmalar, dini ritüellerin ve manevi pratiklerin, kortizol seviyelerini dengeleyerek kaygıyı azalttığını göstermektedir. Yaşamında maneviyattan beslenen kişilerde, ruhsal dinginlik ve iç huzurun arttığı gözlemlenmiştir." dedi.

Ancak depresyon, anksiyete veya diğer psikolojik rahatsızlıkları olan bireyler için Ramazan'ın farklı bir deneyim olabileceğine dikkat çeken Bal, "Bazı bireyler için oruç, biyolojik ritimlerin değişmesi nedeniyle zorluk yaratabilir. Uyku düzenindeki değişiklikler, kan şekeri dalgalanmaları ve uzun süreli açlık, duygu durum bozukluğu olan bireylerde tetikleyici olabilir. Bu nedenle, özellikle psikiyatrik tedavi gören bireylerin doktorlarına danışarak bu süreci yönetmeleri önemlidir." diyerek uyarıda bulundu.

Ramazan ayı psikolojik dayanıklılığı artırmak için önemli bir süreç…

Ramazan ayında bireylerin, daha fazla içe dönüş yaparak kendilerini anlamlandırma sürecine girdiklerini aktaran Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, bu durumun, duygusal dayanıklılığı artırabileceğini ve ruhsal dengeyi destekleyebileceğini söyledi. "Şükran duygusunun arttığı bu dönemde, bireylerin olumlu düşünce yapılarının güçlendiğini de dile getiren Bal, şükran duymanın, ruh sağlığı açısından koruyucu bir faktör olup depresif belirtileri azaltabileceğini açıkladı.

Ramazan boyunca bireylerin, sabır duygusunu pekiştirme fırsatı bulacağını sözlerine ekleyen Bal şöyle devam etti:

"Sabır, psikolojik dayanıklılığın temel taşlarından biridir. "Sabır, bireyin duygularını düzenleme becerisini geliştirir. Anlık dürtülere karşı koymayı öğrenmek, uzun vadede bireyin stres yönetimini güçlendirir. Bu nedenle Ramazan, psikolojik dayanıklılığı artırmada önemli bir süreç olabilir.

Aynı şekilde affetmek de ruhsal huzuru destekleyen bir unsurdur. Yapılan araştırmalar, affetmenin bireyin kaygı düzeylerini düşürdüğünü ve psikolojik rahatlama sağladığını gösteriyor. Affetmek, kişinin kendisine duyduğu sevgiyi ve içsel barışı artırır. Bu süreç, bireyin daha huzurlu ve dengeli hissetmesine katkıda bulunur."

Manevi pratikler depresyon riskini azaltabiliyor!

"Ramazan ayında manevi ritüellere yönelmek, bireyin ruh sağlığı üzerinde olumlu etkiler oluşturabilir." diyen Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, meditasyon ve mindfulness teknikleriyle birleştirilen oruç ibadetinin, bedene dair farkındalığı, zihinsel netliği ve iç huzuru artırabileceğini dile getirdi.

Bal, "Şükran ve meditasyon, bireyin bilinçli farkındalığını artırarak stresle başa çıkmasına yardımcı olur. Manevi pratiklerin beyin üzerindeki etkileri incelendiğinde, bu aktivitelerin pozitif duyguları artırdığı ve depresyon riskini azalttığı görülmüştür." şeklinde konuştu.

Küçük iyilikler ruhsal tatmini yükseltebilir…

Ramazan ayının, toplumsal dayanışmanın da güçlendiği bir dönem olduğunun altını çizen Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, "Yardımlaşma ve paylaşma, bireyin ruh sağlığını olumlu yönde etkileyerek aidiyet duygusunu artırır. Başkalarına yardım etmek, beyindeki ödül sistemini harekete geçirerek mutluluk hormonlarının salgılanmasını sağlar. Küçük iyilikler bile bireyin ruhsal tatminini yükseltebilir." dedi.

Ramazan ayının sağladığı ruhsal kazanımları sürdürebilmek için, bireylerin bu dönemde geliştirdikleri alışkanlıkları günlük yaşamlarına entegre etmelerini öneren Bal sözlerini şöyle tamamladı:

"Şükran duygusu, sabırlı olmak, affetmeyi öğrenmek ve düzenli manevi pratiklere devam etmek, yalnızca belirli bir süreyle veya belirli bir inanç sistemiyle değil evrensel olarak ruhsal dengeyi korumaya yardımcı olabilir.

Ramazan, bireylerin ruhsal sağlıklarını güçlendirmek ve iç huzuru yakalamak adına önemli bir fırsattır. Ancak her bireyin bu süreci kendi psikolojik durumuna göre yönetmesi gerektiği unutulmamalı. Özellikle ruhsal rahatsızlığı olan bireylerin bilinçli hareket etmeleri ve gerektiğinde profesyonel destek almaları önemli bir nokta."

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/manevi-pratikler-depresyon-riskini-azaltabiliyor-5135.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/manevi-pratikler-depresyon-riskini-azaltabiliyor-5135.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/manevi-pratikler-depresyon-riskini-azaltabiliyor-9907-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/manevi-pratikler-depresyon-riskini-azaltabiliyor-5135.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/manevi-pratikler-depresyon-riskini-azaltabiliyor/25504/</link>
			<pubDate>Sat, 01 Mar 2025 17:13:27 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Bağımlılık tedavisi kişiye özel düzenlenmeli]]></title>
			<description><![CDATA[Fiziksel ve psikolojik olmak üzere ikiye ayrılan bağımlılık, toplumu tehdit eden bir halk sağlığı sorunu olarak değerlendiriliyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Fiziksel ve psikolojik olmak üzere ikiye ayrılan bağımlılık, toplumu tehdit eden bir halk sağlığı sorunu olarak değerlendiriliyor. İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı'ndan Dr. Öğretim Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, kronik bir rahatsızlık olan bağımlılıkta kişinin ömür boyu bağımlılık riski olan madde ve davranışlardan uzak durması için bazı önlemler alması gerektiğine dikkat çekiyor. Tütün, alkol veya madde bağımlılıkları gibi fiziksel bağımlılıklar ile kumar ve oyun bağımlılığı gibi davranışsal bağımlılıklarda benzer şekilde beynin ödül merkezi olan dopamin sisteminin uyarıldığını belirten Bektaş, bağımlılık tedavisinin bireyin ihtiyaçlarına göre, kişiye özel olarak düzenlenmesi gerektiğini vurguluyor.

                

İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı'ndan Dr. Öğretim Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, 1-7 Mart Yeşilay Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada kimyasal ve davranışsal bağımlılıklar, benzerlikleri ve nedenlerine ilişkin değerlendirmede bulundu.

 

Bağımlılığı ruhsal destek almadan sonlandırmak oldukça güç

 

Bağımlılığın toplumu tehdit eden bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirten Zuhal Doğan Bektaş, "Birey ve toplum üzerinde pek çok açıdan yıkımlara yol açar, aile hayatını, toplumun güvenliğini olumsuz yönde etkiler. Bağımlılıkta kişi belli bir maddeye ya da davranışa karşı aşırı ve kontrol edilemeyen bir istek ve ihtiyaç duyar. Bu durum kişinin hayatında bedensel, ruhsal, toplumsal, yasal olarak olumsuz sonuçlar doğurmasına rağmen kişi kendisini bağımlı olduğu madde ya da davranıştan alıkoyamaz. Gün içerisinde zamanının büyük kısmını maddeyi temin etmek ve kullanmak için ya da etkilerinden kurtulmak için harcar. Sürekli bağımlı olduğu madde ya da davranış ile zihni meşguldür. Bağımlı kişiler, sosyal aktivitelerini, sorumluluklarını yerine getirmekte güçlük çeker, kişiler arası ilişkilerde bağımlılık yüzünden ciddi sorunlar yaşayabilirler. Fakat yaşadıkları tüm bu olumsuzlukların farkında olmalarına rağmen bağımlılığı ruhsal destek almadan sonlandırmak oldukça güçtür. Bu alanda çalışan ruh sağlığı profesyonellerinden destek alınması bu zorlu süreçte başarı şansını arttıracaktır. Unutulmamalıdır ki bağımlılık, tedavisi mümkün olan bir beyin rahatsızlığıdır" diye konuştu.

 

Tolerans gelişmesi, bağımlılığın belirtisidir

 

Bağımlılığın fiziksel ve psikolojik bağımlılık olmak üzere ikiye ayrıldığını belirten Zuhal Doğan Bektaş, "Fiziksel bağımlılık, bedenin bir maddeye (örneğin alkol, uyuşturucu, nikotin) alışması ve bu maddeyi düzenli olarak almadan normal işlevlerini yerine getirememe durumudur. Beden, zamanla bu maddeyi kabul eder ve onun varlığını bir tür "gereklilik" olarak algılar. Fiziksel bağımlılığın belirtilerinden biri, tolerans gelişmesidir. Tolerans geliştiğinde kişi aynı etkiyi görebilmek için daha yüksek dozda madde kullanmak zorunda kalır" dedi.

 

Alkol, kumar, teknoloji bağımlılıklarında ortak nokta: Dopamin salınımı

 

Kimyasal bağımlılık ve davranışsal bağımlılıklarda ortak noktanın dopamin salınımı olduğunu kaydeden Zuhal Doğan Bektaş, şöyle devam etti:

"Tütün, alkol veya maddenin içerisindeki kimyasal maddeler, beynin ödül sistemi üzerinde etkili olur. Beyindeki ödül merkezinde hızlı bir şekilde dopamin salınımına yol açarak verdiği haz/ödül kişinin bu kimyasalı tekrar tekrar kullanmayı istemesine yol açar. Kumar ya da teknoloji bağımlılığı ise davranışsal bağımlılıklar başlığı altında yer almaktadır. Davranışsal bağımlılıklarda da aslında yine benzer şekilde beynin ödül merkezi olan dopamin sistemi uyarılmaktadır. Kumar oynarken kişi, kazanç sağladığında ya da teknoloji ile etkileşime girerken, örneğin sosyal medyada aldığı beğeni ve izlenme sayısı, video oyunları, çevrimiçi alışveriş gibi durumlar kişiye kısa süreli ve değişken zamanlı ödül almanın verdiği hazzı yaşatır. Bu durum, ödül merkezinde alkol madde kullanımındakine benzer şekilde dopamin artışına neden olur. Dopamin salınımının verdiği geçici haz kişiyi daha fazla ödül arayışına iter ve bu durum tekrar eden davranışsal bağımlılıklara yol açar."

 

Yoksunluk belirtileri ile baş etmede ilaç kullanılıyor

 

Kişinin maddeyi kullanmadığında ise yoksunluk belirtileri görüldüğünü söyleyen Dr. Öğretim Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, "Yoksunlukta hangi belirtilerin olacağı temelde kullanılan maddenin tipine göre değişkenlik göstermekle birlikte uyku düzeni ve iştah değişiklikleri, terleme, mide bulantısı, kas ağrıları, titreme gibi belirtiler görülebilir. Bu belirtilerin verdiği rahatsızlıklardan dolayı kişi, tekrar madde kullanımına yönelmektedir. Yoksunluk belirtileri ile baş etmekte kullandığımız ilaçlar hastalarımızın özellikle madde kullanımını bıraktığı ilk haftalarda yaşadıkları zorluklara karşı destek sağlamaktadır" dedi. 

 

Psikolojik bağımlılıkta terapi yöntemleri etkili oluyor

 

"Psikolojik bağımlılık ise kişinin bir maddeye ya da davranışa zihinsel ve duygusal olarak ihtiyaç duyması ve arzulamasıdır" diyen Zuhal Doğan Bektaş, "Kişi bağımlı olduğu şeyin rahatlatıcı, ödüllendirici etkisinden haz duyması sebebiyle bir yandan da stres, üzüntü, kaygı gibi olumsuz duygulardan kaçış sağladığı düşüncesiyle bağımlılığı sürdürür. Yani psikolojik bağımlılık, duygusal ve zihinsel ihtiyaçlar, kaçış arayışı ve keyif alma ile ilişkilidir. Yoksunluk belirtilerine yol açmaz ancak kişi, madde veya davranışa dair yoğun istek ve düşüncelerle mücadele eder. Genellikle fiziksel bağımlılığa oranla daha uzun süre devam edebilir çünkü kişi fizyolojik bir zorunluluk hissetmese de duygusal ve zihinsel olarak maddeyi arar. Terapi yöntemleri kullanılarak psikolojik bağımlılık ile mücadele etmek uzun dönemde nüksleri önlemek için gereklidir" dedi.

 

Bağımlılık tedavisinin bireyin ihtiyaçlarına göre, kişiye özel olarak düzenlenmesi gerektiğini vurgulayan Zuhal Doğan Bektaş "Kişinin tedavisi tamamlandıktan sonra da bağımlılığın kronik bir rahatsızlık olduğu, kişinin ömür boyu bağımlılık riski olan madde ve davranışlardan uzak durması için bazı önlemler alması gerektiği vurgulanmalıdır. Psikoterapiler bu anlamda bağımlılık ile mücadelede oldukça etkilidir" dedi.

 

 

Bağımlılıkla mücadele için plan yapıyor, çözüm önerileri üretiyoruz

 

Dr. Öğretim Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, "1-7 Mart Yeşilay Haftası'nda farkındalık yaratmak adına yapılan bilgilendirmelerin kıymetli olduğunu, bağımlılıktan uzak, sağlıklı bir yaşama dikkat çekilmesinde etkili bir rol oynayacağını düşünüyorum. Atlas Üniversitesi bünyesindeki bağımlılık komisyonu olarak bağımlıkla mücadele için planlamalar yapmakta, çözüm önerileri üretmekteyiz. Ulusal ve uluslararası alanda bağımlılık ile mücadelede örnek bir üniversite modeli olma yolunda ilerlemekteyiz" dedi.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/bagimlilik-tedavisi-kisiye-ozel-duzenlenmeli-7064.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/bagimlilik-tedavisi-kisiye-ozel-duzenlenmeli-7064.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/bagimlilik-tedavisi-kisiye-ozel-duzenlenmeli-8954-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/03/bagimlilik-tedavisi-kisiye-ozel-duzenlenmeli-7064.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/bagimlilik-tedavisi-kisiye-ozel-duzenlenmeli/25503/</link>
			<pubDate>Sat, 01 Mar 2025 17:13:25 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Ağız ve diş sağlığınızı tehlikeye atıyor olabilirsiniz!]]></title>
			<description><![CDATA[Dişlerdeki lekeleri gidermek ve doğal beyazlıklarını artırma amacıyla diş beyazlatma işlemlerine sıklıkla başvurulduğunu belirten uzmanlar, bu işlemlerin genellikle kimyasal bir ajan kullanılarak yapıldığını söylüyor.

]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Evde kullanılabilen diş beyazlatma ürünlerinin, kontrolsüz ve aşırı kullanımında diş minesi aşınması, hassasiyet ve diş eti tahrişine yol açabileceğine dikkat çeken Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, "Ticari ürünler, genellikle yüzeysel lekeleri etkili bir şekilde giderir, ancak dişin iç yapısındaki sararmayı düzeltmek daha zordur." dedi. Profesyonel diş hekimi kontrolünde yapılan beyazlatma işlemlerinin daha güvenli ve etkili olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Mimir, diş sağlığını korumak için mutlaka hekime danışılmasını önerdi.

Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, diş beyazlatmak için kullanılan ev tipi ürünlerin olası zararları hakkında bilgi verdi.

Diş beyazlatmanın, dişlerdeki lekeleri gidermek ve doğal beyazlıklarını artırma amacıyla yapılan estetik bir işlem olduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, "Genellikle, dişlerdeki sararmaya neden olan yemek, içecek, sigara gibi faktörler nedeniyle lekelenmeler oluşur." dedi.

Beyazlatma işleminin, genellikle dişler üzerinde kimyasal bir ajan kullanılarak yapıldığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Mimir, bu ajanların dişlerin mine olarak adlandırılan dış sert tabakasına nüfuz ettiğini ve lekelerin çözülmesine yardımcı olduğunu dile getirdi.

Uygun tedavi için diş hekimi muayenesi gerekir!

Beyazlatma işleminin, diş hekimi tarafından yapılabileceği gibi, evde kullanılan ticari ürünlerle de uygulanabileceğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, "Birçok ticari diş beyazlatma ürünü, evde kolayca kullanılabilen, dişleri beyazlatmayı vaat eden çeşitli formlar sunar. Bunlar arasında beyazlatıcı diş macunları, jeller, karbon diş beyazlatma tozları ve LED ışıklı cihazlar yer alır." dedi.

Bu ürünlerin, genellikle dişlerin yüzeyindeki lekeleri gidermeye yardımcı olabildiğini ancak doğuştan sarı olan dişlerdeki beyazlatma etkisinin sınırlı olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Mimir, şöyle devam etti:

"Çünkü bu tür dişlerde sararmanın nedeni genetik faktörler veya diş yapısındaki doğal renklenmeler olabilir. Bu nedenle ticari ürünler, genellikle yüzeysel lekeleri etkili bir şekilde giderir, ancak dişin iç yapısındaki sararmayı düzeltmek daha zordur. Bu sebeple diş hekiminin muayene yaparak mevcut renklenmenin nedenini belirlemesi ve uygun tedavi planlamasını oluşturması gerekir."

Ticari diş beyazlatma ürünleri dişlerde ve diş etlerinde sorunlara yol açabilir!

Ticari diş beyazlatma ürünlerinin yanlış veya aşırı kullanımının dişlere zarar verebileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, bu potansiyel zararları şöyle açıkladı:

"Beyazlatma ürünlerinde genellikle aşındırıcı maddeler bulunur. Bu maddeler, aşırı kullanıldığında diş minesi üzerinde zayıflamaya yol açabilir. Zayıflayan mine, dişin iç yapısını açığa çıkarabilir ve daha hassas hale gelmesine sebep olabilir. Beyazlatma ürünleri, dişlerin sinirlerine ulaşabilecek kadar derine nüfuz edebilir. Bu durum, dişlerde geçici veya kalıcı hassasiyete yol açabilir. Beyazlatıcı jel veya diş macunlarının yanlış uygulanması, diş etlerinde tahrişe neden olabilir. Ayrıca diş etlerinin beyazlatma ajanlarıyla uzun süreli teması, diş eti dokusunda iltihaplanmaya veya hasara yol açabilir.

Bu nedenle, ticari ürünlerin kullanımı mutlaka diş hekimi kontrolünde olmalı ve hekimin söylediği yönergeler takip edilmeli." 

Ticari ürünler daha yüzeysel bir beyazlatmaya olanak tanır!

Diş hekimi tarafından yapılan profesyonel beyazlatma işlemlerinde genellikle daha güçlü beyazlatıcı ajanlar ve özel teknikler kullanıldığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, "Hekim, dişlerinizi muayene ederek kişisel ihtiyaçlarınıza göre en uygun beyazlatma yöntemini seçer. Bu, genellikle daha hızlı ve etkili sonuçlar verir. Ayrıca diş hekiminin kullandığı beyazlatıcılar, evde kullanılan ürünlere göre daha kontrollü bir şekilde uygulanır, bu da daha az risk taşır." dedi.

Ticari ürünlerinse genellikle daha düşük yoğunlukta beyazlatıcı ajanlar içerdiğini ve evde kullanım için uygun olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Mimir, "Ancak bu ürünler, genellikle dişlerin daha yüzeysel bir şekilde beyazlatılmasına olanak tanır ve uzun süreli kullanımlarında zarar verme riski daha yüksektir. Ayrıca, ticari ürünlerin her diş yapısına uygun olup olmadığı her zaman garanti edilemez. Diş hekimi muayenesinde yapılan beyazlatma tedavisinden daha az bir beyazlamaya neden olur." açıklamasını yaptı.

Dişlerin beyaz kalma süresini uzatabilirsiniz…

Diş beyazlatma işlemi yapıldıktan sonra ise renklenmelerin önüne geçmek için belirli gıda ve içeceklerden kaçınılması gerekebileceği uyarısını yapan Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, "Asidik gıdalar, diş minenizi zayıflatabilir ve renk değişikliklerine neden olabilir. Asidik içeceklerin tüketimi sonrasında dişlerinizi fırçalamadan önce bir süre beklemek faydalı olabilir." dedi.

Dişlerin beyazlığını korumak için bazı önerilerde bulunan Dr. Öğr. Üyesi Mimir, sözlerini şöyle tamamladı:

"Dişlerinizi günde en az iki kez, florür içeren diş macunu ile fırçalayarak plak ve lekelerin birikmesini önleyebilirsiniz. Sigara, dişlerin sararmasına neden olan başlıca faktörlerden biridir. Bu nedenle sigara içmemeniz, dişlerinizin beyazlığını korumanıza yardımcı olur. Profesyonel diş hekimleri tarafından uygulanan aralıklı beyazlatma bakımları da dişlerin beyazlığını korumaya yardımcı olabilir.

Özellikle beyazlatma işleminin ardından ilk 2 hafta bu talimatlara uymak dişlerin beyaz kalma süresini uzatır ve tedaviyi korumaya alır."

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/agiz-ve-dis-sagliginizi-tehlikeye-atiyor-olabilirsiniz-2132.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/agiz-ve-dis-sagliginizi-tehlikeye-atiyor-olabilirsiniz-2132.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/agiz-ve-dis-sagliginizi-tehlikeye-atiyor-olabilirsiniz-5233-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/agiz-ve-dis-sagliginizi-tehlikeye-atiyor-olabilirsiniz-2132.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/agiz-ve-dis-sagliginizi-tehlikeye-atiyor-olabilirsiniz/25502/</link>
			<pubDate>Sat, 01 Mar 2025 17:13:22 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[“Genetik faktörler prostat büyümesi sebebi olabilir”]]></title>
			<description><![CDATA[İyi huylu prostat büyümesinin (BPH) yaşlı erkeklerde görüldüğünü belirten Üroloji Uzmanı Op. Dr. Mustafa Çağlar, “Yaş ve genetik faktörlerin BPH gelişiminde rol oynadığı düşünülmektedir. Prostat büyümesi, genellikle iyi huylu bir büyüme şeklindedir. Bu nedenle kişiler genellikle işeme ile ilgili sorunlarla karşılaşınca bir doktora başvurmaktadır” dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[VM Medical Park Samsun Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr. Mustafa Çağlar, prostat hastalıkları hakkında bilgilendirmelerde bulundu. BPH (iyi huylu prostat büyümesi) oluşum mekanizmasının halen net olarak anlaşılmadığını dile getiren Op. Dr. Çağlar, “BPH yaşlı erkeklerde meydana gelir. Yaş ve genetik faktörlerin BPH gelişiminde rol oynadığını düşünülmektedir. Prostat büyümesi, genellikle iyi huylu bir büyüme şeklindedir. Bu nedenle kişiler genellikle işeme ile ilgili sorunlarla karşılaşınca bir doktora başvurmaktadır” şeklinde konuştu.

“Gece boyunca idrara çıkma nedeniyle uykusuz kalabilirler”

Kişinin sosyal yaşantısını etkileyen sorunlar arasında gece boyunca idrara çıkmak için uykudan kalkmak ve gündüz sık sık idrar yapma gereksiniminin sayılabileceğini söyleyen Op. Dr. Çağlar, “Özellikle bu iki sorun kişinin sosyal yaşantısında uykusuz kalma, yorgunluk, gitmek istediği yerde tuvalet arayışı gibi sorunlara neden olmaktadır. Ayrıca, idrar akışındaki güç ve hız eskiye göre azalmış ve yavaşlamış olabilir. İdrar yapmaya başlamada bekleme, zorlanma olabildiği gibi, idrar sonrasında hala damla damla idrar gelebilir. Bunun dışında kişi idrar yaptıktan sonra idrar kesesinin tamamen boşalmamış olduğu hissine kapılabilir” diye konuştu.

“Hastaya sorulan sorular”

Op. Dr. Çağlar; uluslararası prostat semptom (belirti) değerlendirmesinde hastaya sorulan ve sorunun şiddetine göre skorlanan (derecelendirilen) soruları şöyle sıraladı:


	İdrar yapmak için bekleme, zorlanma var mı?
	İdrar tazyiki, akış gücü eskiye oranla azaldı mı?
	İdrarı yaparken, bitinceye kadar, kesik kesik işeme oluyor mu?
	İdrarını yaptıktan sonra hala daha idrar kesesinde idrar kalmış, tam boşalmamış hissi oluyor mu?
	Gece idrar yapmaya kaç kere kalkıyorsunuz?
	Gün boyunca iki saatte ya da daha sık idrara çıkmak gereksinimi duyuyor musunuz?
	İdrar yapma isteği geldiğinde, tutamama hissi, tuvalete zor yetişme, sıkıştırma sorunu yaşıyor musunuz?


 “Tanı konma süreci”

Op. Dr. Çağlar, prostatın iyi huylu değerlendirmesinde uygulanan teşhis yöntemlerini şu şekilde sıraladı:


	“Parmakla prostat muayenesi,
	Serumda PSA (total ve serbest PSA) düzeyleri,
	Ultrasonografi,
	Prostat biopsisi (gerektiğinde),
	İdrar akım hızı ölçümü -üroflowmetri-,
	Sistoskopi (gerektiğinde).


“Tedavi seçenekleri”

BPH edavisinde ilk basamağın mutlaka ilaç tedavisi olması gerektiğini söyleyen Op. Dr. Çağlar, “İlaç tedavisinden beklenen sonuç alınamıyorsa ya da tedaviye rağmen iyileşmiş olan belirtiler zamanla tekrar meydana geliyorsa artık farklı tedavi alternatifleri gündeme gelmelidir.

İlaç tedavisinde prostat içindeki kasları gevşeten ve idrarın akımını artıran ilaçların yanı sıra prostatın hacminde azalmaya yol açan ilaçlar kullanılır. Bunun yanında, içinde sabal ekstresi denilen bir bitki ekstresi de medikal tedavide rahatlıkla kullanılabilir. İlaçlar mesane (idrar kesesi) boynundaki ve prostat içindeki kasları gevşeterek, büyümüş ve yolu tıkayan prostatın gevşemesini ve idrar kanalındaki baskının azaltılmasını sağlar. Ağızdan alınan tablet şeklindeki ilacın etki süresi 24 saat olduğundan devamlı etki sağlamak için günde 1 tablet devamlı alınması gerekir. Sabal ekstresi bitkisel kökenli bir ilaç olup, prostat içindeki iltihaplanmayı ve prostatın büyümesindeki faktörleri engelleyerek prostat üzerinde rahatlatıcı etki gösterir” ifadelerini kullandı.

“Ameliyat yapılabilir”

Cerrahi ameliyatlardan da bahseden Op. Dr. Çağlar, “Medikal tedavinin yeterli gelmediği durumlarda artık kapalı prostat ameliyatları gündeme gelmelidir. Bunlardaki en iyi alternatifler etkinlik sırasına göre; Transuretral rezeksiyon (TUR), bipolar enerji ile, plazmakinetik enerji ile ya da HOLEP ve THULEP lazer enerji ile uygulanır” dedi
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/genetik-faktorler-prostat-buyumesi-sebebi-olabilir-4216.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/genetik-faktorler-prostat-buyumesi-sebebi-olabilir-4216.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/genetik-faktorler-prostat-buyumesi-sebebi-olabilir-2352-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/genetik-faktorler-prostat-buyumesi-sebebi-olabilir-4216.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/genetik-faktorler-prostat-buyumesi-sebebi-olabilir/25437/</link>
			<pubDate>Fri, 28 Feb 2025 16:02:12 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Gözlerinizdeki Gençliği Keşfedin: Botoksla Taze ve Dinamik Bir Bakış]]></title>
			<description><![CDATA[Günümüzde estetik alanında yaşanan hızlı gelişmeler, insanların daha genç ve taze bir görünüme sahip olma arzusunu artırmıştır. Bu bağlamda, botoks uygulamaları oldukça popüler hale gelmiştir. Özellikle göz çevresi, yüzdeki en hassas ve dikkat çeken bölgelerden biri olduğu için, göz botoksu estetik müdahaleleri büyük ilgi görmektedir. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Göz çevresi botoksu, ince kırışıklıkların, kaz ayaklarının ve diğer yaşlanma belirtilerinin görünümünü azaltmaya yardımcı olmak amacıyla uygulanan etkili bir yöntemdir. Çağın Göz Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Borazan göz çevresi botoksunun, hem estetik hem de fonksiyonel açıdan faydalarını bizler için yazdı.

Botoks Nedir?

Botoks, Clostridium botulinum bakterisinden elde edilen ve sinir iletimini geçici olarak engelleyen bir madde olan botulinum toksini içerir. Bu madde, yüz kaslarının aşırı hareketini engelleyerek, mimiklerin sonucu olarak oluşan kırışıklıkların azalmasına yardımcı olur. Göz çevresi de, yüzümüzde en fazla hareket edilen ve bu nedenle en hızlı yaşlanan bölgelerden biridir. Göz çevresi botoksu, bu bölgedeki kırışıklıkların ve ince çizgilerin giderilmesine yönelik uygulanan bir tedavi şeklidir.

Göz Çevresi Botoksu Uygulaması Nasıl Yapılır?

Göz çevresi botoksu uygulaması, oldukça basit ve minimal invaziv bir işlem olup, genellikle 10-15 dakika gibi kısa bir sürede tamamlanır. Uygulama sırasında, botulinum toksini ince uçlu iğnelerle doğrudan yüz kaslarına enjekte edilir. Bu işlem sırasında ağrı minimum seviyede olup, bazı hastalar işlem sırasında hafif bir rahatsızlık hissedebilir. Ancak çoğu kişi, işlem sonrası günlük aktivitelerine hemen devam edebilir.

Göz çevresi botoksu, genellikle şu bölgelere uygulanır:

  Kaz Ayakları (Göz çevresindeki  ince kırışıklıklar): Göz kenarlarında oluşan ince çizgiler,  yaşlanmanın ilk belirtilerindendir. Botoks bu bölgeye uygulandığında,  kırışıklıkların görünümünü azaltır veya yok eder.  Alın Kırışıklıkları: Alın bölgesindeki derin  çizgiler, botoks ile rahatlıkla tedavi edilebilir.  Kaş Arası Kırışıklıkları: Bu bölgedeki dikey çizgiler,  botoks ile azaltılabilir. 

Göz Botoksunun Etkileri ve Sonuçları

Botoksun etkisi genellikle uygulamadan sonra birkaç gün içinde görülmeye başlar ve etkisi genellikle 4-6 ay arasında devam eder. Uygulama sonrasında kaslar gevşediği için kırışıklıkların azalması ve yüz hatlarının daha genç bir görünüm alması sağlanır. Ancak botoksun etkisi geçici olduğu için, isteğe bağlı olarak süre sonunda tekrar uygulanabilir.

Botoks uygulamasının sonuçları doğrudan göz çevresi estetiğini iyileştirmeye yönelik olduğu için, kişi doğal bir görünüm kazanır. Özellikle göz çevresi botoksu, kişinin mimik kaslarını çok fazla etkilemeden, yüz ifadesinin sertleşmeden daha genç bir görünüm elde etmesini sağlar.

 

Göz Botoksunun Avantajları

  Doğal Sonuçlar: Göz çevresi botoksu, kasları  tamamen felç etmeyip sadece kısmi olarak gevşeterek doğal bir görünüm  sunar. Yüz ifadeleri sertleşmeden kırışıklıklar azalır veya kaybolur.  Hızlı ve Kolay Uygulama: Uygulama süresi oldukça  kısadır ve hastalar işlem sonrası hemen sosyal yaşantılarına dönebilirler.  Minimal Ağrı ve İyileşme  Süreci:  Uygulama sırasında hafif bir rahatsızlık olabilir, ancak genellikle  ağrısız ve hızlı iyileşme sağlanır.  Ameliyat Gerektirmez: Göz botoksu, cerrahi  müdahaleye gerek kalmadan etkili sonuçlar sunar.  Yan Etkilerin Azlığı: Uygulama sonrası genellikle  minimal yan etkiler görülür. Bunlar arasında küçük morluklar veya  şişlikler yer alabilir, ancak bunlar kısa sürede geçer. 

Göz Çevresi Botoksunun Riskleri ve Yan Etkileri

Her estetik işlemde olduğu gibi, botoks uygulamasının da bazı yan etkileri olabilir. Ancak bu yan etkiler oldukça nadirdir ve genellikle geçicidir. Göz botoksu uygulamasında karşılaşılan olası yan etkiler şunlar olabilir:

  Hafif Morluklar ve Şişlikler: Uygulama yapılan bölgede  geçici morluklar veya şişlikler oluşabilir. Bu etkiler genellikle birkaç  gün içinde kaybolur.  Asimetri: Nadiren de olsa, botoks  uygulaması sonrası yüzde asimetri oluşabilir. Bu durum geçici olup, tedavi  ile düzeltilebilir.  Göz Kapağı Düşüklüğü: Botoksun yanlış uygulanması durumunda  göz kapağında geçici bir düşüklük görülebilir. Ancak bu etkiler de kısa  süreli olup zamanla düzelir. 

Kimler Göz Çevresi Botoksu Yaptırabilir?

Göz çevresi botoksu, genel olarak sağlıklı bireyler için uygun bir tedavi seçeneğidir. Ancak aşağıdaki durumlarda olan kişilerin botoks uygulaması öncesinde doktora danışması gerekmektedir:

  Hamilelik ve Emzirme Dönemi: Botoksun bu dönemde kullanımı  hakkında kesinleşmiş bir bilgi bulunmamaktadır, bu nedenle hamile ve  emziren kadınlar botoks yaptırmadan önce doktorları ile görüşmelidir.  Alerjik Reaksiyonlar: Botoks bileşenlerine karşı  alerjisi olan kişiler bu uygulamadan kaçınmalıdır.  Sinir Hastalıkları: Sinir sistemiyle ilgili bir  hastalığı olan bireyler, botoks uygulamasına uygun olmayabilirler. 

                                        

Göz çevresi botoksu, yaşlanma belirtilerini ortadan kaldırmak, ince kırışıklıkları azaltmak ve yüz hatlarını gençleştirmek için etkili bir çözüm sunmaktadır. Minimal invaziv bir işlem olmasının yanı sıra, doğal ve tatmin edici sonuçlar elde edilmesini sağlar. Uygulama sonrasında hızlı bir iyileşme süreci ve estetik tatmin söz konusu olur. Ancak her tıbbi işlemde olduğu gibi, botoksun da uzman hekimler tarafından yapılması gerekmektedir. Bu nedenle, göz çevresi botoksu yaptırmayı düşünen kişilerin alanında uzman ve deneyimli hekimlerle görüşmeleri büyük önem taşır.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/gozlerinizdeki-gencligi-kesfedin-botoksla-taze-ve-dinamik-bir-bakis-4004.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/gozlerinizdeki-gencligi-kesfedin-botoksla-taze-ve-dinamik-bir-bakis-4004.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/gozlerinizdeki-gencligi-kesfedin-botoksla-taze-ve-dinamik-bir-bakis-3318-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/gozlerinizdeki-gencligi-kesfedin-botoksla-taze-ve-dinamik-bir-bakis-4004.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/gozlerinizdeki-gencligi-kesfedin-botoksla-taze-ve-dinamik-bir-bakis/25436/</link>
			<pubDate>Fri, 28 Feb 2025 15:57:38 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Eşler Arasında Yüksek Tansiyon Fazla Görülüyor]]></title>
			<description><![CDATA[Yüksek tansiyonu evli çiftler birlikte yaşayabilir. Dr.Şekip Altunkan'ın belirttiğine göre çok merkezli yapılan bir araştırmada eşlerden birisinde yüksek tansiyon varsa, diğer eşin yüksek tansiyona yakalanma olasılığının fazla olduğu belirlenmiştir. Esprili bir yaklaşımla acaba evli çiftler birbirlerine tansiyon mu bulaştırıyor?]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Amerikan Kalp Birliğinin dergisinde yayınlanan bu çalışmaya göre Amerika, İngiltere, Çin ve Hindistan'daki yaşlı çiftlerin neredeyse yarısında hipertansiyon olduğu belirlenmiştir. Bilindiği gibi yaşlı yetişkinlerde yüksek tansiyon oranı fazladır. Bu çalışmanın bulgularına göre birçok ülkedeki çiftlerde hem kadında ve hem de erkekte kan basıncının yüksek olmasının fazla bulunması şaşırtıcı bir bulgu olarak saptanmıştır.

Daha önce yapılan küçük çaplı bölgesel çalışmalarda çiftlerin birbirlerinin kan basıncı durumunu ve diğer hastalıkları yansıttığı saptanmıştı. Bu çalışmanın sonuçları, yüksek ve orta gelirli ülkelerde benzer bulgunun belirlenmesi açısından önemlidir.

Adı geçen çalışmaya göre aynı ilgi alanlarına, aynı yaşam ortamına, benzer yaşam tarzı alışkanlıklarına ve sağlık sonuçlarına sahip olan birçok evli çiftin yüksek tansiyona da sahip olduğunun belirlenmesi ilginç bir sonuç olarak kabul edilmiştir.  

Amerika ve İngiltere'de hipertansiyon fazla görülmektedir. Burada çiftlerden erkek olanda hipertansiyon varsa, karısında yüksek tansiyon görülme ihtimali erkekte normal tansiyonu olana göre % 9 oranında fazla bulunmuştur. Çin ve Hindistan'da ise toplumda yüksek tansiyon görülme oranı daha düşük olmasına karşın, çiftler arasında hipertansiyon görülme ihtimali sırasıyla % 26 ve % 19 daha yüksek tespit edilmiştir.  

Çalışmada kültürel faktörlerin kan basıncı sonuçlarında rol oynayabileceği ileri sürülmüştür. Çin ve Hindistan'da bir aile olarak bir arada durmaya dair güçlü bir inanç vardır, bu nedenle çiftler birbirlerinin sağlığını daha fazla etkileyebilir. Çin ve Hindistan'daki kolektivist toplumlarda, çiftlerin birbirlerine duygusal ve araçsal olarak güvenmeleri ve desteklemeleri beklenir. Bu nedenle eşler arasında sağlık problemleri daha fazla iç içe geçmiş olabilir.

Ülkemizde bu konuda yapılmış çalışma olmamasına karşın,  Dr.Şekip Altunkan'ın gözlemlerine göre, ülkemizde de evli çiftler arasında yüksek tansiyon görülme oranı fazladır. Yukarıda anlatılan çalışmanın bulgularına göre hipertansiyonu bireysel düzeyde kontrol etmeye yönelik mevcut yaklaşımlar yeterli olmayabilir. Eşlerin fiziksel aktiviteyi artırma, stresi azaltma veya daha sağlıklı beslenme gibi yaşam tarzı değişikliklerini birlikte yapmaları sağlık bakımından önemlidir.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/esler-arasinda-yuksek-tansiyon-fazla-goruluyor-2803.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/esler-arasinda-yuksek-tansiyon-fazla-goruluyor-2803.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/esler-arasinda-yuksek-tansiyon-fazla-goruluyor-575-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/esler-arasinda-yuksek-tansiyon-fazla-goruluyor-2803.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/esler-arasinda-yuksek-tansiyon-fazla-goruluyor/25431/</link>
			<pubDate>Wed, 26 Feb 2025 14:04:26 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[GRİP NEDİR, NASIL BULAŞIR VE NASIL KORUNABİLİRİZ?]]></title>
			<description><![CDATA[GRİBİN BELİRTİLERİ Büyük Anadolu Hastaneleri Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Teoman Kaynar, son dönemde yaygın olarak...]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[GRİBİN BELİRTİLERİ

Büyük Anadolu Hastaneleri Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Teoman Kaynar, son dönemde yaygın olarak görülen grip hastalığı hakkında önemli bilgiler ve uyarılar paylaştı.

Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Kaynar, "Grip viral bir hastalıktır. Gençlerden yaşlılara, çocuklara kadar herkesi etkilemektedir.

Gribin belirtileri arasında ateş, öksürük, halsizlik, yorgunluk, burun tıkanıklığı, eklem ağrıları ve bazen ishal bulunmaktadır. Virüsün genellikle temas yoluyla, özellikle de damlacık yoluyla bulaşmaktadır. COVID-19 ile gribin bulaşma şeklinin ve belirtilerinin birbirine çok benzemektedir. Bu nedenle, COVID-19 ve grip hastalıklarının birbirinden ayırt edilmesinin zordur.

 

GRİPTEN NASIL KORUNULUR?

Gripten korunmak için her yıl grip aşısı yaptırmak önemlidir. Özellikle risk grubundaki kişilerin mutlaka aşı olması gerekmektedir. Hijyen kurallarına her zaman dikkat edilmeli, uygun zamanlarda eller bol sabun ile sık sık yıkanmalıdır.

                      

Yakın temastan kaçınmalı, kalabalık ortamlarda ve toplu taşımalarda maske kullanılmalıdır. Hastalar mutlaka bol miktarda su tüketmelidir. Sağlıklı kalmak için günde en az iki litre su tüketilmelidir. Gripten korunmak için alınacak önlemler ihmal edilmemelidir. Tüm vatandaşlarımıza sağlıklı günler dilerim." diyerek sözlerine son verdi.


Tahmini okuma suresi: 2 dakika.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/grip-nedir-nasil-bulasir-ve-nasil-korunabiliriz-1975.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/grip-nedir-nasil-bulasir-ve-nasil-korunabiliriz-1975.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/grip-nedir-nasil-bulasir-ve-nasil-korunabiliriz-1971-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/grip-nedir-nasil-bulasir-ve-nasil-korunabiliriz-1975.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/grip-nedir-nasil-bulasir-ve-nasil-korunabiliriz/25429/</link>
			<pubDate>Wed, 26 Feb 2025 12:12:21 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Dikkat! Bu Hatalar Karaciğeri Yağlandırıyor!]]></title>
			<description><![CDATA[Özellikle son yıllarda hızla yaygınlaşarak toplum sağlığını tehdit eder hale gelen karaciğer yağlanması ülkemizde her 3 kişiden birinin kapısını çalıyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Özellikle son yıllarda hızla yaygınlaşarak toplum sağlığını tehdit eder hale gelen karaciğer yağlanması ülkemizde her 3 kişiden birinin kapısını çalıyor.

 Acıbadem Kartal Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Fuad Jafarov, tıp dilinde 'hepatosteatoz' olarak adlandırılan ve genellikle sinsice ilerleyerek tedavi edilmediğinde ciddi sonuçlara yol açabilen karaciğer yağlanmasının görülme sıklığının çocuklarda da artış gösterdiğini belirterek "Eskiden sadece yetişkinlerde sıkça karşılaşılan bu durum, artık çocuklarda da alarm verici düzeylere ulaşmıştır. Özellikle, çoğu zaman zararsız gibi görülen hatalı beslenme alışkanlıkları, hareketsiz yaşam tarzı ve artan obezite hastalığı, karaciğer yağlanmasının nedenleri arasında ilk sıralarda yer alıyor. Diyabeti ve insülin direnci olanlarda ise bu oran birkaç kata ulaşıyor" diyor. Buna karşın toplumsal farkındalığın yeterince olmadığı karaciğer yağlanmasının, önlem alınmadığında ve tedavi edilmediğinde siroz, karaciğer yetmezliği ve hatta karaciğer kanseri gibi ağır tablolara yol açabildiğini vurgulayan Dr. Jafarov, karaciğeri yağlandıran hataları ve bu hatalardan korunmaya yönelik önlemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. 

 

KARACİĞERİ YAĞLANDIRAN 5 ÖNEMLİ HATA!

 

Yüksek şekerli ve işlenmiş gıdalarla beslenmek

 

Nasıl zarar veriyor? Fazla miktarda şeker ve işlenmiş gıdalar, karaciğerde yağ birikimine neden olan insülin direncini artırır. Özellikle fruktoz içeren tatlandırıcılar, karaciğerin yağlanmasını hızlandırır.

 

Doğrusu ne olmalı? Rafine şeker yerine doğal tatlandırıcılar tercih edilmeli, işlenmiş gıda tüketimi minimuma indirilmelidir. Beslenme düzeninde taze sebze, meyve ve tam tahıllar ön planda olmalıdır.

 

Alkol tüketmek

 

Nasıl zarar veriyor? Alkol, karaciğer hücrelerine doğrudan zarar verir ve zamanla yağlanmaya, ardından siroza yol açabilir. Sık tüketim, karaciğerin kendini onarma kapasitesini düşürür.

 

Doğrusu ne olmalı? Alkol tüketiminden tamamen kaçınmak ya da sınırlandırmak gerekir. Özellikle karaciğer yağlanması teşhisi konulan bireyler kesinlikle alkol tüketmemelidir.  

 

Hareketsiz yaşam tarzına sahip olmak

 

Nasıl zarar veriyor? Fiziksel aktivitenin yetersiz olması, metabolizmayı yavaşlatarak yağ birikimini artırır. Bu durum karaciğer yağlanmasını tetikleyen en önemli faktörlerden biridir.

 

Doğrusu ne olmalı? Yapılan araştırmalar; haftada en az 150 dakika orta şiddette egzersiz yapmanın, karaciğerdeki yağlanmayı azaltmada etkili olduğunu göstermektedir. 

 

Düzensiz ve Hatalı diyetler yapmak

 

Nasıl zarar veriyor? Hızlı kilo kaybına neden olan diyetler, karaciğerde toksin birikimine yol açabilir. Ayrıca düzensiz öğünler, metabolizmayı olumsuz etkiler.

 

Doğrusu ne olmalı? Sağlıklı ve dengeli bir diyet programı benimsenmeli, uzman kontrolünde kilo verilmelidir. Öğün atlamamak ve düzenli beslenmek önemlidir.

 

Yeterince su içmemek

 

Nasıl zarar veriyor? Yetersiz su tüketimi, toksinlerin karaciğerden atılmasını zorlaştırır. Bu da karaciğerin iş yükünü artırır ve yağlanmayı tetikleyebilir.

 

Doğrusu ne olmalı? Günde 2 litre su tüketilmelidir. Su, toksinlerin atılmasını kolaylaştırır ve karaciğer sağlığını destekler.

 

KARACİĞER YAĞLANMASINA KARŞI 10 ETKİLİ ÖNLEM!

 

Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Fuad Jafarov, karaciğer yağlanmasına karşı alınabilecek bazı basit ama etkili öneriler olduğunu belirterek "Ancak bu önerilerin hiçbiri karaciğer yağlanmasını tek başına ortadan kaldırmaz. Örneğin; alkol tüketen ya da diğer hatalı yaşam alışkanlıklarına sahip olan bir kişi, sadece enginar yiyerek karaciğer yağlanmasının önüne geçemez. Bu nedenle genel olarak sağlıklı yaşam alışkanlıkları benimsemek ve düzenli uygulamak gerekir" diyor. Prof. Dr. Jafarov, karaciğer yağlanmasına karşı alınabilecek 10 etkili önlemi şöyle sıralıyor; 

 

Sağlıklı ve dengeli beslenin Şekerli ve işlenmiş gıdalardan uzak durun. Düzenli egzersiz yaparak aktif bir yaşam sürdürün. Şok diyetlerden mutlaka kaçının.  Alkol tüketimini tamamen bırakın ya da sınırlandırın. Bol su tüketerek karaciğerinize destek olun. Düzenli sağlık kontrolleri yaptırarak erken teşhis fırsatını kaçırmayın. Stresinizi yönetmeyi öğrenerek hormonal dengeyi koruyun. Günde 1-2 bardak filtre kahve ya da Türk kahvesi için. Sofranızda enginara yer verin. 

 

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/dikkat-bu-hatalar-karacigeri-yaglandiriyor-135898-6719.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/dikkat-bu-hatalar-karacigeri-yaglandiriyor-135898-6719.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/dikkat-bu-hatalar-karacigeri-yaglandiriyor-135898-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/dikkat-bu-hatalar-karacigeri-yaglandiriyor-135898-6719.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/dikkat-bu-hatalar-karacigeri-yaglandiriyor/25425/</link>
			<pubDate>Wed, 26 Feb 2025 12:01:16 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Epilepsi ile güvenli ve sağlıklı bir hayat mümkün!]]></title>
			<description><![CDATA[Epilepsinin, beyindeki anormal elektriksel aktivite sonucu ortaya çıkan nörolojik bir bozukluk olduğunu belirten uzmanlar, genetik yatkınlık, travma, enfeksiyon gibi çeşitli nedenlere bağlı gelişebildiğini söylüyor.

]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Uyku düzensizliği, stres, alkol ve bazı ilaçların nöbetleri tetikleyebildiğine vurgu yapan Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, "Düzenli uyku, stres yönetimi, alkolden kaçınma, ilaçların düzenli kullanımı ve fotosensitivitesi/ışığa hassasiyeti olan bireylerin yanıp sönen ışıklardan uzak durması özellikle öneriliyor." dedi. Epilepsi hastalarının ve ailelerinin günlük hayatta güvenli ortam oluşturmak ve yakın çevreyi nöbet yönetimi konusunda bilinçlendirmek konularına dikkat etmeleri gerektiğini aktaran Dr. Celal Şalçini, toplumda epilepsiye dair yanlış inanışların da farkındalık çalışmalarıyla düzeltilmesinin büyük önem taşıdığına dikkat çekti.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, epilepsi hakkında açıklamalarda bulundu.

Epilepsi çeşitli nedenlere bağlı ortaya çıkabilir!

Epilepsinin, beyindeki anormal elektriksel aktiviteye bağlı olarak tekrarlayan nöbetlerle karakterize nörolojik bir bozukluk olduğunu hatırlatan Dr. Celal Şalçini, "Bu nöbetler, beyin hücrelerinin (nöronlar) aşırı ve birlikte aynı zamanda/senkronize aktivitesi sonucu ortaya çıkar." dedi.

Epilepsinin, genetik yatkınlık, beyin travması, enfeksiyonlar, inme, tümörler veya gelişimsel bozukluklar gibi çeşitli nedenlerle ortaya çıkabileceğini dile getiren Dr. Celal Şalçini, tanı sürecinin hastanın klinik öyküsü, nöbetlerin özellikleri ve nörolojik muayene ile başladığını, tanıyı doğrulamak için ise Elektroensefalografi (EEG), Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRI), Bilgisayarlı Tomografi (BT) ve kan testleri gibi bazı testler kullanıldığını söyledi.

Farklı faktörler epilepsi ataklarını tetikleyebilir!

Bazı faktörlerin epilepsi ataklarını tetikleyebildiğine dikkat çeken Dr. Celal Şalçini, "Yetersiz uyku, nöbet eşiğini düşürür. Psikolojik stres, nöbet riskini artırabilir. Özellikle alkol yoksunluğu nöbetlere yol açabilir. Bazı bireylerde yanıp sönen ışıklar nöbetleri tetikleyebilir. Antiepileptik ilaçların düzensiz kullanımı nöbet riskini artırır. Bazı ilaçların kendileri nöbetleri tetikleyebilir." şeklinde konuştu.

Bu faktörlerden kaçınmanın mümkün olduğunu da sözlerine ekleyen Dr. Celal Şalçini, düzenli uyku, stres yönetimi, alkolden kaçınma, ilaçların düzenli kullanımı ve fotosensitivitesi/ışığa hassasiyeti olan bireylerin yanıp sönen ışıklardan uzak durmasının özellikle önerildiğini aktardı.

Epilepsi ile yaşayan bireyler ve aileleri bunlara dikkat etmeli!

Epilepsi ile yaşayan bireylerin ve ailelerinin günlük yaşamda dikkat etmesi gereken faktörlere değinen Dr. Celal Şalçini, şunları söyledi:

"Antiepileptik ilaçların düzenli ve doktorun önerdiği şekilde kullanılması gerekir. Uyku düzeni ve stres yönetimine önem verilmeli, tetikleyici faktörlerden uzak durulmalı. Nöbet sırasında yaralanmayı önlemek bulunulan odanın veya banyonun kapısı kilitlenmemeli, keskin eşyalar açıkta bırakılmamalı ve yüzme gibi aktiviteler sırasında hasta yalnız olmamalı. Nöbetlerin sıklığı, süresi ve tetikleyicileri kaydedilmeli. Aile üyeleri ve yakın çevre nöbet sırasında nasıl müdahale edeceğini öğrenmeli."

Epilepsi hakkındaki yanlış bilinenler farkındalık çalışmalarıyla düzeltilebilir…

Epilepsi hastalarının toplumda karşılaştığı yaygın yanlış inanışlar olduğunu dile getiren Dr. Celal Şalçini, "Epilepsinin bulaşıcı bir hastalık olduğunu düşünenler bile var." dedi.

Epilepsi hastalarının normal bir yaşam süremeyeceği inanışının da yanlış olduğunu vurgulayan Dr. Celal Şalçini, "Doğru tedavi ve yönetimle epilepsi hastaları aktif bir yaşam sürdürebilir. Bir diğer yanlış bilinen konu ise 'nöbet sırasında hastanın dilini tutmak gerekir' bilgisi. Bu, hastaya zarar verebilir. Bunun yerine, hastayı güvenli bir pozisyona almak ve nöbetin bitmesini beklemek gerekir." açıklamasını yaptı.

Dr. Celal Şalçini epilepsi hakkındaki farkındalığı artırmak için ise; toplumda eğitim programları düzenlemek, medya ve sosyal platformlarda doğru bilgiler paylaşmak, okullarda ve iş yerlerinde epilepsi hakkında bilinçlendirme seminerleri yapmak, epilepsi dernekleri ve hasta grupları aracılığıyla destek sağlamak gibi adımlar atılabileceğini söyledi.

Uygun tedavi ve destekle başarılı olabilirler 

Epilepsi ile yaşayan bireylerin sosyal hayatlarını daha verimli sürdürebilmesi için önerilerde bulunan Dr. Celal Şalçini, sözlerini şöyle tamamladı:

"Epilepsi dernekleri veya hasta gruplarına katılarak benzer deneyimler paylaşılabilir. İş yerinde, okulda veya sosyal çevrede epilepsi hakkında açık iletişim kurulması kişiye iyi gelebilir. Doktor onayıyla düzenli egzersiz yapmak, stresi azaltır ve genel sağlığı iyileştirir. Epilepsi hastaları, uygun tedavi ve destekle eğitimlerini tamamlayabilir ve iş hayatında başarılı olabilir. Gerektiğinde psikolojik danışmanlık alarak duygusal zorluklarla başa çıkmak için adım atılabilir."

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/epilepsi-ile-guvenli-ve-saglikli-bir-hayat-mumkun-6058.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/epilepsi-ile-guvenli-ve-saglikli-bir-hayat-mumkun-6058.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/epilepsi-ile-guvenli-ve-saglikli-bir-hayat-mumkun-8312-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/epilepsi-ile-guvenli-ve-saglikli-bir-hayat-mumkun-6058.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/epilepsi-ile-guvenli-ve-saglikli-bir-hayat-mumkun/25241/</link>
			<pubDate>Wed, 26 Feb 2025 10:02:30 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uyuşma ve karıncalanma sinir sistemi tümörü habercisi olabilir]]></title>
			<description><![CDATA[Hastalığın tanısının, beyin ve sinir cerrahisi uzmanının değerlendirmesiyle yapılan muayene ve tetkiklerle konduğunu hatırlatan Prof. Dr. Selçuk Göçmen, "Tanı için manyetik rezonans görüntüleme ve sinir ileti testlerine başvurulabilir. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Periferik sinir sistemi, vücut ile beyin ve omurilik arasında köprü işlevi görüyor. Periferik sinir sisteminde görülen tümörlerin nadiren de olsa kötü huylu olabileceğine dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, "Sinir tümörlerinin varlığında; ağrı veya rahatsızlık, uyuşma veya karıncalanma, güçsüzlük veya zayıflık, şişlik veya kitle son olarak da hareket kısıtlılığı hissi en sık karşılaşılan şikayetler arasında yer alıyor" dedi.

Periferik sinir tümörlerinde, genetik yatkınlığın, çevresel etmenlerin veya doku bozukluğundan kaynaklanan hastalıkların riskleri arttırdığına değinen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, "Hangi faktörlerin periferik sinir sistemi üzerinde tümörlere yol açtığı henüz kesin olarak bilinmiyor" diye ekledi.

Hastalığın kesin tanısı için görüntüleme testleri gerekli

Hastalığın tanısının, beyin ve sinir cerrahisi uzmanının değerlendirmesiyle yapılan muayene ve tetkiklerle konduğunu hatırlatan Prof. Dr. Selçuk Göçmen, "Tanı için manyetik rezonans görüntüleme ve sinir ileti testlerine başvurulabilir. İhtiyaç halinde bilgisayarlı tomografi, BT anjiografi veya direkt x-ray görüntüleme yöntemleri de kullanılabilir. Tümör saptamasından sonra yine uzmanın gerekli görmesi durumunda patolojik tanı için biyopsi önerilebilir" dedi.

Tedavi tümörün cinsine göre planlanıyor

Son yıllarda görüntüleme ve ameliyat teknolojileri ile birlikte genetik testlerdeki gelişmeler sayesinde, tanı ve tedavi süreçleri daha kolay hale geldi diyen Prof. Dr. Göçmen, "Periferik sinir tümörlerinin öncelikli tedavisi cerrahidir, sonraki aşamalarda gerekirse radyoterapi ile kemoterapi de verilebilir. Cerrahi; tümörün boyutuna, yerleşim yerine ve hastanın genel sağlık durumuna bağlı olarak başarılı bir şekilde gerçekleşir. Ayrıca akıllı ilaç olarak bilinen immünoterapiler de bazı kötü huylu tümörlerin tedavisinde umut verici sonuçlar sunuyor" diye konuştu.

Tedavi sonrasında da doktor tavsiyelerine uyulmalı

Tedavi sonrası yaşam kalitesinin tümörün türüne ve tedaviye verilen yanıta bağlı olduğunu dile getiren Prof. Dr. Göçmen, "Hastaların düzenli kontrollerle takip edilmesi, nüks durumlarının erken tespiti açısından önemli" dedi. Göçmen, "Cerrahi sonrasında dinlenme ve iyileşme sürecine özen gösterilmesi, ihtiyaç varsa fizik tedavi yapılması ve ağrı yönetimi için doktor önerilerine uyulması da önemli" açıklamasında bulundu.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/uyusma-ve-karincalanma-sinir-sistemi-tumoru-habercisi-olabilir-5184.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/uyusma-ve-karincalanma-sinir-sistemi-tumoru-habercisi-olabilir-5184.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/uyusma-ve-karincalanma-sinir-sistemi-tumoru-habercisi-olabilir-8498-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/uyusma-ve-karincalanma-sinir-sistemi-tumoru-habercisi-olabilir-5184.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/uyusma-ve-karincalanma-sinir-sistemi-tumoru-habercisi-olabilir/25240/</link>
			<pubDate>Wed, 26 Feb 2025 10:02:28 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Tükenmiş Misiniz? 10 Soruda Test Edin]]></title>
			<description><![CDATA['Kendimi tükenmiş hissediyorum', 'çok yorgunum', 'çalışmak istemiyorum, yataktan kalkmak bile çok zor geliyor', 'herkesi geride bırakıp kaçmak istiyorum'… ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA['Kendimi tükenmiş hissediyorum', 'çok yorgunum', 'çalışmak istemiyorum, yataktan kalkmak bile çok zor geliyor', 'herkesi geride bırakıp kaçmak istiyorum'… Bu ve benzeri şikayetlerden yakınanların sayısı günümüzde hızla artıyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Nagihan Günal, "Tükenmişlik sendromu bireyin bağışıklık sistemini zayıflatabilir ve kişiyi soğuk algınlığı, grip ya da uykusuzluğa karşı daha duyarlı hale getirebilir. Uzun süre tedavi edilmeden ilerlemesine izin verilirse alkol bağımlılığından depresyona, diyabetten kalbe dek çok ciddi fiziksel veya psikolojik sorunlara yol açabilir" diyor. Psikiyatri Uzmanı Dr. Günal, tükenmişlik sendromunun kıskacında olup olmadığınızı anlamanızı sağlayacak 10 soruluk test hazırladı, kendinizi tükenmiş sendromundan korumak için alabileceğiniz önlemleri sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. 

 

Modern çağın yol açtığı önemli sorunlardan biri; tükenmişlik sendromu! Günlük yaşamın aşırı koşuşturmacasında; aşırı iş yükünden 'hayır' diyememeye ve sınır koymada güçlük çekmeye, ekonomik zorluklardan mükemmeliyetçi kişilik yapısına dek bir çok faktör kişinin kendini tükenmiş hissetmesine yol açabiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Nagihan Günal "Günümüzde yoğun rekabet koşulları ve gelişen teknolojinin de etkisiyle işyerinde ve evde uzun çalışma saatleri, ekonomik sıkıntılar, toplumsal güvenlikle ilgili üzücü haberler ya da sosyal medyada insanların sürekli eğlendiği, mutlu olduğu, tatil yaptığı ütopik yaşamların gerçekliğine dair yanılsamalar gibi çok sayıda etken kişinin fiziksel, zihinsel ve ruhsal olarak yıpranıp kendini tükenmiş hissetmesine neden olabiliyor. İlk kez 1974 yılında Psikolog Freudenberger tarafından kullanılan tükenmişlik kavramı son 50 yıldır oldukça yaygın bir araştırma konusu olmakla birlikte, günümüz koşullarında görülme sıklığı hızla artmaktadır. Bireyin normal şartlarda profesyonel yaşamdaki kariyerinden, arkadaşlıklarından veya ailesindeki sosyal etkileşimlerinden aldığı keyfi azaltan, kendini başarısız ve değersiz görmesine neden olan tükenmişlik sendromu tıbbi bir tanı olmasa da ciddi ve mutlaka profesyonel psikolojik destek almayı gerektiren bir sorundur" diyor. 

 

10 soruda 'tükenmişlik' testi!

 

Psikiyatri Uzmanı Dr. Nagihan Günal, hazırladığı 10 soruluk testte, yanıtlarınızın 5 ve üzeri  'evet' olmasının, tükenmişlik sendromu yaşadığınız anlamına gelebildiğini belirterek "Tükenmişlik sendromu kendiliğinden geçebilen bir durum değildir, mutlaka psikolojik olarak destek almanız gerekir" diyor. İşte 10 soru;


	Kapana kısılmış gibi hissediyor musunuz?
	Çaresiz hissediyor musunuz?
	Üzüntülü, kederli ya da depresif hissediyor musunuz?
	Umutsuzluk duyuyor musunuz?
	Bıkkınlık hissediyor musunuz?
	Değersiz ve başarısız biri gibi hissediyor musunuz?
	İnsanlar tarafından hayal kırıklığına uğratılmış hissediyor musunuz? 
	Fiziksel olarak hastalıklı hissediyor musunuz?
	Yorgunluk hissediyor musunuz?
	Uyumada zorluk çekiyor musunuz?


 

Baş ağrısından kalp hastalıklarına!

 

Tükenmişlik sendromu yaşayanların kendilerini sürekli yorgun hatta bitkin, tükenmiş hissettiklerini belirten Dr. Günal "Baş ağrısı, karın ağrısı, iştahta veya uykuda düzensizlik, duygudurumda değişiklikler, özellikle kaygılı ya da umutsuz hissetme en sık yaşanan belirtileridir. Bunun sonucu olarak kişiler, sosyalleşmeyi ve arkadaşlarına, aile üyelerine ya da iş arkadaşlarına güvenmeyi bırakarak izolasyona yönelebilirler. Hayata karamsar bakıp kendilerini çaresiz hissedebilirler. Tıpkı diğer kronik stres türleri gibi tükenmişlik sendromu da bireyin bağışıklık sistemini zayıflatabilir ve soğuk algınlığı, grip ya da uykusuzluğa karşı daha duyarlı hale getirebilir. Uzun süre tedavi edilmezse ilerleyerek alkol-madde bağımlılıkları, depresyon, kalp hastalığı ve diyabet gibi ciddi fiziksel veya psikolojik hastalıklara yol açabilir" diyor. 

 

Tükenmişlik sendromundan korunmak için önlemler!


	İş yükünüzü ve sorumluluğunuzu paylaşın, molalar verin.  
	Keyif aldığınız aktiviteleri sürdürün, yeni eğlenebileceğiniz aktiviteler bulun. 
	Ailenizle ve sevdiklerinizle daha fazla vakit geçirin, sosyal etkileşimleri artırın. 
	Mesai saatleri dışında odağınızı işten uzaklaştırın. 
	Zorlandığınızda, stres yükünüz arttığında ya da duygusal bir zorlanma yaşıyorsanız yardım istemekten çekinmeyin. 
	Beslenme ve uyku rutininizi oluşturun; sağlıklı beslenin, abur-cubur atıştırmalıklardan kaçının ve geceleri mutlaka 6-8 saat uyuyun. 
	Haftada 3-4 gün mutlaka egzersiz yapın. 
	Sigara ve alkolden uzak durun.
	Gerekirse sorunlarınız ilerlemeden psikolojik destek alın. 


Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/tukenmis-misiniz-10-soruda-test-edin-7070.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/tukenmis-misiniz-10-soruda-test-edin-7070.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/tukenmis-misiniz-10-soruda-test-edin-4431-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/tukenmis-misiniz-10-soruda-test-edin-7070.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/tukenmis-misiniz-10-soruda-test-edin/25239/</link>
			<pubDate>Wed, 26 Feb 2025 10:02:25 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Vücudunuzun alarm butonu normalden farklı çalışıyor olabilir!]]></title>
			<description><![CDATA[Vücudun tehditlere karşı geliştirdiği doğal bir savunma mekanizması olduğunu belirten uzmanlar, bu mekanizmanın aşırı ve uygunsuz şekilde devreye girmesiyle 'panik atak' ortaya çıktığını söylüyor.

]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Panik atak halinde kalp çarpıntısı, nefes darlığı, baş dönmesi, terleme gibi fiziksel belirtilerle birlikte yoğun korku ve endişe hissedildiğini aktaran Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, "Genetik yatkınlık, çevresel faktörler, çocukluk döneminde yaşanan birtakım problemler panik bozukluk riskini artırabiliyor." dedi. Atak sırasında dikkati başka yöne vermenin semptomların şiddetini azaltabileceğine vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, kaçınma davranışlarının ise sorunu besleyebileceğini dile getirdi.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, panik atak hakkında bilgi verdi ve baş etme yöntemlerini anlattı.

Bazı kişilerde panik atak çok sık görülebiliyor… 

İçinde bulunduğumuz dünyada yaşanabilecek tehlikelere karşı kendimizi koruyabilmemiz ve tehditlere karşı mücadele edebilmemiz için vücudumuzda birtakım savunma mekanizmaları bulunduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, "Yaşadığımız ortamda stres veren ve gerilim oluşturun herhangi bir durum karşısında vücudumuzda bulunan bu mekanizmalar alarma geçer. Bu alarmla birlikte gerilebilir ve korkabiliriz." dedi.

Yaşanan bu endişe ve korku duygularının çok yoğun ve çok şiddetli yaşanmasına 'panik atak' denilebileceğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, "Kısaca panik atak vücudumuzun tehditlere karşı kendini korumak adına harekete geçirdiği bir 'alarm butonu'dur. Birçok insan hayatında bir ya da iki defa panik atak yaşamış olabilir. Ancak bazı kimselerde bu durum çok daha sık görülebilir. Yani bedenin tehditlere karşı kendini korumak için kullandığı bu alarm butonu bazı kişilerde normalden farklı olarak çok sık ve uygunsuz anlarda harekete geçebilir. Bu durumda panik sisteminde bozulma olduğunu ve artık durumun panik bozukluğa evrildiğini söyleyebiliriz." açıklamasını yaptı.

Bu belirtilerden en az 4 tanesini yaşıyorsanız dikkat!

Panik atağın gerçekleştiği esnada çok yoğun korku ve endişe duygusu yaşandığına vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, "Genellikle 10. dakikada en yoğun halini alır. Ataklar 10 ila 20 dakika arasında sürer, ancak bazı durumlarda bu süre 1 saati bulabilir." dedi.

Panik atak durumunda birtakım düşünceler, duygular ve fiziksel semptomların görülebileceğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, şöyle devam etti:

"Kişi 'öleceğim, kalp krizi geçiriyorum, felç oluyorum, boğuluyorum, deliriyorum' gibi düşüncelere sahip olabilir. Göğüs ağrısı, nefes almada güçlük, vücutta uyuşma, karıncalanma, kalp atışının hızlanması, baş dönmesi, bulantı, terleme, sıcak basması ya da üşüme, bayılacakmış hissi gibi fiziksel belirtiler ile aşırı derecede korku ve endişe yaşama gibi yoğun duygular eşlik edebilir. Bununla birlikte kişi kendini dışarıdan izliyormuş   ve bedenini kendine ait bir beden değilmiş gibi hissetme (depersonalizasyon) ya da zaman akışında yavaşlama veya hızlanma (derealizasyon) gibi algıda bozulmalar yaşayabilir. Bu belirtilerden en az 4 tanesinin varlığı ve bu belirtilerin en az 10 dakika sürmesi yaşanılan duruma panik atak denilebilmesi için yeterlidir."

Çocukluk travmaları panik bozukluğa neden olabiliyor!

Panik bozukluğun neden ortaya çıktığının net olarak bilinmediğini aktaran Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, "Genetik yatkınlık ve çevresel faktörler ektili olabiliyor. Yani ailesinde panik bozukluk olan birinde panik bozukluk görülme riski daha yüksektir. Bununla birlikte çocukluk döneminde yaşanan birtakım problemlerin ya da travmaların kişinin yaşamının ilerleyen dönemlerinde panik bozukluğu yaşamasında etkili olduğu düşünülüyor." dedi.

Panik bozukluğa sahip kişilerin ilk etapta neden böyle bir problem yaşadıklarını anlayamayacakları ya da tetikleyici nedenleri fark edemeyebileceklerini aktaran Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, ilerleyen aşamalarda panik ataklarla birtakım olayların ilişkili olduğuna dair farkındalık yaşayabileceklerini söyledi.

Atak sırasında dikkat başka yöne verilmeli!

Panik atak yaşayan kişilerde vücutta oluşan herhangi bir semptoma fazlasıyla odaklanma ve durumu felakete dönüştürme durumu görülebildiğinin altını çizen Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, "Hafif bir kalp çarpıntısı hızlıca felaketleştirilip 'kalp krizi geçiriyorum' düşüncesine dönüştürülebilir." dedi.

Bu esnada dikkati vücuttan alıp başka bir şeye yönlendirmenin mevcut semptomun kötüleşmesinin önüne geçebileceğini vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, "Yürüyüş yapılarak ya da çevrede bulunan birisiyle konuşarak dikkat dağıtılabilir. Bununla birlikte alkol almak ya da sıkça hastane acillerine başvurmak gibi panik atağın beslenmesini sağlayacak kaçınma davranışlarından da mümkün olduğunca kaçınılması gerekir. Genellikle kişilerin bu durumla tek başına mücadele edebilmesi pek mümkün olmaz. Bu nedenle ruh sağlığı uzmanlarından destek almaları önerilir." şeklinde konuştu.

Tedavi farkındalığı artırır, farkındalık panik atak riskini azaltır…

Panik bozukluk tedavisinde hem psikoterapi desteğine hem de ilaç desteğine başvurulduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, sözlerini şöyle tamamladı:

"İki tedavinin bir arada yürütülmesi tedaviden sonuç alınabilme olasılığının daha yüksek olmasını sağlar. Psikoterapi ile birlikte kişi, yaşadığı durumun ne olduğunu ve hangi işlevsiz düşüncelerinin ya da davranışlarının durumu şiddetlendirdiğini fark eder. Bu farkındalıkla birlikte hastalığı besleyen düşünceler ve davranışlar üzerinde değişikliklere gidebilir. Böylece panik atağın tekrardan nüksetme oranı ciddi oranda düşer." 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/vucudunuzun-alarm-butonu-normalden-farkli-calisiyor-olabilir-925.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/vucudunuzun-alarm-butonu-normalden-farkli-calisiyor-olabilir-925.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/vucudunuzun-alarm-butonu-normalden-farkli-calisiyor-olabilir-8234-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/vucudunuzun-alarm-butonu-normalden-farkli-calisiyor-olabilir-925.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/vucudunuzun-alarm-butonu-normalden-farkli-calisiyor-olabilir/25238/</link>
			<pubDate>Wed, 26 Feb 2025 10:02:23 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Direnç kilosunu kırmak için tüyolar]]></title>
			<description><![CDATA[Kilo vermekte zorlanan bireylerin rutinlerinin dışına çıkmaları gerektiğini belirten VM Medical Park Ankara Hastanesi'nden Diyetisyen Mervenur Gülşen, "Farkındalığı artırmanın en iyi yollarından biri besin tüketim kaydı tutmaktır.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kilo vermekte zorlanan bireylerin rutinlerinin dışına çıkmaları gerektiğini belirten VM Medical Park Ankara Hastanesi'nden Diyetisyen Mervenur Gülşen, "Farkındalığı artırmanın en iyi yollarından biri besin tüketim kaydı tutmaktır.

Bireyler bu sayede günlük ne kadar su içtiklerini, hangi besinlerden ne kadar tükettiklerini ve egzersiz düzeylerini görebilirler. Bu da olası kaçamakların fark edilmesini sağlar" dedi.

VM Medical Park Ankara Hastanesi'nden Diyetisyen Mervenur Gülşen, direnç kilosunun ne olduğu hakkında açıklamalarda bulundu. Kilo verme sürecinin ilk başlarda hızlı ve motive edici başlayabileceğini dile getiren Dyt. Gülşen, bunun temel sebebinin vücudun yeni beslenme düzenine uyum sağlamaya çalışması olduğunu ifade etti. Dyt. Gülşen, "Bu süreçte öncelikle vücut ödem atar ve kilo kaybı hızlı olabilir. Ancak zamanla vücudun yeni beslenme sistemine uyum sağlamasıyla son kiloları vermek zorlaşabilir. Kimi zaman bireyler diyetlerine bağlı kalmalarına ve egzersiz yapmalarına rağmen tartıdaki rakamın değişmediğini gözlemleyebilirler. İşte bu duruma 'direnç kilosu' denir" diye konuştu.

DİRENÇ KİLOSU NEDEN ORTAYA ÇIKAR?

Direnç kilosunun ortaya çıkmasında birçok faktörün rol oynadığını vurgulayan Dyt. Gülşen, "Vücudun kilo vermeye direnmesi, sürekli aynı beslenme tarzını sürdürmek, hormonal bozukluklar, vitamin ve mineral eksiklikleri ya da sindirim sistemi sorunları gibi etkenlerden kaynaklanabilir" şeklinde konuştu.

BESİN TÜKETİM KAYDI TUTULABİLİR

Direnç kilosunu kırmak için uygulanabilecek önemli ipuçlarından bahseden Dyt. Gülşen, "Farkındalığı artırmanın en iyi yollarından biri, besin tüketim kaydı tutmaktır. Bireyler bu sayede günlük ne kadar su içtiklerini, hangi besinlerden ne kadar tükettiklerini ve egzersiz düzeylerini görebilirler. Bu da olası kaçamakların fark edilmesini sağlar" ifadelerini kullandı.

YÜKSEK PROTEİNLİ DİYET UYGULAYIN

Direnç kilosunu kırmak için rutinin dışına çıkılmasının önemine dikkat çeken Dyt. Gülşen, şu bilgileri paylaştı:

"Basit karbonhidrat alımını azaltmak hatta sıfırlamak, protein oranı yüksek bir beslenme planı uygulamak metabolizmayı hızlandırır ve yağ kaybını destekler. Mutlaka bir diyetisyen kontrolünde kalorisi kısıtlanmış ketojenik diyet uygulamak direnç kilosunu kırmada oldukça etkili bir yöntem olabilir. Ketojenik diyet yağ kaybını yüzde 95 oranında destekler ve incelmeyi hızlandırır. Eğer sadece yürüyüş yapıyor ya da düşük yoğunluklu egzersizlere yoğunlaşıyorsanız, rutininizi değiştirin. Haftada 2-3 kez yüksek yoğunluklu antrenmanlar (HITT) direnç kilosunun kırılmasına yardımcı olabilir" dedi.

STRESİ AZALTIN

Direnç kilosunun en önemli nedenlerinden birinin stres olduğunun altını çizen Dyt. Gülşen, "Diyet yapmak bazen vücutta ekstra stres yaratabilir. Direnç kilosunda kaldıkça stres oranı artar ve bu durum kortizol hormonunun fazla salınımına neden olur. Kortizol hormonu yüksek seviyelerde olduğunda vücut yağ depolamaya yatkın hale gelir. Bu yüzden stres yönetimi, direnç kilosunun kırılmasında kritik bir rol oynar" ifadelerini kullandı.

Açık hava egzersizleri ve doğru nefes teknikleri gibi uygulamaların da stres seviyesini düşürmeye yardımcı olabileceğini belirten Dyt. Merve Gülşen, direnç kilosuyla mücadelede bireylerin sadece beslenmeye değil, psikolojik açıdan iyi olmaya da özen göstermeleri gerektiğini söyleyerek sözlerini sonlandırdı.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/direnc-kilosunu-kirmak-icin-tuyolar-4850.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/direnc-kilosunu-kirmak-icin-tuyolar-4850.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/direnc-kilosunu-kirmak-icin-tuyolar-8812-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/direnc-kilosunu-kirmak-icin-tuyolar-4850.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/direnc-kilosunu-kirmak-icin-tuyolar/25237/</link>
			<pubDate>Wed, 26 Feb 2025 10:02:21 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Büyükşehir'den Dünya Sigarayı Bırakma Günü'nde solunum testi]]></title>
			<description><![CDATA[Manisa Büyükşehir Belediyesi, Dünya Sigarayı Bırakma Günü nedeniyle yurttaşlara solunum testi yaparak sigarayı bırakmaya davet etti. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Manisa Büyükşehir Belediyesi, Dünya Sigarayı Bırakma Günü nedeniyle yurttaşlara solunum testi yaparak sigarayı bırakmaya davet etti. Manolya Meydanı'nda kurulan stantta katılımcıların diğer sağlık kontrolleri de yapılarak erken teşhis gereken konularda uyarılarda bulunuldu.

 

Manisa Büyükşehir Belediyesi, halkın sağlık durumlarını yakından takip etmek ve yaşam kalitelerini artırmak amacıyla Dünya Sigarayı Bırakma Günü'nde kapsamlı bir sağlık taraması yaptı. Sigara kullananlara yönelik olarak solunum foksiyon ölçümleri yapılırken sağlık taraması kapsamında ise tansiyon ve şeker ölçümleri yapılarak bireylerin olası sağlık risklerine karşı uyarılması hedeflendi. Sağlık uzmanları, yapılan ölçümler sonrasında bireysel risk faktörleri ve sağlıklı yaşam önerileri hakkında detaylı bilgilendirme yaparak, toplumun genel sağlık farkındalığını arttırdı. Belediye yetkilileri, ilerleyen dönemlerde benzer tarama faaliyetlerine devam edeceklerini ifade etti. 

 

Sağlık Hizmetlerinde Halkımızın Yanındayız

Manisa Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi Başkanı Erhan İnce, solunum fonksiyon testinin önemine dikkat çekerek, "Manisa Büyükşehir Belediyesi olarak toplum sağlığını koruma amacıyla halkımızla bir araya geldik. Dünya Sigarayı Bırakma Günü nedeniyle solunum testlerini gerçekleştirdik. Amacımız, özellikle kış aylarında hava kirliliği gibi nedenlerle artan solunum yolu rahatsızlıkları ile diyabet ve tansiyon gibi sık görülen hastalıklar konusunda da halkımızı bilinçlendirmek. Bu kapsamda, vatandaşlarımızın sağlık durumlarını fark etmeleri için kan şekeri ölçümü, solunum fonksiyon testi ve tansiyon ölçümü gibi tetkikler yapıyoruz. Sağlık çalışanlarımız, bu konularda halkımızı bilgilendirerek, rahatsızlıklarını erken teşhis etmelerine ve uygun tedavi merkezlerine ulaşmalarına yardımcı oluyor. Böylece, koruyucu sağlık hizmetleri alanında halkımızın her zaman yanında olacağız" dedi.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/buyuksehir-den-dunya-sigarayi-birakma-gunu-nde-solunum-testi-8669.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/buyuksehir-den-dunya-sigarayi-birakma-gunu-nde-solunum-testi-8669.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/buyuksehir-den-dunya-sigarayi-birakma-gunu-nde-solunum-testi-3939-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/buyuksehir-den-dunya-sigarayi-birakma-gunu-nde-solunum-testi-8669.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/buyuksehir-den-dunya-sigarayi-birakma-gunu-nde-solunum-testi/25236/</link>
			<pubDate>Wed, 26 Feb 2025 10:02:19 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Sahte içki kâbusu… Can kaybı artıyor, uzmanlar uyarıyor!]]></title>
			<description><![CDATA[Son dönemde sahte içkiden kaynaklanan ölümler artıyor. İstanbul ve Ankara'da onlarca kişi sahte içkiden yaşamını yitirdi, yine onlarca kişi yoğun bakımda ve bir kısmı da entübe… 

]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Sahte içkinin tehlikelerine dikkat çekerek, metanolün insan sağlığı üzerindeki yıkıcı etkilerini anlatan Prof. Dr. Mevlüt Sait Keleş, metanol zehirlenmesinde hızlı müdahalenin hayati öneme sahip olduğunu söyledi.

Halk arasında 'sahte içki' denilen metanol zehirlenmesinde ilk başta normal alkol zehirlenmesine benzeyen belirtiler görüldüğünü ifade eden Prof. Dr. Keleş, "Bir saatten sonra belirtiler değişmeye başlıyor. Alkol yüzde 100'e yakın emiliyor ve kanda çözünerek bütün organlara taşınıyor." dedi.

Üsküdar Üniversitesi Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mevlüt Sait Keleş, sahte içkinin tehlikelerine dikkat çekerek, metanolün insan sağlığı üzerindeki yıkıcı etkilerini anlattı.

Metanol zehirlenmesi çok hızlı oluşuyor

Prof. Dr. Mevlüt Sait Keleş, son zamanlarda 'sahte içki' denilen metanol zehirlenmesiyle çok sık karşılaşıldığını dile getirerek, "Metanol içki yapımında kullanılan etanole göre biraz daha ucuz ve üretimi biraz daha kolay olduğu için, evde veya merdiven altı diye tabir ettiğimiz yerlerde üretimde kullanılıyor. Sahte içki diye halk arasında tabir edilen metanol zehirlenmesinde en önemli özellik, metanolün vücuda girdikten sonra dönüştüğü maddeler. Asıl zehir olan onlar ve çok hızlı bir şekilde dönüşüyor. Öncelikli olarak formaldehit dediğimiz bir maddeye dönüşüyor. Daha sonra da formik asit dediğimiz başka bir maddeye dönüşüyor. Formaldehit dediğimiz maddeyi patolojik inceleme yapmak için, dokuları sabitleştirmek için kullanıyoruz. Yani bir diğer ifadeyle onları parçalamak için kullanıyoruz." dedi.

İlk başta normal alkol zehirlenmesine benziyor

Metanol zehirlenmesinde ilk etapta normal içkiyi alan kişilerde görülen belirtilere benzer belirtiler meydana geldiğini ifade eden Prof. Dr. Mevlüt Sait Keleş, "Bulantı, kusma, şuur bulanıklığı, konuşmada peltekleşme gibi durumlar meydana gelebiliyor. İleri döneme doğru belirtiler değişiyor. Yani 1 saatten sonra belirtiler değişmeye başlıyor. Çünkü alkol ağızdan emilmeye başlar ama en çok mide ve bağırsağın üst kısmından emilir. Ve yüzde 100'e yakın emilir. Dolayısıyla hemen hepsi etki eder.  Kandaki miktarı burada çok önemli. Çünkü alkolün kanda taşınması için başka herhangi bir maddeye bağlanmasına gerek yok. Direkt suda çözünür yani kanda çözünür ve bütün organlara taşınır." diye anlattı.

Zehirlenme durumunda ne yapılmalı?

Metanol zehirlenmesinde hızlı müdahalenin hayati öneme sahip olduğunu söyleyen Prof. Dr. Mevlüt Sait Keleş, şu önerilerde bulundu:

"-Eğer bir saat kadar bir zaman geçmemiş ise hızlı bir şekilde kusmalı. Ama 1 saati geçirmişse kusmanın bir faydası olmayacak.

-Çok faydalı olmamakla birlikte su içmeli. En azından kandaki düzeyini düşürmüş olur. Kandaki konsantrasyonunu azaltmış olur."

Prof. Dr. Mevlüt Sait Keleş, bu tür zehirlenme durumunda en kısa sürede hastaneye başvurularak, tıbbi destek alınması gerektiğini de sözlerine ekledi.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/sahte-icki-k-busu-can-kaybi-artiyor-uzmanlar-uyariyor-5657.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/sahte-icki-k-busu-can-kaybi-artiyor-uzmanlar-uyariyor-5657.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/sahte-icki-k-busu-can-kaybi-artiyor-uzmanlar-uyariyor-9583-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/sahte-icki-k-busu-can-kaybi-artiyor-uzmanlar-uyariyor-5657.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/sahte-icki-k-busu-can-kaybi-artiyor-uzmanlar-uyariyor/25235/</link>
			<pubDate>Wed, 26 Feb 2025 10:02:16 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Çocuklarda bilinçsiz antibiyotik kullanımı diş sağlığını tehdit ediyor!]]></title>
			<description><![CDATA[Gereksiz antibiyotik kullanımının, ağız ve diş sağlığını da olumsuz etkilediğini belirten uzmanlar, oluşabilecek antibiyotik direnci nedeniyle ağız enfeksiyonlarının tedavisinin zorlaşabildiğini söylüyor.

]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ Özellikle çocukluk döneminde kullanılan antibiyotiklerin, diş minesinde kalıcı hasarlar bırakabildiğini ve çürük riskini artırabildiğini dile getiren Çocuk Diş Hekimliği Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, "Antibiyotiklerin gereksiz kullanımı şeker maruziyetinin artmasına sebep olur, ağız pH'ını düşürerek diş çürüğü oluşma riskini arttırır." dedi. 8 yaş altındaki çocuklarda tetrasiklin grubu antibiyotiklerden kaçınılması gerektiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, antibiyotiklerin yalnızca hekim önerisiyle kullanılması, sağlıklı bir ağız için düzenli diş hekimi kontrollerinin ihmal edilmemesi gerektiğini hatırlattı.

Üsküdar Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, gereksiz veya bilinçsiz antibiyotik kullanımının ağız ve diş sağlığına etkilerini değerlendirdi.

Bağışıklık sistemi antibiyotiklere bağımlı hale geldiğinde enfeksiyonlarla savaşamaz! 

Gereksiz antibiyotik kullanımının antibiyotik direnci, etkisiz tedavi sonuçları, diş renklenmeleri, bağışıklık sistemi mekanizmasında bozulma gibi durumlara neden olabileceğini hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, "Gereksiz antibiyotik kullanımı, bakterilerin ilaca karşı direnç kazanmasına yol açabilir. Bu durum, diş apseleri, periodontitis gibi ağız enfeksiyonlarının tedavisini zorlaştırır. Diş hekimlerinin enfeksiyonları kontrol altına almak için kullandığı antibiyotikleri zamanla etkisiz hale getirebilir ve alternatif tedaviler gerektirebilir." dedi.

Çocukluk döneminde tetrasiklin ve türevlerinin kullanımının, dişlerde kahverengi-gri renklenmelere neden olabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, "Tetrasiklin renklenmesi diş beyazlatma veya porselen kaplama gibi estetik tedaviler gerektirebilir. Antibiyotiklerin aşırı kullanımı, bağışıklık sisteminin doğal savunma mekanizmalarını zayıflatabilir. Gingivitis ve periodontitis gibi diş eti hastalıklarının ilerlemesine neden olabilir. Antibiyotiklere bağımlı hale gelen bağışıklık sistemi, periodontal enfeksiyonlarla savaşmada daha az etkili olabilir." şeklinde konuştu.

Çocuklarda kullanılan antibiyotiklerdeki şeker, şeker maruziyetini artırabiliyor!

Antibiyotiklerin ağız florasının bozulmasına sebep olabileceğine vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, "Bu durum; yararlı bakterilerin azalması, ağız kuruluğu ve diş çürükleri gibi problemler doğurabilir." dedi.

Çocuk hastalarda kullanılan antibiyotiklerin tadını iyileştirmek için yüksek oranda şeker içerdiğini de aktaran Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, şöyle devam etti:

"Antibiyotiklerin gereksiz kullanımı şeker maruziyetinin artmasına sebep olur, ağız pH'ını düşürerek diş çürüğü oluşma riskini arttırır. Ağız ve bağırsak florası birbiriyle bağlantılıdır. Antibiyotiklerin bağırsak florasını bozması, B12 vitamini eksikliği gibi ağız sağlığını da etkileyen sorunlara yol açabilir. Antibiyotiklerin neden olduğu sindirim problemleri ağız kokusuna sebep olabilir. Antibiyotikler ayrıca, ağızdaki doğal bakteri dengesini bozarak Candida albicans gibi mantarların aşırı çoğalmasına ve dil, damak ve yanak içlerinde beyaz plaklar şeklinde görülen pamukçuk denilen mantar enfeksiyonlarına neden olabilir."

Çocuklukta antibiyotik kullanımı ilerleyen yaşlarda diş problemlerine yol açabilir!

Çocukluk döneminde kullanılan antibiyotiklerin diş gelişimi üzerindeki etkilerine de değinen Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, "Tetrasiklin grubu antibiyotiklerin 8 yaş altındaki çocuklarda kullanımı önerilmez. Bu ilaçlar, dişlerin kalsifikasyon aşamasında mineye bağlanarak kalıcı renklenmelere ve mine defektlerine yol açabilir. Bu durum, dişin iç yapısında kalıcı renk değişimlerine yol açar.  Bu nedenle, pediatrik diş hekimliğinde tetrasiklinlerden kaçınılması ve alternatif antibiyotiklerin tercih edilmesi önerilir." dedi.

Çocuklarda sık reçete edilen amoksisilin grubu antibiyotiklerin 0-6 yaş arası erken yaşta uzun süreli kullanımının mine hipoplazisi (mine dokusunun zayıf ve düzensiz gelişimi) ile ilişkili olabileceğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, "Mine hipoplazisi olan dişlerde çatlaklar, pürüzlü yüzeyler ve çürüğe yatkınlık artar. Çocukluk döneminde antibiyotik kullanımına dikkat edilmemesi, ilerleyen yaşlarda estetik ve fonksiyonel diş problemlerine yol açabilir. Bu nedenle bilinçli kullanım büyük önem taşır. Uzun süreli antibiyotik kullanımı, dişlerin sürme sürecini (dişlerin çıkmasını) geciktirebilir. Antibiyotiklerin bağırsak florasını bozarak kalsiyum ve D vitamini emilimini azaltabileceği düşünülmektedir. Bu da dişlerin daha geç ve zayıf çıkmasına neden olabilir." açıklamasını yaptı.

"Antibiyotikler yalnızca hekim önerisiyle ve gerektiğinde kullanılmalı"

Gerçekten gerekli olduğu durumlarda antibiyotik kullanılması gerektiğinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, "Antibiyotik reçete etmesi için hekime ısrarcı olunmamalı ve hekiminize güvenmelisiniz." dedi.

8 yaş altındaki çocuklarda tetrasiklin grubu antibiyotiklerden kaçınılması gerektiğini de yineleyen Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, sözlerini şöyle tamamladı:

"Uzun süreli antibiyotik kullanımı durumunda hekiminize danışarak kalsiyum ve D vitamini desteği sağlanabilir. Antibiyotik kullanımı sırasında özellikle çocuklarda şekerli gıdalar sınırlanmalı ve ağız hijyeni artırılmalı. Antibiyotikler yalnızca hekim önerisiyle ve gerektiğinde kullanılmalı. Enfeksiyonların önlenmesi için iyi ağız hijyeni ve düzenli diş hekimi kontrolleriyle erken müdahale sağlanmalı." 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/cocuklarda-bilincsiz-antibiyotik-kullanimi-dis-sagligini-tehdit-ediyor-65.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/cocuklarda-bilincsiz-antibiyotik-kullanimi-dis-sagligini-tehdit-ediyor-65.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/cocuklarda-bilincsiz-antibiyotik-kullanimi-dis-sagligini-tehdit-ediyor-6243-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/cocuklarda-bilincsiz-antibiyotik-kullanimi-dis-sagligini-tehdit-ediyor-65.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/cocuklarda-bilincsiz-antibiyotik-kullanimi-dis-sagligini-tehdit-ediyor/25234/</link>
			<pubDate>Wed, 26 Feb 2025 10:02:14 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Elektronik sigara da bağımlılık yaratıyor]]></title>
			<description><![CDATA[Ölümcül tüm rahatsızlıkların başlıca nedeni olan sigara, bağımlılık özelliği sebebiyle milyonlarca insanın isteyip de kurtulamadığı bir alışkanlık.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Ölümcül tüm rahatsızlıkların başlıca nedeni olan sigara, bağımlılık özelliği sebebiyle milyonlarca insanın isteyip de kurtulamadığı bir alışkanlık. Sigaradan bir türlü kopamayanların da çözümü elektronik sigaralarda aradığını ifade eden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Esra Sönmez, "Ancak elektronik sigaralar sanıldığı kadar zararsız değil. İçeriğindeki nikotin sebebiyle en az normal sigaralar kadar şiddetli bağımlılığa sebep olurken, akciğerde de çeşitli hasarlara yol açıyor" dedi.

 

Elektronik sigaraların buhar şeklinde solunum yoluyla akciğerlere ulaştığını açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Esra Sönmez, "Bu ürünler aromatik katkı maddeleri dışında nikotin veya THC gibi yağda çözünen ve bağımlılık yapan maddeler içerir. Bu nedenle elektronik sigaraların hava yolları ve akciğer dokusunda yarattığı hasarlara ait bildirilen vaka sayısı her geçen gün hızla artıyor" şeklinde konuştu.

 

Elektronik sigaranın ilk hedefi gençler

Tüm dünyada e-sigara kullanımının önemli ölçüde yaygınlaştığını vurgulayan Dr. Esra Sönmez, "Elektronik sigara, aslında yine tütün endüstrisinin bir ürünüdür. Özellikle ana hedef kitlesini gençlerin oluşturduğu bu ürünün kullanımı endişe verici şekilde artmaya devam ediyor. Amerika Birleşik Devletleri'ndeki lise öğrencilerinin yüzde 20'ye yakınının elektronik sigara kullandığı bildiriliyor. Öyle ki, yakın gelecekte e-sigara satışlarının normal sigara satışlarını geride bırakabileceği bile öngörülüyor" dedi.

 

Uzman Dr. Esra Sönmez elektronik sigaralarla ilgili 3 büyük doğru bilinen yanlışı sıraladı:

 


	Elektronik sigaralar zararsızdır: Elektronik sigaralar, diğer tütün ürünlerine kıyasla daha az toksik madde içerir ama kesinlikle masum değildir. Elektronik sigaralar akciğere direkt toksik etkiyle hasar verir ve ölüme yol açabilir. ABD merkezli Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri'nin (CDC) yayınladığı verilere göre 2020 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde elektronik sigaraya bağlı 2 bin 807 akciğer hasarı vakası bildirildi ve bu vakaların 68'i ölümle sonuçlandı. 
	Elektronik sigaralar bağımlılık yapmaz: Elektronik sigaralar da normal sigaralar gibi nikotin içerdiği için bağımlılığa sebep olur.
	Elektronik sigaralar, içiciliği bitirmeye yardımcı olur: Elektronik sigara kullanarak bu alışkanlıktan kurtulmaya çalışanların kısa sürede sigaraya geri döndüğü gözlemlenmiştir. Bu sebeple de tütün bağımlılığı tedavisinde yeri yoktur. Tıp nezdinde kendini kanıtlamış tedavi yöntemleri hakkında bilgi almak için uzman bir sağlık kuruluşundan yardım alınabilir.


Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/elektronik-sigara-da-bagimlilik-yaratiyor-6886.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/elektronik-sigara-da-bagimlilik-yaratiyor-6886.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/elektronik-sigara-da-bagimlilik-yaratiyor-8064-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/elektronik-sigara-da-bagimlilik-yaratiyor-6886.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/elektronik-sigara-da-bagimlilik-yaratiyor/25233/</link>
			<pubDate>Wed, 26 Feb 2025 10:02:11 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Çocuklarda Grip Astım Ataklarını Tetikleyebilir]]></title>
			<description><![CDATA[Gribal enfeksiyon geçiren çocukların sayısı kış mevsimi ile birlikte giderek artıyor. Gribal enfeksiyonlar damlacık yoluyla, yani hasta kişinin hapşırması ve öksürmesi sırasında mikropların havaya yayılması ile bulaşıyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Gribal enfeksiyon geçiren çocukların sayısı kış mevsimi ile birlikte giderek artıyor. Gribal enfeksiyonlar damlacık yoluyla, yani hasta kişinin hapşırması ve öksürmesi sırasında mikropların havaya yayılması ile bulaşıyor.

Kış mevsiminde özellikle kapalı ortamlarda çok sayıda kişinin bir araya gelmesi nedeniyle gribin hastadan hastaya yayılması kolaylaşıyor.  Son dönemlerde RSV, rinovirüs,  influenza, adenovirüs, covid virüsleri dolaşımda bulunuyor ve çok sayıda kişiyi etkiliyor. Bu süreçte astımlı çocukların şikayetleri artabiliyor ve bu nedenle ebeveynlere önemli görevler düşüyor. Memorial Ankara Hastanesi Çocuk Alerjisi Bölümü'nden Prof. Dr. Ersoy Civelek, bu konuda anne babalara önemli bilgiler verdi.

Öksürük, ve nefes darlığı görülebilir

Astım solunum yollarının uzun süreli mikrobik olmayan iltihabi bir hastalığıdır. Geçmeyen öksürük, gece öksürükleri, sabaha karşı öksürük, spor yaptıktan veya oynadıktan sonra ortaya çıkan öksürük ve nefes darlığı astımın en önemli şikayetleridir. Astımda şikayetler nefes borusunun iç kısmını döşeyen zarlardaki hasar nedeniyle ortaya çıkar. Astımlı hastaların şikayetlerinin şiddetine göre günlük koruyucu ilaçlar kullanması gerekebilir. Bu koruyucu tedavide amaç nefes borusunun iç kısmını döşeyen zardaki hasarı kontrol altına almaktır.  

Gribal enfeksiyonlar burundan bile başlasa astımı olan çocuklarda akciğerlerin orta ve uç bölümlerinde yer alan nefes borusu bölümünün iç kısmını döşeyen zarlarda hasar oluşturabilir. Astımlı kişilerde zaten hasarlı olan bu bölge gribal enfeksiyon nedeniyle daha fazla hasar görür ve sonuçta astım atağı veya halk arasında bilinen adı ile astım krizi ortaya çıkar. Öksürük, gece öksürüğü ve nefes darlığı gibi şikayetlerin daha önceden yokken gribal enfeksiyonla beraber ortaya çıkması veya olan bir şikayetin şiddetinin artması astım atağı olarak isimlendirilir. 

Astım eylem planını uygulamak önemli!

Bu aşamada en önemli görev ailelere düşmektedir. Anne babalar çocuklarında astım şikayetlerin arttığını veya yeni bir şikayetin ortaya çıktığını fark eder etmez astım atağının başladığını anlamalılar. Atakta ilk yapılacak iş rahatsızlığın şiddetini azaltacak ve astım atağının bir an önce bitmesini sağlayacak rahatlatıcı ilaçların kullanılmasıdır. Bu ilaçların nasıl, günde kaç kez ve hangi dozda kullanılacağı hastayı takip eden doktor tarafından daha önceden belirlenmiş olmalıdır. Bu plan "yazılı eylem planı" olarak isimlendirilir. İlk tedavi başladıktan sonra şikayetlerin artışı engellenirse tedaviye planda yazıldığı gibi devam edilir. Eğer kurtarıcı ilaç kullanmaya rağmen şikayetler artıyorsa veya azalmıyorsa hasta doktora başvurmalıdır. 

Gripten korunmak için bunlara dikkat edin


	Özellikle 6 aydan büyük astımlı hastaların grip aşılarını yıllık olarak olmaları tavsiye edilmektedir. 
	Sık sık el yıkamak önemlidir
	Hapşırır veya öksürürken ağız el ile değil kol ile kapatılmalıdır
	Kalabalıkta maske takmak gerekebilir
	Hasta olan kişilerden uzak durulmalıdır
	Bulunulan odalar sık sık havalandırılmalıdır
	Yeterli sürede uyumak gerekir
	Dengeli beslenme de gribal enfeksiyonlardan korunmaya yardım edebilir.   


Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/cocuklarda-grip-astim-ataklarini-tetikleyebilir-9440.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/cocuklarda-grip-astim-ataklarini-tetikleyebilir-9440.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/cocuklarda-grip-astim-ataklarini-tetikleyebilir-5052-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/cocuklarda-grip-astim-ataklarini-tetikleyebilir-9440.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/cocuklarda-grip-astim-ataklarini-tetikleyebilir/25232/</link>
			<pubDate>Wed, 26 Feb 2025 10:02:09 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Menemen Asarlık'ta sağlık hizmetine ulaşmak artık yürüme mesafesinde]]></title>
			<description><![CDATA[Menemen Belediyesi tarafından Asarlık Gençlik Merkezi Kompleksi içinde yapımı tamamlanan Aile Sağlığı Merkezi, hizmete girdi. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Menemen Belediyesi tarafından Asarlık Gençlik Merkezi Kompleksi içinde yapımı tamamlanan Aile Sağlığı Merkezi, hizmete girdi. Böylece vatandaşlar hastaneye gitmek zorunda kalmadan 1. basamak sağlık hizmetlerini artık çok daha kolay ve hızlı bir şekilde alabilecek. Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan, "Asarlık Aile Sağlığı merkezi, bölge için önemli bir ihtiyaçtı. Bu ana ihtiyacı gidermek için binamızı yaparak Sağlık Bakanlığımıza teslim ettik. Önümüzdeki süreçte Ulukent Semt Polikliniği de hizmete girmiş olacak. Menemen'i sağlık alanında da öncü yapıyoruz" dedi.


Menemen'de sağlığa yatırım, vatandaşın yüzünü güldürüyor. Menemen Belediyesi Sosyal Hizmetler Müdürlüğü Sağlık İşleri ekipleri tarafından; evde bakım, ambulans, pansuman, diyetisyen, fizyoterapi gibi birçok hizmet verilirken, İlçenin en önemli merkezlerinden biri olarak büyük ilgi gören Asarlık Gençlik Merkezi Kompleksi'nin içinde yapımı tamamlanan Aile Sağlığı Merkezi de, 6 doktor ile 8 ebe ve hemşire ile hizmet vermeye başladı. Muayene ve çeşitli tedavi hizmetlerinden oluşan birinci basamak sağlık hizmetlerinin verildiği merkez, başta bölgenin yaşlı ve bebekli aileleri olmak üzere birçok vatandaşın yararlandığı bir nokta oldu.

Vatandaşlardan teşekkür

Kısa sürede bölgenin ihtiyacına büyük ölçüde cevap veren ve sağlık hizmeti almak isteyen vatandaşların hastaneye gitmeden yürüme mesafesinde hizmet almasını sağlayan merkez, Asarlıklı vatandaşlar tarafından büyük beğeniyle karşılandı.

İşte o yorumlardan bazıları;

Rahime Erdem: Rahime Erdem: Yeni, modern, temiz bir yer. Bebeklerimizi, çocuklarımızı ve yaşlılarımızı rahatlıkla böyle yakın bir yere getirebiliyor olmak çok iyi oldu.

Tayfun Evren: Buradan hastaneye gidip gelmek bizim için çok sıkıntılı oluyordu. Sağ olsunlar buradaki doktorlarımız, hemşirelerimiz bizleri çok iyi karşılıyor ve tedavilerimizim gerçekleştiriyor. Aydın Pehlivan burayı çok güzel yaptı. Teşekkür etmekten başka diyecek bir şey bulamıyorum.


Kehribar Yüzgür: Teşekkür ediyoruz çok memnunuz. Allah bin kere Aydın Pehlivan'dan razı olsun. Menemen'i Menemen yaptı.

Seyyid İbrahim Aktaş: Çok çok çok güzel oldu. Herkes dua ediyor. Böyle bir sağlık ocağı nerede var ki?

"Menemen, sağlıkta da fark yaratan bir ilçe olacak"

Asarlık Aile Sağlığı Merkezi'ni vatandaşların hizmetine sunmanın gururunu yaşadıklarını kaydeden Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan, "Bu hizmette çok güzel bir işbirliği var. Binamızı tamamladık, Sağlık Bakanlığımız ile protokolümüzü yaptık ve hemşehrilerimiz hastaneye gitmeden sağlık hizmetini doğrudan kendi mahallelerinde almaya başladı. Önümüzdeki süreçte Ulukent'te de semt polikliniğimizi açacağız. Sağlık Bakanımız tarafından ilçemize verilen 400 yataklı hastane müjdesinin de hayata geçmesiyle birlikte Menemen, sağlıkta da fark yaratan, sağlıkta da öncü bir ilçe olacak." diye konuştu.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/menemen-asarlik-ta-saglik-hizmetine-ulasmak-artik-yurume-mesafesinde-8140.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/menemen-asarlik-ta-saglik-hizmetine-ulasmak-artik-yurume-mesafesinde-8140.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/menemen-asarlik-ta-saglik-hizmetine-ulasmak-artik-yurume-mesafesinde-3552-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/menemen-asarlik-ta-saglik-hizmetine-ulasmak-artik-yurume-mesafesinde-8140.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/menemen-asarlik-ta-saglik-hizmetine-ulasmak-artik-yurume-mesafesinde/25231/</link>
			<pubDate>Wed, 26 Feb 2025 10:02:07 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[5G teknolojisinin sağlık ve güvenlik üzerindeki etkileri ne olacak?]]></title>
			<description><![CDATA[5G teknolojisinin sağlık ve güvenlik üzerindeki etkileri konusunu değerlendiren Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Selim Şeker, "İnsan vücudu da bir elektromanyetik sistemdir. Cihazların birbirini etkilediği gibi, insan bedeni de çevresindeki elektromanyetik dalgalardan etkilenir." dedi.

]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Prof. Dr. Selim Şeker, "5G teknolojisiyle birlikte milyarlarca cihaz internete bağlanacak. Tüm sistemler birbirine entegre hale gelecek. Böylece dünyanın herhangi bir yerindeki bir kişi, hiç tanımadığınız biri, size kötü niyetli mesajlar gönderebilir veya dijital saldırılarda bulunabilir." dedi.

Üsküdar Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Selim Şeker, 5G teknolojisinin sağlık ve güvenlik üzerindeki etkileri konusunu değerlendirdi.

İyonize etmeyen radyasyon uzun vadede ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor

Radyasyonun nükleer radyasyon ve iyonize etmeyen radyasyon olarak ikiye ayrıldığını dile getiren Prof. Dr. Selim Şeker, nükleer radyasyon, çok yüksek enerjiye sahip olduğunu ve insan vücuduna temas ettiğinde anında ölümcül olabildiğini, iyonize etmeyen radyasyonun ise enerji seviyesi daha düşük olduğu için doğrudan hücre yapısını bozmadığını ama uzun vadede ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyledi.

5G teknolojisinde çoklu anten sistemi kullanılıyor

5G teknolojisinin telefon değil, bir platform olduğunu kaydeden Prof. Dr. Selim Şeker, "4G telefonlarda tek anten bulunurken, 5G teknolojisinde çoklu anten sistemi (Multiple In, Multiple Out - MIMO) kullanılır. Bu sistem, yalnızca telefonlar için değil, dünyadaki tüm elektronik cihazların birbirine bağlanmasını sağlamak için geliştirilmiştir. 5G'nin en büyük farkı, çok daha fazla anten kullanımı nedeniyle daha yüksek düzeyde radyasyon yaymasıdır. 5G'de cep telefonlarının ne kadar güçte çalışacağı veya baz istasyonlarının hangi güçte olacağı resmi olarak açıklanmadı. Mesela 4G'de cep telefonu gücü 1 W, 3G'de ise 2 W olarak belirlenmiştir. Ancak 5G'de bu değerin 10 W ve üzeri olması bekleniyor. Aynı şekilde, mevcut baz istasyonları 50-100 W gücünde çalışırken, 5G baz istasyonlarının 500 W'a kadar çıkabileceği iddia ediliyor. 5G ile ilgili BTK'nın detaylı bir kitabı bulunuyor ayrıca üniversitelerde 5G'nin yerli üretimi üzerine araştırmalar devam ediyor." dedi.

Dünya Sağlık Örgütü, elektromanyetik alanların zararını kabul etti

Tüm elektromanyetik radyasyonlar ve elektromanyetik alanların, temelde radyasyon olarak kabul edildiğini belirten Prof. Dr. Selim Şeker, şöyle devam etti:

"Ancak, bulunduğumuz ortamdaki elektromanyetik alanların tamamı doğrudan radyasyon olarak nitelendirilemez. Radyasyonun bir kaynaktan yayılması gerekir; örneğin, baz istasyonları veya elektronik cihazlar gibi. Bilim insanlarının ortak görüşü, tüm frekanslardaki elektromanyetik radyasyonun ve elektromanyetik alanların biyolojik etkileri olduğu yönündedir. Bu etkiler de ısısal etki ve ısısal olmayan etki diye ikiye ayrılıyor. Isısal etki şu şekilde açıklanabilir; insan vücudunun sıcaklığı bir derece arttığında, termal düzenleyici sistem devreye girer ve biyolojik yapıda zararlı etkiler oluşmaya başlar. Bu, tıbbi olarak kanıtlanmış bir durumdur ve evrensel olarak kabul edilmiş bir bilgidir. Elektrik mühendisleri, elektromanyetik radyasyonun bu ısı eşiğine ulaşmasını önlemek için güvenlik standartları beliyor. Uygulamalar arasında bazı farklılıklar var. Ancak, önemli bir gerçek var ki 2001 ve 2011 yıllarında Dünya Sağlık Örgütü, elektromanyetik alanların biyolojik zararlarını resmi olarak kabul etmiş ve bunları risk grubuna dahil etmiştir."  

İnsan vücudu da bir elektromanyetik sistem!

Dünya Ekonomik Forumu'nda dünyayı bekleyen en büyük tehlikeler listesinde "Elektromanyetik radyasyon, uzun vadede insan sağlığına yönelik ciddi tehlikeler barındırıyor." İfadesinin yer aldığını anlatan Prof. Dr. Selim Şeker, "Kanserler arttı. Eskiden, 15 yaşında kalp rahatsızlığı olan bireyler neredeyse yokken, günümüzde genç yaşta ciddi sağlık sorunları yaşayan insan sayısı hızla artıyor. Bunun temel nedenlerinden biri de değişen çevresel faktörler ve elektromanyetik alanların yaygınlaşması. İnsan vücudu da bir elektromanyetik sistemdir. Cihazların birbirini etkilediği gibi, insan bedeni de çevresindeki elektromanyetik dalgalardan etkilenir. Bu konuyu incelemek için elektromanyetik uyumluluk (Electromagnetic Compatibility - EMC) adı verilen bir bilim dalı geliştirilmiştir."

Elektromanyetik radyasyon insan DNA'sını kırarak genetik hasara neden oluyor

Avrupa'da 7 ülkede, 12 farklı araştırma yürütüldüğünü ve toplamda yaklaşık 3 milyon Euro harcandığını kaydeden Prof. Dr. Selim Şeker, "Bu araştırmalar, elektromanyetik radyasyonun insan DNA'sını kırarak genetik hasara neden olduğunu ortaya koydu. Amerika, Rusya ve Avrupa ülkelerinden uzmanlar tarafından hazırlanmış olan bu raporda, elektromanyetik alanların, insan sağlığını bozduğu, bağışıklık sistemini zayıflattığı, cinsel sağlığı olumsuz etkilediği, kalp ve beyin üzerinde ciddi etkiler yarattığı belirtiliyor." şeklinde konuştu.

Raporda, dünya genelindeki bilimsel yayınların taranarak analiz edildiğini de dile getiren Prof. Dr. Selim Şeker, "Özellikle 5G teknolojisi üzerine yapılan araştırmalar, elektromanyetik radyasyonun uzun vadede kanserle ilişkili olabileceğini gösterdi." ifadesinde bulundu.

5G ile kişisel gizlilik tehlike altında!

5G'nin siber güvenlik konusundaki risklerine de vurgu yapan Prof. Dr. Selim Şeker, şöyle devam etti:

"İşte, 5G'nin beklenilen büyük zararı. Öncelikle, 5G teknolojisiyle birlikte milyarlarca cihaz internete bağlanacak. Tüm sistemler birbirine entegre hale gelecek. Böylece dünyanın herhangi bir yerindeki bir kişi, hiç tanımadığınız biri, size kötü niyetli mesajlar gönderebilir veya dijital saldırılarda bulunabilir. Çünkü bütün cihazlar birbirine bağlı olacak. İnsanlara çip takılması gündeme gelebilir. Bazı kişiler zaten çip taktırmış durumda. Eğer tüm insanlar bir sistem üzerinden birbirine bağlanırsa, merkezi bir otorite herkesin hareketlerini kontrol edebilir. 5G teknolojisi bunu mümkün kılıyor. İşte bu yüzden kişisel gizlilik tehlike altında. Banka hesaplarına erişmek, kişisel verileri ele geçirmek veya şifreleri kırmak daha kolay hale gelebilir. Güvenlik kameralarının entegrasyonu ile evlerin içi bile izlenebilir hale gelebilir. Bir kişi, bir başka kişinin nerede yaşadığını, ne yaptığını kolayca takip edebilir. Bu, mahremiyetin tamamen ortadan kalkabileceği bir duruma işaret ediyor."

5G teknolojisinin faydaları neler?

5G teknolojisinin de faydasının da olduğunu ifade eden Prof. Dr. Selim Şeker, "Bağlantı hızı inanılmaz derecede artacak, kapasite çok daha geniş olacak. Daha hızlı internet, daha iyi bağlantılar ve teknolojik gelişmeler sağlayacak. Ancak, bu faydaların yanında büyük güvenlik ve gizlilik riskleri de bulunuyor." diye konuştu.

5G'nin insan sağlığına zararsız olduğu kanıtlanana kadar durdurulması talep edildi

5G teknolojisi ile gizlilik diye bir şey kalmadığını dile getiren Prof. Dr. Selim Şeker, "5G ile her şey birbirine bağlanacak. Tabii ki buna karşı güvenlik önlemleri de alınmalı. İşte bu yüzden 5G'nin 2020'de hayata geçirilmesi planlanırken, 2025'e ertelendi. Peki neden ertelendi? Çünkü 5G'nin sağlık üzerindeki etkileriyle ilgili yeterli araştırma yapılmamıştı. Şu an dünya genelinde birçok bilim insanı Birleşmiş Milletler'e çağrıda bulunarak, 5G'nin insan sağlığına zararsız olduğu kanıtlanana kadar durdurulmasını talep etti. Aynı şekilde, Avrupa Birliği de bu konuda uyarıldı. Bu süreçte Elon Musk da büyük bir adım attı. Her gün yeni uydular fırlatıyor. Şu anda dünyanın etrafında 5-6 bin uydu bulunuyor. Peki, bu uyduların amacı ne? İletişim altyapısını güçlendirmek. Çünkü bu uydular, dünyanın dönüşüyle senkronize bir şekilde hareket ederek minimum enerji tüketiyor." şeklinde konuştu.

Gökyüzüne baktığımızda uyduları çıplak gözle görebileceğiz

5G'nin aynı zamanda istihbarat ve casusluk amaçlı da kullanılabileceği iddiasının olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Selim Şeker, "Öte yandan Elon Musk, 5 bin uydu göndermiş durumda ama hedefi 20 bin uyduya ulaşmak. Dahası, onun gibi üç büyük isim daha var ve her biri 20 bin uydu fırlatmayı planlıyor. Yani toplamda 60 bin uydu dünya yörüngesinde dönecek. Bundan sonra ne olacak? Gökyüzüne baktığımızda bu uyduları çıplak gözle görebileceğiz. Bu duruma NASA bile karşı çıkıyor. Ancak, şirketler o kadar güçlü ki, NASA'nın itirazlarına rağmen projelerini hayata geçirmeye devam ediyorlar." dedi.

5G olmadan da yüksek hızlı internet sağlayabilecek bir çözüm mevcut: Fiber optik sistemler…

5G'nin, milimetrik dalga kullandığı için frekansı çok yüksek ve bu nedenle menzilinin oldukça sınırlı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Selim Şeker, "İşte bu yüzden 5G'nin her yerde kesintisiz çalışabilmesi için uydu sistemleri devreye giriyor. Şu an İstanbul'daki mevcut baz istasyonları korunacak, ancak yeni uydu baz istasyonu devreye girecek." diye konuştu.

Bu sistemin bir parçası olarak şehirlerdeki sokak lambalarına bile baz istasyonları yerleştirildiğini anlatan Prof. Dr. Selim Şeker, "Bu durum devasa bir ekonomi pazarı yaratıyor. Sadece bu alanda 10 trilyon doları aşan bir iş sahası oluşacağı tahmin ediliyor. İşte bu yüzden Japonya, Çin, ABD gibi ülkeler büyük yatırımlar yapıyor ve bu teknolojinin liderliğini ele geçirmek için kıyasıya rekabet ediyorlar. Türkiye de bu pazarda yer almak için yatırımlar yapıyor ve 5G'nin getireceği ekonomik fırsatları değerlendirmek istiyor. Ancak bu teknolojinin alternatifi var mı? Evet, var. 5G olmadan da yüksek hızlı internet sağlayabilecek bir çözüm mevcut: Fiber optik sistemler. Fiber optik teknolojisi yıllar önce keşfedildi ve hâlâ en güvenilir internet altyapılarından biri. Fiber sayesinde veri iletiminde kanal sınırı olmadan kesintisiz ve yüksek hızlı bağlantı sağlanabiliyor." şeklinde sözlerini tamamladı.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/5g-teknolojisinin-saglik-ve-guvenlik-uzerindeki-etkileri-ne-olacak-3180.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/5g-teknolojisinin-saglik-ve-guvenlik-uzerindeki-etkileri-ne-olacak-3180.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/5g-teknolojisinin-saglik-ve-guvenlik-uzerindeki-etkileri-ne-olacak-6932-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/5g-teknolojisinin-saglik-ve-guvenlik-uzerindeki-etkileri-ne-olacak-3180.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/5g-teknolojisinin-saglik-ve-guvenlik-uzerindeki-etkileri-ne-olacak/25230/</link>
			<pubDate>Wed, 26 Feb 2025 10:02:05 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Menopozla İlgili Erkeklerin Bilmesi Gereken 10 Gerçek ]]></title>
			<description><![CDATA[Kadın yaşamının doğal bir süreci olan menopoz, çoğu zaman yanlış anlaşılan ve konuşulmadığı için eksik veya hatalı bilgilerle aktarılan bir konudur. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kadın yaşamının doğal bir süreci olan menopoz, çoğu zaman yanlış anlaşılan ve konuşulmadığı için eksik veya hatalı bilgilerle aktarılan bir konudur. Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Zeynep Ece Utkan Korun, menopozun kadınların hayatında kaçınılmaz bir dönem olduğunu ve yalnızca onları değil, çevrelerindeki herkesi etkilediğini anlattı. Bu dönemde kadınların yaşadığı fiziksel ve duygusal değişimleri anlamanın, çevresindekilerle daha sağlıklı bir iletişim ortamı yaratmanın da anahtarı olduğunu belirten Op. Dr. Korun, özellikle erkeklerin bu süreci doğru anlamasının, destekleyici olmaları adına önemli olduğunu söyledi. 

 

Menopoz sürecinin doğrusal bir ilerleyiş göstermediğini ve bu belirsizliklerin kadın için zorlayıcı olabildiğini söyleyen Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Zeynep Ece Utkan Korun, "Bazı kadınlar birkaç ay adet görmezken, ardından tekrar düzenli döngülere dönebilir. Bir jinekoloğun bu süreci "Shakespeare'in bir ölüm sahnesi" olarak tanımlaması, bu tahmin edilemez yapıyı oldukça çarpıcı bir şekilde anlatır: "Her şeyin sona erdiğini düşünürsünüz, ancak beklenmedik bir anda yeniden sahneye çıkar. Bu belirsizlik kadınlar için zorlayıcı olabilir, ancak destekleyici bir çevre ile bu sürecin etkileri hafifletilebilir" dedi.

MENOPOZ BİR HASTALIK DEĞİLDİR

Öncelikle menopozun bir hastalık değil bir dönem olduğunun bilinmesi gerektiğine işaret eden Op. Dr. Korun, "Menopoz, yumurtalıkların yumurta üretmeyi durdurması ve hormon seviyelerinin düşmesi sonucu adet döngülerinin sona ermesidir. Kadınların üreme çağının sona ermesiyle ortaya çıkan bu doğal süreç bir hastalık ya da anormal bir durum değildir" dedi.

MENOPOZ HER KADINDA FARKLI YAŞTA BAŞLAR

Tıbben menopozun, son adet kanamasından 12 ay sonra gerçekleştiğinin kabul edildiğini belirten Op. Dr. Korun, genellikle bu sürecin 51-52 yaşlarında ortaya çıktığını ifade etti. Ancak bu noktaya gelmeden önce kadınların perimenopoz adı verilen bir geçiş sürecinden geçtiğini vurgulayan Op. Dr. Korun, şu bilgileri paylaştı: "Perimenopoz döneminde hormon seviyelerinde dalgalanmalar yaşanır ve belirtiler ortaya çıkar. Kadınların yüzde 25'i bu dönemi hafif semptomlarla geçirirken, yüzde 75'i sıcak basmaları, uykusuzluk ve ruh hali değişimleri gibi belirtilerle karşılaşır. Ayrıca bu belirtiler bazen 30'lu yaşların sonlarında ya da 40'ların başında başlayabilir.''

ŞİKAYETLERİN NEDENİ HORMON DEĞİŞİMLERİDİR

Menopoz sırasında vücutta östrojen, progesteron ve testosteron seviyelerinde dalgalanmalar meydana geldiğini belirten Op. Dr. Korun, bu hormon değişimlerinin çeşitli belirtilere neden olabileceğini vurgulayarak şu bilgileri paylaştı: "Progesteron seviyelerindeki azalma, gerginlik, huzursuzluk ve depresif hislere neden olabilir. Östrojen seviyelerindeki dalgalanmalar ise sıcak basmaları, uykusuzluk, beyin sisi, kas ve eklem ağrıları, gece terlemeleri ve vajinal kuruluk gibi belirtileri tetikleyebilir. Yaşla birlikte düşen testosteron seviyeleri ise enerji kaybı ve libido azalmasına yol açabilir. Bu hormonal değişimler, kadınların kendilerini zaman zaman kimliklerini kaybetmiş gibi hissetmelerine neden olabilir."

RUH HALİ DEĞİŞİMLERİ NORMALDİR

Menopoz sürecinde kadınların yaşadığı duygusal dalgalanmaların temelinde hormonal değişimlerin yer aldığını belirten Op. Dr. Korun, şu açıklamayı yaptı: "Menopoz, ruh sağlığını doğrudan etkilemese de serotonin seviyelerindeki düşüş kaygı, depresyon ve uyku sorunlarına yol açabilir. Bu dönemde kadınlar sıkça duygusal dalgalanmalar yaşayabilir. Stres, kaygı ve depresif hisler bu süreçte yaygındır. Sabırlı ve anlayışlı bir yaklaşım, kadınların bu dönemi daha rahat atlatmalarına yardımcı olabilir.'' Dedi.

UYKU SORUNLARI YAYGINDIR

Bu dönemde yaşanan sorunlardan birinin de uyku bozuklukları olduğunu belirten Op. Dr. Korun, konuyla ilgili şunları söyledi: "Menopoz döneminde uyku problemleri sık görülür. Sıcak basmaları ve uyku apnesi gibi faktörler gece uykusunun bölünmesine neden olabilir. Uyku eksikliği hem fiziksel hem de zihinsel yorgunluğu artırarak kadınların kendilerini 'kontrolden çıkmış' gibi hissetmelerine yol açabilir. Partnerlerin bu süreçte destekleyici bir rol üstlenmesi, huzurlu bir uyku ortamı yaratması ve gerektiğinde profesyonel yardım alınmasını teşvik etmesi önemlidir.''

CİNSEL YAŞAMDA DEĞİŞİKLİK OLABİLİR

"Menopoz sürecinde kadınların cinselliği değişir ama yok olmaz" diyen Op. Dr. Korun, konuyla ilgili şunları anlattı: "Azalan östrojen seviyeleri, vajinal kuruluk, elastikiyet kaybı ve cinsel istekte azalmaya neden olabilir. Bunun yanı sıra, fiziksel değişimler kadınların beden algısını etkileyebilir. Partnerler, bu sürecin doğal bir biyolojik evre olduğunu anlamalı ve kadınların ihtiyaçlarına duyarlı olmalıdır. Cinsellik, yalnızca biyolojik bir işlev değil, aynı zamanda sevgi ve anlayış üzerine inşa edilen bir bağdır. North American Menopause Society'ye göre, "Sevgi dolu bir ilişki, çoğu kadın için arzu deneyiminin temelidir." Bu dönemde, empati ve bilgi bir araya geldiğinde cinsel yaşam tatmin edici bir şekilde devam edebilir."

HER KADININ MENOPOZ SÜRECİ FARKLIDIR

Her kadın menopozu farklı şekillerde deneyimler. Bazıları bu süreci hafif semptomlarla geçirirken, diğerleri için daha zorlu olabilir. Partnerlerin bu süreç boyunca esneklik göstermesi ve değişen ihtiyaçlara uyum sağlaması önemlidir.

PARTNERİNİZE DESTEK OLMANIN YOLLARINI ARAYIN

Menopoz sürecini kolaylaştırmak için kadınlara yönelik sevgi dolu destek sağlamanın kritik önem taşıdığını anlatan Op. Dr. Korun, partnerlerin yapması gerekenleri, bu dönemde onlara nasıl yardımcı olunabileceğine dair önerilerini şöyle sıraladı: "Menopoz hakkında bilgi sahibi olun. Bu, yaşanan değişimleri anlamanıza ve empati geliştirmenize yardımcı olur. Sürecin ne zaman sona ereceğini sormak yerine, küçük jestlerle destek olun. Bir fincan çay hazırlamak, rahatlatıcı bir ortam yaratmak fark yaratabilir. Kadınların bazen iç dünyalarını anlamak için yalnız kalmaya ihtiyaçları olabilir. Bu durumu kişisel algılamayın, sadece sessizliğini anlamaya çalışın."

DOKTOR DESTEĞİNİ TEŞVİK EDİN

Menopoz belirtilerinin bazı kadınlar için günlük yaşamı zorlaştırabilecek noktaya ulaşabildiğini hatırlatan Opr. Dr. Korun, "Bir uzmandan destek almak, süreci daha sağlıklı yönetmeye yardımcı olabilir. Partnerinizin doktor randevularında yanında olmak destekleyici bir adım olacaktır."

MENOPOZ BİR DÖNEMİN SONU DEĞİL YENİ BİR BAŞLANGIÇTIR

Yaşamın doğal bir evresi olan menopozun, doğru bilgi, anlayış ve destekle kadınlar için sağlıklı ve mutlu bir döneme dönüşebileceğini belirten Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Zeynep Ece Utkan Korun, sözlerini şöyle tamamladı: "Kadınlar için bu dönemi anlamak ve destek olmak, ilişkileri güçlendirmenin yanı sıra onların kendilerini daha güçlü hissetmelerini sağlar. Bu dönemde sevgi, anlayış ve empati en güçlü araçlarınızdır. Unutmayın, menopozda destek olmak, sadece kadınları değil, toplumu da güçlendirir."

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/menopozla-ilgili-erkeklerin-bilmesi-gereken-10-gercek-9122.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/menopozla-ilgili-erkeklerin-bilmesi-gereken-10-gercek-9122.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/menopozla-ilgili-erkeklerin-bilmesi-gereken-10-gercek-5204-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/menopozla-ilgili-erkeklerin-bilmesi-gereken-10-gercek-9122.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/menopozla-ilgili-erkeklerin-bilmesi-gereken-10-gercek/25229/</link>
			<pubDate>Wed, 26 Feb 2025 10:02:02 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Nezle, Grip Sandığınız Besin Alerjisi Olabilir!]]></title>
			<description><![CDATA[Kışın dondurucu soğuklarının hakim olduğu bugünlerde, kapalı ve kalabalık ortamlarda hızla bulaşan virüslerin de etkisiyle özellikle bebekli aileler büyük endişe yaşıyorlar.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kışın dondurucu soğuklarının hakim olduğu bugünlerde, kapalı ve kalabalık ortamlarda hızla bulaşan virüslerin de etkisiyle özellikle bebekli aileler büyük endişe yaşıyorlar.

Çocuk polikliniklerine burun akıntısı, hapşırık, öksürük ya da ciltte döküntü gibi şikayetlerle getirilen bazı bebeklerde bu şikayetlerin altında yatan neden, besin alerjisi olabiliyor! Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Büşra Nükhet Pehlivanoğlu "Ek gıdaya geçiş konusunda anneler biz çocuk hekimlerine danışmanın yanı sıra, günümüzde bilgi kirliliğinin çok fazla olduğu sosyal medyadan ve internetten de farklı bilgiler öğrenebiliyorlar ki bu durum sağlık açısından bazı tehlikelere yol açabiliyor. Özellikle bağışıklığı güçlü olsun diye ek gıdaya geçişte ilk günden besinleri birbirine karıştırarak verebiliyorlar. Oysa bu durum bebeğin besin alerjisi olup olmadığının tespitini güçleştiriyor. Çocuk polikliniklerine nezle ve grip bulgularıyla getirilen birçok bebeğin sorunları besin alerjisinden kaynaklanabiliyor" diyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Büşra Nükhet Pehlivanoğlu, çiçeği burnunda annelere ek gıdaya başlarken bilinmesi gerekenleri ve sağlıklı ek gıdanın püf noktalarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. 

 

Annelerin, bebeklerinin 6. ayına gelmesiyle birlikte hekimlere danıştıkları konuların başında ek gıdaya geçerken dikkat etmeleri gerekenler yer alıyor. Zira bu süreçte hem heyecanlı hem de stresli olan çiçeği burnunda anneler, 'acaba yanlış bir şey yapar da bebeğime zarar verir miyim?', 'iştahı nasıl olacak?', 'ya beğenmez de onu yeterince ve sağlıklı besleyemezsem!' ya da 'acaba alerjisi olacak mı?' şeklinde endişeler yaşıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Büşra Nükhet Pehlivanoğlu, öncelikle ilk 6 ay sadece anne sütünün yeterli olduğunu vurgulayarak "Anne sütü ile ilgili bir problem yoksa bebeğin gelişimine göre, ilk 6 ay sadece anne sütü bebeğin büyümesi için bütün ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Gelişim basamaklarında herhangi bir problemi olmayan ve anne sütü ile beslenen çocuklarda 6. aya girilmesiyle birlikte ek gıdaya başlayabilirsiniz. Öncesinde ek gıda tadımları mutlaka doktor kontrolünde yapılmalıdır. Anne sütü alımı yetersiz olan, formül mama alımında zorlanan veya gelişiminde aksamalar saptadığımız çocuklarda ise 6. aydan daha erken dönemde ek gıdaya başlayabiliriz" diyor. 

 

Bu hareketleri yapabiliyorsa!

 

Bebeğinizin ek gıdaya hazır olup olmadığını anlamak için öncelikle bazı gelişim basamaklarını tamamlamış olması gerektiğini vurgulayan Dr. Pehlivanoğlu şöyle konuşuyor: "Örneğin; başını tutuyor olabilmeli, desteksiz ya da hafif destekle tam oturabilmeli, yiyecekleri ağzına götürmeli ve yutabilmelidir. Genelde doğum ağırlığının iki katına ulaşmışsa ve gelişiminde sorun yoksa ek gıdalara başlanabilir. Ek gıdalarla birlikte anne sütüne de ilk iki yıl devam etmeniz faydalıdır."

 

Ek gıdaya başlarken bu önerilere dikkat!

Dr. Büşra Nükhet Pehlivanoğlu, ek gıdaya başlarken önemli kuralları şöyle sıralıyor; 

 


	Her besini tek tek deneyin, yoksa!


 

Her besini 'bir günde tek besin' olacak şekilde, en az iki gün denemelisiniz. Böylece o besine alerjisi olup olmadığını anlayabilirsiniz. Yüksek alerjen gıdalar dışındaki her besin için üç gün beklemenize gerek yok ancak aynı gün içinde sadece tek yabancı besin tanıtılmalıdır. Çiçeği burnunda anneler, sosyal medyanın da etkisiyle 'bağışıklığı güçlensin' diye verilen bulamaç/ atom dedikleri tarifleri uygulayabilmekteler. Ancak bebeğin ilk defa karşılaşacağı farklı besinleri ilk günden birbirine karıştırabildikleri için bebeğin besin alerjisi anlaşılamayabiliyor. Hatta alerji, nezle ve grip bulguları ile benzerlik gösterebildiğinden ona göre tedavi uygulanabiliyor, alerjiyi teşhis edebilmek zaman alabiliyor!

 


	Tatları karıştırmayın!


 

Bebeğinizin ileride iştahsızlık, seçici yemek yeme, tek tada alışma (sadece tatlı yeme gibi) veya sebze reddi olmaması için ilk aşamalarda farklı tatları karıştırmayın. Bulamaçlar hazırlamayın ve her besinin tadını, kokusunu, dokusunu algılaması için tek tek sunun. Alerjik reaksiyon göstermeyen ve tadını öğrendiği gıdaları ileriki dönemlerde tariflerde kullanabilirsiniz. 

 


	Biberon ve blender kullanmayın!


 

Ek gıdayı kaşık veya bardakla verebilirsiniz. Biberon kullanmayın! İlk 3-5 gün dışında yiyecekleri blender ile hazırlamayın. Bebeğinizin ileride çiğneme ve yutma kaslarının gelişmesini erken dönemde çatalla ezerek ve cam rende kullanarak destekleyebilirsiniz. Yiyecekleri bebek beslenmesinde en sağlıklı pişirme yöntemi olan buharda pişirerek hazırlayın. Besinlerin mümkün olduğunca organik ve güvenilir kaynaklardan temin edilmesi ve evde hijyenik koşullarda hazırlanması önemlidir. 

 


	Sevmedi diye vazgeçmeyin!


Bebeğiniz bir besini redediyorsa hemen listeden çıkarmayın, farklı günlerde ve bebeğiniz aç iken tekrar sunabilirsiniz. Bazen bir besini sevmesi 10-15. denemede olabilir veya çok sevdiği bir besini bazı günler hiç yemek istemeyebilir, bunun geçici periyodlar olduğunu unutmayın, pes etmeyin! 

 


	İlk 1 yaşta bu besinlere kesinlikle başlamayın!


 

Bal, inek sütü, pastörize edilmemiş süt ve süt ürünleri (yoğurt ve peynir gibi), çay, kahve, maden suyu gibi kafeinli ve asidik içecekler, şarküteri ve sakatat ürünleri, konserve gıdalar, çiğ yumurta içeren ürünler veya az pişmiş yumurtayı ilk 1 yılda çocuğunuza vermeyin!

 


	Bu besinlere dikkat!


 

İlk 1 yaşta bazı besinlere dikkat etmek gerektiğini belirten Dr. Pehlivanoğlu şöyle konuşuyor: "Bu dönemde taze sıkılmış dahi olsa meyve suyu vermenizi önermiyoruz. Bunun yerine meyvenin kendisini hazırlayın. Aksi taktirde aşırı şeker yüklenmesi oluşturacaktır. Tahıl grubundan pirinç ve pirinç ununun yoğun kullanımı yerine (içerdiği arsenik yükü nedeniyle); bulgur, şehriye, yeşil mercimek, kırmızı mercimek vb tahılları dönüşümlü kullanabilirsiniz. 1 yaş sonrası bal verecekseniz hakiki olmasına dikkat edin. Bal ve pekmezi tariflerinizde kesinlikle pişirmeyin çünkü yüksek ısıda kanserojen madde salınımına neden olurlar! Maden suyu içerdiği elektrolitler nedeni ile henüz gelişmekte olan böbreklerinde yük oluşturup zarar verebileceğinden içirmenizi önermiyoruz. Bebeğinize gün içinde sık sık su teklif etmeyi ihmal etmeyin."

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/nezle-grip-sandiginiz-besin-alerjisi-olabilir-9026.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/nezle-grip-sandiginiz-besin-alerjisi-olabilir-9026.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/nezle-grip-sandiginiz-besin-alerjisi-olabilir-734-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/nezle-grip-sandiginiz-besin-alerjisi-olabilir-9026.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/nezle-grip-sandiginiz-besin-alerjisi-olabilir/25228/</link>
			<pubDate>Wed, 26 Feb 2025 10:02:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Her 10 Çocuktan 1'inde Nörogelişimsel Bozukluk Görülüyor]]></title>
			<description><![CDATA[Hiperaktivite, dikkat eksikliği, öğrenme ve konuşma bozuklukları, otizm… Çocukların beyin gelişiminde ve sinir sistemi işlevlerinde ortaya çıkan aksaklıklarla ilişkili olan ve nörogelişimsel bozukluk olarak adlandırılan bu tablolar oldukça sık görülüyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Hiperaktivite, dikkat eksikliği, öğrenme ve konuşma bozuklukları, otizm… Çocukların beyin gelişiminde ve sinir sistemi işlevlerinde ortaya çıkan aksaklıklarla ilişkili olan ve nörogelişimsel bozukluk olarak adlandırılan bu tablolar oldukça sık görülüyor. 

Hiperaktivite, dikkat eksikliği, öğrenme ve konuşma bozuklukları, otizm… Çocukların beyin gelişiminde ve sinir sistemi işlevlerinde ortaya çıkan aksaklıklarla ilişkili olan ve nörogelişimsel bozukluk olarak adlandırılan bu tablolar oldukça sık görülüyor. Genetik yatkınlık, epigenetik ve birçok çevresel faktörlerin görülme riskini artırdığı nörogelişimsel bozukluklar genellikle çocukluk çağında başlıyor ve erkek bireylerde daha sık gözlemleniyor. Bu bozukluklar çocukluk çağında belirginleşip, bilişsel, sosyal, duygusal veya motor becerilerde zorluklara yol açabiliyor. Her 10 çocuktan birinde nörogelişimsel bozukluk görülüyorken, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu çocukların % 5-7'inde kendini gösteriyor ve 36 çocuktan 1'inde otizm şeklinde ortaya çıkıyor. Memorial Diyarbakır Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Bölümü'nden Uz. Dr. İbrahim Zeyrek, nörogelişimsel bozukluklar hakkında en çok merak edilen soruların yanıtlarını paylaştı.

 

Akranlarla iletişim kurmada zorluklar gözlemlenebiliyor

 

Ebeveynlerin en çok merak ettiği konuların başında nörogelişimsel bozuklukların belirtileri ve nedenleri gelmektedir. Bir uzmandan profesyonel yardım almadan önce anne ve baba adaylarının gözlem sonucu bir uzmana danışmalı mıyız? Sorusunun cevabını hangi sorularla arayacağı hususu önem taşımaktadır.  Belirtiler bozukluğun türüne göre değişiklik gösterse de genel olarak iletişim ve sosyal etkileşimde zorluk, konuşmada gecikme, dikkat dağınıklığı, hiperaktivite ve dürtüsellik, akademik becerilerde zorlanma, motor becerilerde koordinasyon eksikliği, davranışlarda tekrarlayıcılık veya sınırlı ilgi alanları ile gelişimsel kilometre taşlarını geç tamamlama olarak sayılabilmektedir. 

 

Birbirinden farklı nörogelişimsel bozukluklar saptanabilir

 

En sık görülen nörogelişimsel bozukluklar arasında otizm spektrum bozukluğu (OSB), dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (dehb), öğrenme güçlükleri (disleksi, diskalkuli, disgrafi), zihinsel yetersizlik, dil ve konuşma bozuklukları ile tik bozuklukları yer almktadır. Bu bozuklukların genellikle önemli bir kısmı yaşam boyu devam eder. Ancak semptomların şiddeti zamanla değişebilir. Erken müdahale ve sürekli destekle bireylerin bağımsızlık ve işlevsellik seviyeleri artırılabilir. Pek çok nörogelişimsel bozuklukta genetik faktörlerin önemli bir rolü vardır. Ancak çevresel faktörler, beyin gelişimini etkileyen prenatal (doğum öncesi) ve perinatal (doğum sırasındaki) durumlar da etkili olabilmektedir. Özellikle dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunda genetiğin rolü çok büyüktür. DEHB'de genetik faktörlerin rolü %70-80 civarındadır. Otizmde 800 den fazla gen sorumlu bulunmuştur. Ancak çoğu vaka sporadik olarak sonradan oluşmaktadır. Zihinsel yetersizlikte genetik kökenli vakaların %30-35'inde etken saptanabilmektedir. Saptanabilen genetik nedenler arasında en sık görülenler Down Sendromu ve Frajil X Sendromudur. Özgül öğrenme bozukluğunda da klinik örneklemde yüksek düzeyde genetik nedenler tespit edilmiştir. 

 

Erken tanı bireysel bağımsızlık ve işlevsellik sürdürmeyi mümkün kılıyor

 

Nörogelişimsel bozukluklarda erken tanı ve müdahale sağlıklı bir gelişim süreci için kritik öneme sahiptir. Çocuğun gelişimini destekleyen bireyselleştirilmiş eğitim ve terapi planları, uzun vadeli sonuçları olumlu yönde etkilemektedir. İlk 5 yaş beyin gelişimi açısından kritik önem arz eder daha fazla olmaktadır. Uygun tedavi ve müdahalelerle bireyin işlevselliği ve yaşam kalitesi önemli ölçüde artırılabilir. Özelikle otizmde erken ve yoğun özel eğitimin önemi çok büyüktür. Özel eğitim, konuşma terapisi, davranış terapisi, ilaç tedavisi (özellikle DEHB, otizmde eş hastalık durumunda ve bazı tik bozuklukları için) ve aile eğitimi destek programları erken müdahale ile çocuğun hayatta tek başına bazı becerileri kazanması ve hayata adapte olması şansını artırmaktadır.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/her-10-cocuktan-1-inde-norogelisimsel-bozukluk-goruluyor-4106.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/her-10-cocuktan-1-inde-norogelisimsel-bozukluk-goruluyor-4106.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/her-10-cocuktan-1-inde-norogelisimsel-bozukluk-goruluyor-499-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/her-10-cocuktan-1-inde-norogelisimsel-bozukluk-goruluyor-4106.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/her-10-cocuktan-1-inde-norogelisimsel-bozukluk-goruluyor/25227/</link>
			<pubDate>Wed, 26 Feb 2025 10:01:58 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Safra Kesesi Taşları Zamanında Tedavi Edilmezse Ciddi Sorunlara Neden Olabilir!]]></title>
			<description><![CDATA[Toplumda yaklaşık yüzde 15 oranında görülen safra taşları özellikle 40 yaş üstü kadınları daha çok etkileyen bir sorun. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Toplumda yaklaşık yüzde 15 oranında görülen safra taşları özellikle 40 yaş üstü kadınları daha çok etkileyen bir sorun. Her safra kesesi taşı ameliyat gerektirmemekle birlikte ameliyatın geciktirilmesinin de ciddi komplikasyonlar yarabileceğini söyleyen dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Veysel Umman, "Asıl mesele, taşın belirti verip vermediği ve hastanın genel sağlık durumuna olan etkisidir. Özellikle belirli risk faktörlerine sahip kişilerde ameliyat erken planlanabilir" diye konuştu. Doç. Dr. Umman, safra kesesi ameliyatlarıyla ilgili önemli gelişmelerden bahsetti. 

 

Safra kesesi sorunları içinde ameliyat gerektiren en yaygın nedenin safra taşları olduğunu belirten Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Veysel Umman, dünya genelinde safra kesesi hastalıklarının sindirim sistemi cerrahisinin en sık yapılan operasyonlarından biri olduğunu belirtti. Doç. Dr. Umman, ABD'de her yıl yaklaşık 1 milyon kişinin safra kesesi ameliyatı olduğunu, Türkiye'de de safra kesesi taşı nedeniyle yapılan ameliyatların genel cerrahinin en yaygın işlemlerinden biri olduğunu hatırlattı. 

Taşların oluşum mekanizması hakkında da bilgi veren Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Veysel Umman, sözlerine şöyle devam etti: "Karaciğer, vücutta birçok hormon sentezi ve metabolik faaliyetin yanı sıra safra üretimiyle de önemli bir görev üstlenir. Safra, özellikle yağların sindiriminde kullanılır. Yemek yendiğinde karaciğer safra üretmeye devam eder, ancak hızlı bir sindirim süreci için safra kesesinde bir miktar safra depolanır. Depolama sürecinde safra yoğunlaşır ve bazen çamur haline gelip zamanla taşlara dönüşebilir." 

 

"40 YAŞ ÜSTÜ KİŞİLERDE DAHA SIK GÖRÜLÜYOR"

Safra taşı oluşumunun toplumda oldukça yaygın olduğunu ifade eden Doç. Dr. Umman, "Safra taşı her bireyde oluşabilir ancak özellikle kadınlarda, 40 yaş üstü bireylerde, ailesinde safra taşı öyküsü bulunanlarda, diyabet hastalarında ve obezite gibi metabolik hastalıkları olanlarda daha sık görülür. Safra kesesi taşlarının oluşumunda genetik yatkınlık ve yaşam tarzı önemli faktörlerdir" dedi.

 

"YEMEKLERDEN SONRA ÜST KARINDA AĞRI İŞARET OLABİLİR"

Safra kesesi taşların bazen belirti vermeden uzun süre kalabileceğini, ortaya çıkan şikayetlerin de mide rahatsızlıkları gibi farklı hastalıklarda karıştırılabildiğini ya da aynı anda mevcut olabileceğini söyleyen Doç. Dr. Umman, "Safra taşları, safra kesesi içinde kristalleşmiş sert kitlelerdir ve çoğu zaman fark edilmez. Ancak bazı hastalarda ağrı, hazımsızlık, şişkinlik, mide bulantısı ve özellikle yemeklerden sonra karnın sağ üst        bölgesinde rahatsızlık hissi yaratabilir" dedi. 

 

SAFRA TAŞLARI BELİRTİ VERMEDEN UZUN SÜRE KALABİLİYOR

Safra taşlarının, bazen hiçbir belirti vermeden yıllarca safra kesesinde kalabildiğini ancak ilerleyen süreçte çeşitli hastalıklara yol açabileceğini vurgulayan Doç. Dr. Umman, "Uzun süre gizli kaldığında, safra kesesinde kronik iltihaplanmaya, (kolesistit) veya polip oluşumuna neden olabilir. Poliplerin zaman içinde kansere dönüşme riski var. Ayrıca, taşların pankreas kanalına düşmesi pankreatit gibi ciddi komplikasyonlara da yol açabilir. Dolayısıyla vakit varken kontrollü bir cerrahi planlama, acil ameliyat ihtiyacından çok daha güvenli ve düşük risklidir" ifadelerini kullandı.

 

AMELİYAT NE ZAMAN GEREKLİ?

Hastanın belirti gösterip göstermemesinin ameliyat kararında önemli bir kriter olduğunu belirten Doç. Dr. Umman, şöyle konuştu: "Hastanın safra kesesinde taş olmasına rağmen herhangi bir şikayeti yoksa, bu hastalar belirli aralıklarla kan testleri ve görüntüleme yöntemleriyle takip edilebilir. Ancak taşın boyutu 1 cm'yi aştıysa, safra kesesinde iltihaplanmaya yol açtıysa veya hastada yemeklerden sonra sağ üst karın bölgesinde ağrı, şişkinlik ve hazımsızlık gibi şikayetler başladıysa, ameliyat kaçınılmaz hale gelir. Hastalar böyle durumlarda doktora başvurmayı geciktirirse, safra kesesi tamamen iltihaplanabilir, safra yollarına düşen taşlar tıkanmaya yol açarak sarılık yapabilir veya pankreas iltihabı      gibi çok ciddi sorunlara neden olabilir. Daha ileri vakalarda ise taşlar safra yolunu tıkayarak bu bölgeyi çürütüp karın zarı iltihaplanması gibi hayati riskler oluşturabilir."

 

'SAFRA KESESİNİN BİR KISMINI ALMAK GİBİ BİR YÖNTEM YOK'

Halk arasında safra kesesinin sadece taşlarının alınabileceği veya bir kısmının bırakılabileceği yönünde yanlış inanışlar bulunduğunu söyleyen Doç. Dr. Umman, "Dünyada böyle bir yöntem yok. Safra kesesi ameliyatlarında kesenin tamamı alınır. İçindeki taşları temizleyip keseyi bırakma gibi bir seçenek söz konusu değildir. Ameliyat öncesi ya da sonrasında bazı destekleyici endoskopik yöntemler kullanılabilir" dedi.

Bu destekleyici yöntemlere de değinen Doç. Dr. Umman, "Bazen safra taşları, keseden ana safra kanalına düşebilir. Bu durumda ameliyat öncesinde ERCP dediğimiz bir yöntemle taşları ameliyatsız bir şekilde çıkarabiliriz. Fakat bu işlem, kesenin içindeki taşlara değil, sadece kanala düşüp tıkanmaya neden olan taşlara yöneliktir ve ameliyatın yerini almaz. Bir diğer yöntem ise, özellikle pandemi döneminde ameliyatı kaldıramayacak ileri yaştaki hastalar için oldukça yoğun kullandığımız perkütan kolesistostomi tekniğidir. Bu yöntem ameliyatsız bir müdahale seçeneği olup mutlak tedavi olmasa da zaman kazandırabilir. Bu yöntemde fazlaca şişmiş olan safra kesesi ciltten girilen bir iğne ve kateter aracılığıyla dışarıya boşaltılabilir. Ancak bu yöntemler kalıcı çözümler değildir, sadece geçici rahatlama sağlar. Kalıcı çözüm için özellikle iltihaplanmaya başlamış olan safra kesesinin alınması gerekir" diye konuştu.

LAPAROSKOPİK KOLESİSTEKTOMİ ALTIN STANDART HALİNE GELDİ

Günümüzde safra kesesi ameliyatlarının büyük çoğunluğunun kapalı (laparoskopik) yöntemle yapıldığını belirten Doç. Dr. Umman, "Laparoskopik kolesistektomi, yani kapalı sistemle kamerayla yapılan safra kesesinin alınma ameliyatı, günümüzde safra kesesi hastalıklarının tedavisinde altın standart haline gelmiş minimal girişim cerrahi yöntemdir. Bu teknik, hastalara daha az ağrı, daha kısa hastanede kalış süresi ve daha hızlı iyileşme süreci gibi birçok avantaj sunmaktadır. Özel vakalarda kullanılan farklı cerrahi tekniklerden de bahseden Doç.  Dr. Umman, "Bazı hastalarda göbek altından tek bir kesi yapılarak 'izsiz ameliyat' uygulanabilir. Ayrıca, 2-3 mm çapındaki küçük aletlerle gerçekleştirilen mini laparoskopi yöntemi de mevcuttur" dedi.

 

'FLORASAN GÖRÜNTÜLEME TEKNİĞİ AMELİYATLARI KOLAYLAŞTIRIYOR'

"Ancak, laparoskopik prosedürlerde anatomik yapıların net olarak görülmesi her zaman kolay olmayabilir. Özellikle safra yollarının varyasyonları ve cerrahi yaralanma riski göz önüne alındığında, bu alandaki teknolojik gelişmeleri kullanmak önem taşımaktadır" diye konuşan Doç. Dr. Umman özellikle zor vakalarda kullanılan florasan görüntüleme tekniğini anlattı. ''Florasan görüntüleme tekniği, ameliyat esnasında safra yollarını daha net görmemizi sağlıyor. Hastaya ameliyat öncesinde verilen özel bir boya sayesinde kızılötesi kamera ile safra yolları detaylı şekilde görüntüleniyor. Bu teknik, zor vakalarda cerrahi işlemi kolaylaştırıyor ve safra yolu yaralanmalarını önlemekte büyük avantaj sağlıyor" diye konuştu.

 

AMELİYAT SONRASI SAĞLIKLI YAŞAM TARZI GEREKTİRİYOR

"Safra kesesi alındıktan sonra, sağlıklı bir yaşam tarzı ve dengeli beslenmenin potansiyel sorunları önlemeye yardımcı olduğunu ve çoğu hastanın doktor önerilerine uyduğu sürece herhangi bir ciddi sağlık problemi yaşamadan uzun yıllar sağlıklı bir şekilde yaşayabilir" diyen Doç. Dr. Uzman, ameliyattan sonraki süreçle ilgili şunları anlattı: "Ameliyat sonrası bazı hastalarda geçici olarak post-kolesistektomi sendromu dediğimiz hazımsızlık, şişkinlik ve mide bulantısı gibi şikayetler olabilir. Ancak bunlar genellikle birkaç ay içinde kendiliğinden düzelir. Bu dönemde hastalar yağsız ve dengeli beslenmeye özen gösterirse herhangi bir sıkıntı yaşamazlar. Çünkü safra üretimi karaciğerde devam eder ve sindirim süreci normal şekilde işler. Hastaların diyetlerine dikkat etmesi, ağır yağlı gıdalardan kaçınması ve doktor kontrollerini aksatmaması sağlıklı bir iyileşme süreci için önemlidir."

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/safra-kesesi-taslari-zamaninda-tedavi-edilmezse-ciddi-sorunlara-neden-olabilir-5631.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/safra-kesesi-taslari-zamaninda-tedavi-edilmezse-ciddi-sorunlara-neden-olabilir-5631.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/safra-kesesi-taslari-zamaninda-tedavi-edilmezse-ciddi-sorunlara-neden-olabilir-6927-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/safra-kesesi-taslari-zamaninda-tedavi-edilmezse-ciddi-sorunlara-neden-olabilir-5631.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/safra-kesesi-taslari-zamaninda-tedavi-edilmezse-ciddi-sorunlara-neden-olabilir/25226/</link>
			<pubDate>Wed, 26 Feb 2025 10:01:56 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kendinize bir dost gibi davranın! Öz şefkat hem ruhsal hem de bedensel sağlığı koruyor…]]></title>
			<description><![CDATA[Hata yaptığımızda kendimizi acımasızca eleştirebildiğimizi belirten uzmanlar, bunun yerine, en yakın dostumuza göstereceğimiz anlayışı kendimize de gösterebilme yeteneğinin önemli olduğunu söylüyor.

]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Öz şefkatin, kendimize bir dost gibi davranmayı, kendimize sevgi ve anlayış göstermeyi içerdiğini dile getiren Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, "Bu, ruhsal sağlığımızı olduğu kadar bedensel sağlığımızı da korur ve motivasyonumuzu artırarak hedeflerimize ulaşmamızı kolaylaştırır." dedi. Mutluluk, motivasyon ve stresle başa çıkmada öz şefkatin önemli bir rol oynadığını vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde önemli bir beceri ve insanlığın ilerlemesi için gerekli bir unsur olduğunu aktardı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, öz şefkatin kişinin hayatına etkisi hakkında bilgi verdi. 

İçinizdeki eleştirmen sizi engelliyor olabilir…

Yakınlarımıza ve sevdiklerimize gösterdiğimiz sevgi, empati, sabır ve anlayışı kendimize de gösterebilme yetisinin öz şefkat olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, "Genellikle hatalarımızı en çok fark eden kişi kendimiz oluruz ve pozitif düşünmek yerine çoğunlukla negatif düşünmeye meylederiz." dedi.

Hata yaptığımızda, bir işi mükemmel yapamadığımızda veya zorlandığımızda içimizdeki sessiz eleştirmenin devreye girdiğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, "Bu eleştirmen bizi sorgular, başkalarıyla kıyaslar ve bazen hedeflerimize ulaşmamızı bile engelleyebilir. Öz şefkat, kendimize bir dost gibi davranmayı, kendimize sevgi ve anlayış göstermeyi içerir. Bu, ruhsal sağlığımızı olduğu kadar bedensel sağlığımızı da korur ve motivasyonumuzu artırarak hedeflerimize ulaşmamızı kolaylaştırır. En önemlisi, kendimize şefkat gösterdiğimizde başkalarına da şefkat gösterebiliriz ve bu, insanlığın gelişimine katkıda bulunur." şeklinde konuştu.

Öz şefkat, insanlığın ilerlemesi için gerekli bir unsur… 

Öz şefkatin faydaları üzerine yapılan çok sayıda araştırma olduğuna değinen Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, "Araştırmalar, bu tutumun mutluluk, yaşam memnuniyeti, motivasyon, kişilerarası ilişkilerde iyileşme, kaygı ve stresle başa çıkmada rahatlık ve daha az mükemmeliyetçilik ile ilişkili olduğunu gösteriyor." dedi.

Kendimize şefkat gösterirken dikkate almamız gereken bazı önemli noktalar olduğuna vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, şöyle devam etti:

"Dr. Kristen Neff, öz şefkatin üç temel unsurundan bahseder; kendimize sevecen davranmak, paylaşılan insanlık bilinci ve bilinçli farkındalık…

Kendimizi en iyi arkadaşımız gibi görmeliyiz. Bir olay yaşandığında, acımasızca yargılamak veya kendimize kızmak yerine, kendimize 'üzülme, yanındayım' diyerek sevecen ve sıcak davranmalıyız. Bu tutum, zorluklarla başa çıkma direncimizi artırır. Hatasız insan olmadığını ve hiçbirimizin kusursuz olmadığını kabul etmeliyiz. Hata yaptığımızda, bu durumu normal karşılamalı ve kendimizi izole etmek yerine, bunun insani bir deneyim olduğunu bilmeliyiz. Kendimize hata yapma payı tanımalıyız. Şimdi ve burada olmayı içeren bilinçli farkındalık, yaşadığımız deneyimlerin farkında olmayı ifade eder. Kendimizi eleştirdiğimizde, hayata dair motivasyonumuz düşebilir. Bu noktada, insanın anlam arayışı, anlaşılma arzusu ve iyi olma isteği gibi varoluşsal maddeler devreye girer. Öz şefkat, bu anlamda bize yol gösterici olabilir ve farkındalık kazanmak adına bir uzman ile çalışmak faydalı olabilir.

Öz şefkat, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde önemli bir beceridir ve insanlığın ilerlemesi için gerekli bir unsurdur."

Editöre Not

Genler, mutluluk yeteneğimizin yüzde 40'ını belirler. Ancak belirli genlere sahip olmamak, mutsuz olmaya mahkum olduğumuz anlamına gelmez. Beynimizi mutluluk için yeniden yapılandırmak mümkündür çünkü mutluluğun diğer yüzde 60'ı yaşam tarzı ve çevresel faktörlere bağlıdır.

Mutluluk türleri:

- Mutluluk genetik, çevresel faktörler ve yaşam tarzı alışkanlıklarıyla şekillenir.

- 2020 araştırmalarına göre, başkaları için bir şeyler yapmak mutluluk hissini artırabilir.

- Düzenli olarak gönüllü olamasanız bile, başkalarına yardım edecek küçük şeyler yapmak da faydalıdır. Örneğin, ihtiyaç sahibi birine yemek almak gibi.

- Gönüllülük, egzersiz ve doğada vakit geçirmek yaşam doyumunu, refahı, amacı ve nihayetinde mutluluk hissini artırabilir.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/kendinize-bir-dost-gibi-davranin-oz-sefkat-hem-ruhsal-hem-de-bedensel-sagligi-koruyor-3837.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/kendinize-bir-dost-gibi-davranin-oz-sefkat-hem-ruhsal-hem-de-bedensel-sagligi-koruyor-3837.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/kendinize-bir-dost-gibi-davranin-oz-sefkat-hem-ruhsal-hem-de-bedensel-sagligi-koruyor-5686-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/kendinize-bir-dost-gibi-davranin-oz-sefkat-hem-ruhsal-hem-de-bedensel-sagligi-koruyor-3837.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/kendinize-bir-dost-gibi-davranin-oz-sefkat-hem-ruhsal-hem-de-bedensel-sagligi-koruyor/25225/</link>
			<pubDate>Wed, 26 Feb 2025 10:01:53 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Bel Ağrısı Sempozyumu'nda kanıta dayalı yaklaşımın önemi vurgulandı]]></title>
			<description><![CDATA[İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü tarafından düzenlenen Bel Ağrısı Sempozyumu'nda toplumda yaygın şekilde görülen bel ağrısının nedenleri ve tedavi yöntemleri, uzman isimler tarafından pek çok yönüyle ele alındı. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü tarafından düzenlenen Bel Ağrısı Sempozyumu'nda toplumda yaygın şekilde görülen bel ağrısının nedenleri ve tedavi yöntemleri, uzman isimler tarafından pek çok yönüyle ele alındı. 

Sempozyum Başkanı, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gül Baltacı, günümüzde bilim dünyasında kanıta dayalı yaklaşımın önemli olduğunu vurgulayarak "Bu sempozyumda kanıta dayalı uygulamaları en aktif şekilde nasıl gösterebiliriz, bunu tartışacağız ve en güncel bilgilerle katılımcıları donatmaya çalışacağız" diye konuştu.

 

 

İstanbul Atlas Üniversitesi Vadi Kampüs Dr. Ralph A. DeFronzo Oditoryumu'nda gerçekleştirilen sempozyum fizyoterapi ve rehabilitasyon uzmanları, beyin ve sinir cerrahisi uzmanları ve bu alanda eğitim gören öğrencileri bir araya getirdi. Sempozyum açılış konuşmaları ile başladı. 

 

Bel ağrısı alanında kanıta dayalı bilgiler çok önemli

 

İstanbul Atlas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, rektörlük olarak bu tür sempozyum ve kongrelerin sayısının ve kalitesinin artmasına önem verdiklerini ve desteklediklerini belirterek "Üniversitelerin üç görevi var: İlki eğitim-öğretim, diğeri araştırma ve geliştirme ve bunların bir arada olduğu bilimsel toplantlar. Yüz yüze bilimsel toplantılar çok önemli" dedi. Kendisi de beyin ve sinir cerrahisi uzmanı olan Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, "Bel ağrısı aslında benim de meslek pratiğimin bir kısmını oluşturuyor. Biz cerrahlar en iyi ameliyat hiç yapılmamış olan ameliyat deriz. Keşke böyle olabilse. İnsanoğlu neredeyse ayağa kalktığı günden itibaren bel ağrısı var. Tarih boyunca bilim dünyasında pek çok çalışma olduğunu biliyoruz. Geçen yüzyıldan itibaren sebepleri ve tedavileri daha net biliniyor. Bu alanda en önemli şey Q1 dergiler ve kanıta dayalı bilgiler çok önemli. Bu tür sempozyumların da bu alandaki katkısı çok önemli" dedi. 

 

Sempozyum önemli çıktılarıyla yararlı olacak

 

İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Aytolan Yıldırım, bel ağrısının güncel ve her yaş grubunu etkileyen bir sağlık sorunu olduğunu belirterek "Genel olarak bakıldığında 15-24 yaş arasında başlayan ve ileri yaşlara kadar çeşitli fizyolojik değişikliklerle ortaya çıkan bir semptomdur. Tüm insanların yüzde 85'inin en az bir kez bel ağrısı ile ilgili sıkıntılar yaşadığı bilinmektedir. Önleyici bilgiler konusunda da bilgilenmemiz gerekiyor ama doğru tedavi için fizyoterapist de çok önemli. Bugün bu konularda en güncel bilgileri öğreneceğiz" dedi. Üniversite olarak ulusal ve uluslararası düzeyde bu tür bilimsel etkinlik ve sempozyum düzenlemeyi öncelediklerini belirterek sempozyumun önemli çıktılarıyla yararlı olacağını söyledi.

 

Bel ağrısı ve kanıta dayalı yaklaşımlar ele alınacak

 

Sempozyum Başkanı, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gül Baltacı, "Neden Bel Ağrısı Senpozyumu düzenledik? Dünya Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Konfederasyonu 8 Eylül 2024 tarihinde "bel ağrısı" sloganı ile tüm dünyadaki fizyoterapi ve rehabilitasyon derneklerine bu deklarasyonu gönderdi. Birçok ülkede multisipliner yaklaşımla beraber kanıta dayalı şekilde aktif halde kutlamaya veya bu konuyla ilgili bilgilendirmeleri meslektaşlarımıza paylaşmaya başladık. Bu sene Dünya Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Konfederasyonu (WCPT) Toplantısı ve Kongresi 29-31 Mayıs'ta Japonya'da gerçekleştirilecek. Orada da en önemli gündemdeki konulardan biri bel ağrısı ve kanıta dayalı yaklaşımlar. Kanıta dayalı uygulamalar demek, Q1 dediğimiz üst düzey dergilerde yayınlanmış çalışmalar, klinik çalışmalarla kanıtlanmış bilgiler çok önemli. 'Ben yaptım oldu' değil 'Biz bu işi doğru yerden öğrendik' diyebilmemiz gerekiyor. Atlas Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü olarak bel ağrısı konusunda kanıta dayalı uygulamaları en aktif şekilde nasıl gösterebiliriz, bunu tartışacağız ve bu konudaki en güncel bilgilerle katılımcıları donatmaya çalışacağız" dedi. 

 

Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Doç. Dr. Hilal Denizoğlu Külli, sempozyumun bilim dolu ve yoğun geçmesini dileyerek bilgi kazancı sağlaması açısından verimli olmasını temenni etti.

 

Doç. Dr. Halil Can: "Bel ağrısının sıklığı yüzde 7.3"

 

Açılış konuşmalarının ardından sempozyumun ilk konferansında Sempozyum Başkanı, İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Engin Şimşek oturum başkanı oldu. İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Cerrahi Tıp Bilimleri Bölümü Beyin ve Sinir Cerrahisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Halil Can, "Bel Ağrısı ve Nöroşirurjikal Yaklaşımlar" başlıklı konferansta bel ağrısının dünya çapında sıklığının yüzde 7.3 olduğunu belirterek yetişkin nüfusun yüzde 80'inin yaşamları boyunca en az bir kez bel ağrısı yaşayacağının tahmin edildiğini söyledi. Doç. Dr. Can, bel ağrısına neden olan sebepler ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

 

Bel ağrısında fizyoterapi ve rehabilitasyon çeşitli yönleriyle ele alındı

 

"Bel Ağrısında Fizyoterapi ve Rehabilitasyon" başlıklı oturum, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa, Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü'nden Doç. Dr. Yıldız Analay Akbaba ve İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü'nden Doç. Dr. Aybüke Ersin'in oturum başkanlığında gerçekleşti. 

 

MANEX Kurucu Üyesi, Klinisyen Uzm. Fzt. Onur Seyrek, "Fizyoterapi ve Rehabilitasyonda Hikaye ve Ayırt Edici Özellikler" sunumunda hastaya yaklaşıma ilişkin bilgiler verdi. Nörogelişimsel Yoga Kurucusu, Dr. Fzt. Görkem Dizdar da "Kanıt Dayalı Egzersizler" başlıklı  sunumunda bel ağrısında önleyici ve tedavinin etkinliğini artıran egzersizleri anlattı.

 

Sempozyumun öğleden sonraki bölümünde bel ağrısının tedavisinde kullanılan manuel terapi teknikleri, etkili stabilizayon egzersizleri ve kinezyo bantlama ile ilgili Workshoplar gerçekleştirildi.  Eğitmen Doç. Dr. Hilal Denizoğlu Külli tarafından "Akut ve Kronik Dönemde En Etkili 5 Egzersiz" başlıklı workshopta akut ve kronik ağrı için kanıt düzeyi yüksek egzersizlerden örnekler paylaşıldı. "Akut Dönemde En Etkili 5 Kinezyotape Uygulaması" başlıklı diğer workshopta ise Eğitmen Prof. Dr. Gül Baltacı tarafından "Akut bel ağrısı için en etkili 5 kinezyotape tekniği" gösterildi.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/bel-agrisi-sempozyumu-nda-kanita-dayali-yaklasimin-onemi-vurgulandi-2660.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/bel-agrisi-sempozyumu-nda-kanita-dayali-yaklasimin-onemi-vurgulandi-2660.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/bel-agrisi-sempozyumu-nda-kanita-dayali-yaklasimin-onemi-vurgulandi-4268-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/bel-agrisi-sempozyumu-nda-kanita-dayali-yaklasimin-onemi-vurgulandi-2660.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/bel-agrisi-sempozyumu-nda-kanita-dayali-yaklasimin-onemi-vurgulandi/25224/</link>
			<pubDate>Wed, 26 Feb 2025 10:01:38 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Metabolik cerrahi ile Tip 2 diyabet tedavisi mümkün]]></title>
			<description><![CDATA[Tip 2 diyabeti olan bireylerin tedavisinde cerrahi seçeneğin de yer aldığının altını çizen VM Medical Park Gebze Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Saydam, "Medikal Tip 2 diyabet tedavisine yanıt vermeyen ve kitle indeksi 30'un üzerinde olan hastalar da metabolik cerrahi operasyonu olabilmektedir.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Tip 2 diyabeti olan bireylerin tedavisinde cerrahi seçeneğin de yer aldığının altını çizen VM Medical Park Gebze Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Saydam, "Medikal Tip 2 diyabet tedavisine yanıt vermeyen ve kitle indeksi 30'un üzerinde olan hastalar da metabolik cerrahi operasyonu olabilmektedir. Metabolik cerrahide asıl amaç ince bağırsağın son kısmının daha aktif bir şekilde kullanılmasını sağlayan yöntemlerle insülin direncine karşı savaşmaktır" dedi.

 

VM Medical Park Gebze Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Saydam, tip 2 diyabet ve tedavi yolları hakkında açıklamalarda bulundu.

Diyabetin tanımını yapan Doç. Dr. Saydam, "Diyabet, pankreasın yeterli miktarda insülin hormonu üretmemesi (Tip 1) ya da ürettiği insülin hormonunun etkili bir şekilde kullanılamaması (Tip 2) durumunda gelişen ve ömür boyu süren bir hastalıktır. Hasta, yediği besinlerden kana geçen şekeri yani glikozu kullanamaz ve kan şekeri yükselir" diye konuştu.

GENETİK YATKINLIK NEDEN OLABİLİR

Tip 2 diyabetin nedenlerine değinen Doç. Dr. Saydam, "Tip 2 diyabet hastalığının en önemli nedenleri arasında genetik yatkınlık, obezite ve fiziksel hareketsizlik yer almaktadır" şeklinde konuştu.

SIK İDRARA ÇIKMA GÖRÜLEBİLİR

Doç. Dr. Saydam, Tip 2 diyabeti olan ve kan şekeri yüksek olan kişilerde görülebilecek belirtileri şöyle sıraladı:


	"Sık idrara çıkma,
	Ağız kuruluğu,
	Çok su içme,
	Açlık hissi,
	Cilt yaralarının geç iyileşmesi,
	Kuru ve kaşıntılı bir cilt,
	Sık sık infeksiyon gelişmesi,
	Ellerde ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma görülür. Ancak bu belirtiler zaman içinde yavaş yavaş ortaya çıkar."


KAN ŞEKERİ DÜZEYİNE BAKILARAK TEŞHİS EDİLEBİLİR

Tip 2 diyabet tanısının nasıl konulduğundan bahseden Doç. Dr. Saydam, şu bilgileri paylaştı:

"Diyabeti olmayan bir birey kan şekeri düzeyi açlık halinde 120 mg/dl, tokluk halinde (yemeğe başladıktan iki saat sonra) 140 mg/dl'nin üstüne çıkmaz. Açlıkta veya toklukta ölçülen kan şekeri düzeyinin bu değerlerin üstünde olması diyabetin varlığını gösterir. Bir kişinin diyabetli olup olmadığı Açlık Kan Şekeri (AKŞ) ölçümü veya Oral Glikoz Tolerans Testi (OGTT) yapılarak saptanır. AKŞ ölçümü 100-125 mg/dl olması gizli şeker (pre-diyabet) sinyalidir. AKŞ ölçüm sonucunun 126 mg/dl veya daha fazla olması, diyabetin varlığını gösterir. OGTT'de glikozdan zengin sıvı aldıktan 2 saat sonraki kan şekeri değeri önemlidir. İkinci saat kan şekeri ölçümü 140-199 mg/dl ise gizli şeker, 200 mg/dl veya daha yüksek ise diyabet tanısı konulur."

ŞİŞMAN BİREYLER RİSK ALTINDADIR

Tip 2 diyabetin hemen hemen herkeste ve her yaşta görülebileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Saydam, hangi bireylerin risk altında olduğunu şu şekilde sıraladı:


	"Ailesinde diyabetli olanlar,
	Şişman kişiler,
	4 kg'dan daha ağır bebek doğuran kadınlar,
	Stres altında yaşayan kişilerde diyabetin görülme riski daha yüksektir.
	Ayrıca pankreasın kronik iltihabı, pankreas tümörleri ve ameliyatları ile hipertiroidi, akromegali gibi bazı hormon hastalıkları Tip 2 diyabete yol açabilir."


ŞEKER HASTALIĞI KALICI OLARAK GEÇMEZ 

Şeker hastalıklarının tamamen geçmeyeceğini söyleyen Doç. Dr. Saydam, "Şeker hastalıkları ortaya çıktıktan sonra ömür boyu devam eden bir hastalıktır ve tamamen geçirmeye yönelik medikal bir tedavisi yoktur. Tip 2 diyabeti olan kişiler kilo verir ve daha aktif bir hayat sürerse kan şekerini kontrol altına alıp, etkilerini azaltabilirler ancak kalıcı olarak geçiremezler" dedi.

TEDAVİ YOLLARI

Tedavi yollarına değinen Doç. Dr. Saydam, "Tip 2 diyabetin tedavileri arasında medikal beslenme tedavisi yani beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi, yaşam tarzının değiştirilmesi, egzersiz programlarının uygulamaya koyulması yer almaktadır. Eğer bu tedavi planına uyulmasına rağmen kan şekeri normal sınırlar içinde tutulamazsa, ağızdan hap olarak alınan şeker düşürücü ilaçlar tedaviye eklenir. Ancak bazı Tip 2 diyabetliler kan şekeri düzeyini normal sınırlar içinde tutabilmek için insüline ihtiyaç duyulabilir. Bu durumlarda uygun dozda yapılan insülin enjeksiyonları ile tedavi desteklenir. Ağızdan şeker düşürücü hap veya insülin tedavisi alan Tip 2 diyabetlilerin haftanın belirli günlerinde kan şekerini ölçmeleri son derece önemlidir" ifadelerini kullandı.

CERRAHİ TEDAVİ UYGULANABİLİR

Medikal tedavilerin yetersiz kaldığı durumlarda cerrahi tedavi uygulanabileceğini dile getiren Doç. Dr. Saydam, "Metabolik cerrahi tedavisi uygulanabilir. Metabolik cerrahi de asıl amaç ince bağırsağın son kısmının daha aktif bir şekilde kullanılmasını sağlayan yöntemlerle insülin direncine karşı savaşmaktır. Bu yöntemler tüm dünyada kabul görmüş yaklaşık 15-17 ameliyat ve versiyonları ile icra edilmekte ve bilimsel yayınlarla etkinliği tespit edilmektedir. Hasta seçiminde vücut kitle indeksi de büyük önem taşımaktadır. Medikal Tip 2 diyabet tedavisine yanıt vermeyen ve kitle indeksi 30'un üzerinde olan hastalar da metabolik cerrahi operasyonu olabilmektedir. Diyabet ilaçlarına bağımlı hale gelmiş kişiler de diyabet cerrahisi ile tedavi için uygundur. Diyabetin göz, böbrek gibi başka organlara da verdiği hasarlar düşünülürse; diyabet cerrahisi bu komplikasyonları da önleyeceği için tercih edilebilir bir tedavidir. Tip 2 diyabet ameliyatı sonrasında birkaç aylık dönemde hekimin vereceği diyet programına uyulmalı ve protein ağırlıklı beslenilmelidir. Metabolik cerrahi ameliyatları sonrası tekrar kilo alma riski olsa da bu oran klasik obezite cerrahisi sonrası riske göre oldukça azdır" dedi.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/metabolik-cerrahi-ile-tip-2-diyabet-tedavisi-mumkun-3468.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/metabolik-cerrahi-ile-tip-2-diyabet-tedavisi-mumkun-3468.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/metabolik-cerrahi-ile-tip-2-diyabet-tedavisi-mumkun-2194-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kayseri.net.tr/images/haberler/2025/02/metabolik-cerrahi-ile-tip-2-diyabet-tedavisi-mumkun-3468.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kayseri.net.tr/metabolik-cerrahi-ile-tip-2-diyabet-tedavisi-mumkun/25223/</link>
			<pubDate>Wed, 26 Feb 2025 10:01:35 +0300</pubDate>
			</item></channel>
</rss>