Enderun Mektebi Programında konuşan Mazlumder Kayseri Şubesi Başkanı Av. Abdullah Kaya'nın Konuşması
Enderun Mektebi Programında konuşan Mazlumder Kayseri Şubesi Başkanı Av. Abdullah Kaya: 'İSRAİL'İN ULUSLARARASI HUKUKTAKİ DOKUNULMAZLIĞI BİTMİŞTİR' Türkiye Yazarlar Birliği Kayseri Şubesi tarafından düzenlenen 'Enderun Mektebi' Programında bu hafta 'Katil İsrail'in Zulümlerinin Uluslararası Hukuk Açısından Değerlendirilmesi' başlığı ile Filistin ve Gazze'de yaşanan hukuksuzluklar ve zulümlerin uluslararası hukuk bağlamında nasıl bir yeri olduğu anlatıldı.
Türkiye Yazarlar Birliği Kayseri Şubesi tarafından düzenlenen “Enderun Mektebi” Programında bu hafta “Katil İsrail’in Zulümlerinin Uluslararası Hukuk Açısından Değerlendirilmesi” başlığı ile Filistin ve Gazze’de yaşanan hukuksuzluklar ve zulümlerin uluslararası hukuk bağlamında nasıl bir yeri olduğu anlatıldı.
Mazlumder Kayseri Şube Başkanı Avukat Abdullah Kaya konu ile ilgili çeşitli bilgiler verdi. Büyükşehir Belediyesi Sivil Toplum Kuruluşları Merkezi Konferans Salonu’nda düzenlenen programda, Av. Abdullah Kaya konu ile ilgili önemli noktalara değindi. Abdullah Kaya konuşmasında konuyu iki bölümde değerlendirerek, uluslararası hukukun İsrail’i mahkum ettiğini ve bundan sonra İsrail’in uluslararası hukuk açısından meşruiyetinin kalmadığını vurguladı.
Avukat Abdullah Kaya konuşmasında yaşanan zulümlerin çeşitli yönlerini ayrıntılı bir şekilde anlattı ve şunları kaydetti:
“Konuyu iki bölümde değerlendirmek uygun olacaktır. İlk bölümde ele alınan hususlar, İsrail'in Filistin topraklarındaki askeri eylemleri, on yıllardır süren abluka, yerleşim yeri politikaları ve sivillere yönelik operasyonları; uluslararası hukukun en temel ve emredici kuralları (jus cogens) çerçevesinde çok ağır ihlaller olarak değerlendirilmektedir.
Uluslararası hukuk kurumları, BM mekanizmaları ve uluslararası mahkemelerin (UAD ve UCM) güncel kararları ile raporları ışığında, bu eylemlerin hukuki karşılığı şu ana başlıklar altında toplanmaktadır:
1. Uluslararası İnsancıl Hukuk (Savaş Hukuku) İhlalleri ve Savaş Suçları.
1949 tarihli Cenevre Sözleşmeleri (özellikle Sivillerin Korunmasına Dair 4. Cenevre Sözleşmesi) ve Lahey Sözleşmeleri, savaşta sivillerin ve sivil altyapının korunmasını mutlak şart koşar. İsrail’in eylemleri bu bağlamda şu başlıklarla "Savaş Suçu" teşkil etmektedir:
* Ayrım Gözetmeme ve Orantılılık İlkesi: Savaş hukukunun en temel kuralı, askeri hedefler ile siviller arasında ayrım yapılmasıdır. Gazze gibi nüfusun yoğun olduğu bölgelerde hastanelerin, okulların, ibadethanelerin ve mülteci kamplarının bombalanması, kullanılan mühimmatın orantısızlığı bu ilkeyi açıkça çiğnemektedir.
* Kolektif Cezalandırma: Gazze’ye uygulanan topyekûn abluka (elektrik, su, gıda, ilaç ve yakıtın kesilmesi), tüm bir halkı cezalandırmaya yönelik olduğu için 4. Cenevre Sözleşmesi'nin 33. maddesine göre kesin bir dille yasaklanmıştır ve savaş suçudur.
* Zorunlu Tehcir (Yerden Etme): Gazze halkının veya Batı Şeria'daki yerel toplulukların sistematik olarak yurtlarından çıkarılması, uluslararası hukuka göre "zorla yerinden etme" suçu kapsamındadır.
2. Soykırım Suçu (Genocide)
Özellikle 7 Ekim 2023 sonrası süreçte İsrail'in Gazze'ye yönelik kitlesel saldırıları, 1948 BM Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi bağlamında değerlendirilmektedir.
* Güney Afrika’nın UAD Davası: Güney Afrika Cumhuriyeti'nin Uluslararası Adalet Divanı'nda (UAD) İsrail aleyhine açtığı "Soykırım" davası bu alandaki en somut hukuki adımdır. Divan, İsrail'in soykırım eylemlerini önlemesi ve insani yardımların engelsiz geçişini sağlaması yönünde bağlayıcı ihtiyati tedbir kararları almıştır.
* Soykırım Kastı: Hukukta bir eylemin soykırım sayılması için "fiziksel yok etme kastı" aranır. İsrailli üst düzey siyasilerin ve askeri yetkililerin Gazze halkını hedef alan, insandışılaştırıcı açıklamaları, uluslararası hukukçular tarafından bu kastın en açık kanıtı olarak dosyalanmıştır.
3. İnsanlığa Karşı Suçlar ve Apartheid (Irksal Ayrımcılık)
Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Roma Statüsü’nün 7. maddesi, sivil bir nüfusa karşı yaygın veya sistematik bir saldırının parçası olarak işlenen fiilleri "İnsanlığa Karşı Suç" olarak tanımlar.
* Apartheid Rejimi: BM raporları, İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) ve Amnesty International gibi kurumlar; İsrail'in Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze'de uyguladığı sistemi resmi olarak "Apartheid" (ırksal ayrımcılık ve tahakküm rejimi) olarak tanımlamıştır. Filistinlilerin hareket özgürlüğünün kısıtlanması, kendilerine ait ayrı hukuk sistemlerinin (askeri mahkemeler) olması ve mülksüzleştirme politikaları bu suçun unsurlarıdır.
* Açlığı Bir Savaş Silahı Olarak Kullanma: İnsani yardımların girişinin engellenmesi ve bölgede yapay bir kıtlık yaratılması, insanlığa karşı suç ve savaş suçu kategorisinde değerlendirilmektedir. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başsavcılığı, bu gerekçelerle İsrailli yetkililer hakkında yakalama kararları talep etmiştir.
4. İşgal Hukuku ve Yasa Dışı Yerleşimler
Uluslararası hukuka göre, askeri işgal geçici bir durumdur ve işgalci güç, işgal ettiği topraklara kendi sivil nüfusunu taşıyamaz (4. Cenevre Sözleşmesi, Md. 49).
* Yasa Dışı Yahudi Yerleşimleri: Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te kurulan Yahudi yerleşim birimleri, BM Güvenlik Konseyi'nin (özellikle 2334 sayılı kararı) ve uluslararası toplumun ezici çoğunluğu tarafından "hukuki geçerliliği olmayan ve uluslararası hukukun açık bir ihlali" olarak kabul edilmektedir.
* Self-Determinasyon Hakkının Gasbı: Uluslararası hukukun en temel haklarından biri olan halkların kendi kaderini tayin etme (self-determinasyon) hakkı, İsrail’in kalıcı işgal, ilhak (Kudüs'ün ilhakı vb.) ve duvar örme politikalarıyla sistematik olarak engellenmektedir.
Özetle; Uluslararası hukuk normları (Cenevre Sözleşmeleri, Roma Statüsü, BM Kararları) açısından bakıldığında; İsrail'in Filistin halkına yönelik uygulamaları savaş suçları, insanlığa karşı suçlar, apartheid ve soykırım riski/eylemleri başlıkları altında çok net bir şekilde mahkûm edilmektedir. Buradaki temel sorun, hukuki metinlerin eksikliği değil; BM Güvenlik Konseyi'ndeki veto yetkileri (özellikle ABD'nin koruması) ve jeopolitik çıkarlar nedeniyle uluslararası hukukun yaptırım gücünün (müeyyidelerinin) İsrail üzerinde etkin bir şekilde uygulanamamasıdır.”
Mazlumder Kayseri Şube Başkanı Av. Abdullah Kaya, konunun ikinci bölümünde de, İsrail’e karşı açılan davanın çeşitli yönlerini anlatarak şunları kaydetti:
“İkinci bölümde ele alınan hususlar ise şu şekilde sıralanabilir; Güney Afrika Cumhuriyeti’nin, İsrail'in Gazze'deki eylemleri nedeniyle Uluslararası Adalet Divanı'nda (UAD) açtığı soykırım davası, modern uluslararası hukuk tarihinin en dönüm noktası niteliğindeki davalarından biridir.
Güney Afrika, apartheid (ırk ayrımcılığı) rejiminden geçmiş bir ülke olarak, Filistinlilerin yaşadığı mülksüzleştirmeyi ve baskıyı en iyi anlayan devletlerden biri olduğunu belirterek bu hukuki mücadeleyi üstlenmiştir.
Davanın tüm yasal dayanakları, gelişimi, ara kararları ve davanın mevcut durumu şu şekildedir:
1. Davanın Hukuki Dayanağı Nedir?
Dava, 1948 tarihli BM Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi'ne dayanmaktadır.
* Hem Güney Afrika hem de İsrail bu sözleşmeye taraftır.
* Sözleşmenin 9. maddesine göre, taraflardan biri sözleşmenin ihlal edildiğini düşünürse, konuyu doğrudan Lahey'deki Uluslararası Adalet Divanı'na (UAD) taşıma hakkına sahiptir. Güney Afrika bu hakkı kullanarak 29 Aralık 2023'te resmi başvuruyu yapmıştır.
2. Güney Afrika'nın Temel İddiaları ve Kanıtları
Güney Afrika, 84 sayfalık ilk dava dilekçesinde ve sonrasında sunduğu kapsamlı delil dosyalarında (memorial) iki ana unsuru ispatlamaya odaklanmıştır:
* Fiziksel Eylemler (Soykırımın Maddi Unsuru): Kitlesel ve ayrım gözetmeyen bombardımanlar, güvenli bölgelerin vurulması, gıda, su, tıbbi malzeme ve yakıt girişinin engellenerek halkın sistematik olarak açlığa mahkûm edilmesi, sivil altyapının (hastaneler, okullar) tamamen yok edilmesi.
* Soykırım Kastı (Genocide Intent): Soykırım davasının ispatı en zor kısmı kastın varlığıdır. Güney Afrika bu bağı kurmak için İsrail Cumhurbaşkanı, Başbakanı ve üst düzey askeri yetkililerinin doğrudan Gazze halkını hedef alan, "insandışılaştırıcı" ve toplu yok etmeyi ima eden resmi açıklamalarını mahkemeye kanıt olarak sunmuştur.
3. Divan’ın Aldığı Bağlayıcı İhtiyati Tedbir Kararları
Esas davanın (soykırım olup olmadığının tespiti) yıllarca süreceğini bilen Güney Afrika, mahkemeden Gazze'deki yıkımı durdurmak amacıyla acil "ihtiyati tedbir" kararları talep etmiştir. Mahkeme süreç içerisinde çok kritik ara kararlara hükmetmiştir:
* 26 Ocak 2024 Kararı: Divan, Güney Afrika'nın iddialarını "makul" buldu ve davayı esastan göreceğini açıkladı. İsrail’e; soykırım eylemlerini önlemesi, ordu mensuplarının soykırım yapmasını engellemesi, soykırım kışkırtıcılığını cezalandırması ve insani yardımların girişini acilen sağlaması talimatını verdi.
* 28 Mart 2024 (Açlık Tedbiri): Gazze’deki insani durumun kötüleşmesi üzerine mahkeme, Gazze'de kıtlığın artık bir "risk" değil, "başlamış bir gerçek" olduğunu vurguladı. İsrail’in temel hizmetleri ve gıda yardımını engelsiz şekilde ulaştırmasına oy birliğiyle hükmetti.
* Mayıs 2024 (Refah Operasyonu Kararı): Divan, İsrail'in sivil halkın güvenliğini sağladığı konusunda mahkemeyi ikna edemediğini belirterek, Refah kentine yönelik askeri saldırılarını derhal durdurmasını ve Mısır sınırındaki Refah Sınır Kapısı'nı insani yardımlara açmasını emretti.
4. Davaya Uluslararası Destek ve Müdahillikler
Güney Afrika’nın açtığı bu dava, uluslararası arenada devasa bir kartopu etkisi yarattı. Birçok ülke, davanın haklılığına ortak olmak için resmi olarak UAD'ye "müdahillik" (davaya ortak olma/destekleme) başvurusunda bulundu veya beyanda bulundu.
Türkiye, İspanya, Belçika, İrlanda, Nikaragua, Kolombiya, Libya, Hollanda, İzlanda ve Paraguay gibi çok sayıda ülke davanın Güney Afrika lehine sonuçlanması için hukuki katılım sağlayan ülkeler arasındadır.
5. Davada Son Durum Nedir? (2026 Süreci)
Uluslararası Adalet Divanı'ndaki yargılamalar son derece yavaş ve titiz ilerleyen yazılı aşamalardan oluşur. Süreç en güncel haliyle şu aşamadadır:
* Güney Afrika'nın Esas Dosyası (Ekim 2024): Güney Afrika, soykırım iddialarını içeren ana delil klasörlerini (memorial) mahkemeye resmen teslim etti.
* İsrail'in Cevap Dilekçesi (Mart 2026): Mahkeme, normal şartlarda İsrail'in bu iddialara cevap vermesi için Temmuz 2025'e kadar süre tanımıştı. Ancak İsrail iki kez ek süre talep etti ve bu talepler mahkemece kabul edildi. Mart 2026 itibarıyla İsrail, Güney Afrika’nın suçlamalarına karşı kendi savunma ve cevap dilekçesini mahkemeye sundu.
* Mevcut Aşama: Güney Afrika hükümeti şu anda İsrail'in sunduğu karşı argümanları incelemektedir. Güney Afrika bu incelemenin ardından mahkemeden yeni bir yazılı yanıt hakkı isteyebilir ya da davanın tüm dünyanın gözü önünde canlı yayınlanacak olan "sözlü duruşmalar" (oral proceedings) aşamasına geçilmesini talep edebilir.
Sonuç ve Kararların Yaptırım Gücü
UAD'nin aldığı tüm ihtiyati tedbir ve esasa ilişkin kararlar hukuken kesin ve bağlayıcıdır. İsrail'in bu kararları uygulamaması uluslararası hukukun açık bir ihlalidir.
Kararların uygulanmasını denetleyecek merci BM Güvenlik Konseyi'dir (BMGK). Ancak BMGK'da ABD'nin sahip olduğu veto yetkisi, şu ana kadar İsrail'e karşı askeri veya ekonomik zorunlu yaptırımların uygulanmasının önündeki en büyük siyasi engel olmaya devam etmektedir. Buna rağmen dava, İsrail'i uluslararası alanda hukuken "yalnızlaştırmış" ve meşruiyet zeminini ciddi şekilde sarsmış ve uluslararası hukuktaki dokunulmazlığını bitirmiştir.” şeklinde açıklamalarda bulundu.
Mazlumder Kayseri Şube Başkanı Av. Abdullah Kaya programın sonunda dinleyicilerin konu ile ilgili merak ettikleri çeşitli sorularını cevaplandırdı.