Enderun Mektebi Programında konuşan Eğitimci-Yazar Mustafa Urhan "Karagöz-Hacivat"ı anlattı

Türkiye Yazarlar Birliği Kayseri Şubesi tarafından düzenlenen 'Enderun Mektebi' Programında bu hafta 'KARAGÖZ: Perdenin Arkası Perde' başlığı ile Türk tiyatro geleneğinin çok önemli bir parçası olan Karagöz ve Hacivat gösterisinin derin anlamları ile ilgili bilgiler verildi. Eğitimci-Yazar Mustafa Urhan tarafından verilen konferansta konunun çok bilinmeyen noktaları ele alındı.

KARAGÖZ: PERDENİN ARKASI PERDE
Türkiye Yazarlar Birliği Kayseri Şubesi tarafından düzenlenen “Enderun Mektebi” Programında bu hafta “KARAGÖZ: Perdenin Arkası Perde” başlığı ile Türk tiyatro geleneğinin çok önemli bir parçası olan Karagöz ve Hacivat gösterisinin derin anlamları ile ilgili bilgiler verildi. Eğitimci-Yazar Mustafa Urhan tarafından verilen konferansta konunun çok bilinmeyen noktaları ele alındı.
Büyükşehir Belediyesi Sivil Toplum Kuruluşları Merkezi Konferans Salonu’nda düzenlenen programda, Karagöz ve Hacivat geleneğine nasıl bakılması gerektiğini toplumumuzda yaygın olarak bilindiği gibi Karagöz ve Hacivat oyunlarına sadece bir gösteri sanatı olarak bakmanın doğru olmadığını, tıpkı masallara baktığımız gibi çok farklı bir bakışla bakmamız gerektiğini vurguladı. Mustafa Urhan milletimizin bir işi yaparken, bir şeyi anlatırken çok uzun bir tarihi gelenekten, çok hikmetli bir bakışla bu işi yaptıklarını anlattı. Kahramanlık hikayelerinde, Hz Ali’nin Cenknamelerinde, Mesnevi’de, Yusuf ile Züleyha, Leyla ile Mecnun hikayelerinde ve Harname’de bile bu farklı bakışın olduğunu, tarihten süzüle süzüle gelen bir hikmet anlayışının varlığına işaret etti. 
Eğitimci-Yazar Mustafa Urhan konuşmasında Hacivat ve Karagöz bağlamında milletimizin binlerce yıllık tarihe malolmuş ve bunu hikmetle yoğurmuş bir bakışa sahip olduğunu vurgulayarak şunları kaydetti:
“Milletimizin süzüle süzüle gelen tarihi birikiminin bir hikmet anlayışı var. Dolayısıyla 1000 yıllık Anadolu içerisinde yaşayan insanların, 1000 tanrılı ülkeden 1 tanrılı ülkeye dönüşen bu toprakların aslı zatında bunu başarmak için bir hikmet anlayışının olduğunu görünce bu yitirdiğimiz şeyi gözlemleme imkanı buldum. Bizim bir tiyatromuz var. Tiyatromuzu tanımlayan Metin And şunu söylüyor. Tiyatro insanı insana insanca anlatma sanatıdır. Tiyatro insanı anlatır. Tiyatro çok değerli bir anlatı türüdür. Ayrıca bizim başka yazı türlerimiz de var elbette. Gezi yazılarımız, biyografi eserlerimiz, röportajlar, hatıra yazılarımız var, eleştiri yazıları ve hikayeler var. Halk edebiyatının anlatım türleri var. Bütün bunlar roman kadar önemsenmiyor. Roman çok ön plana çıkarılmasına rağmen tiyatro da çok ön plana çıkarılmamış ve önemsenmemiş bir türdür.”
Mustafa Urhan, bu yüzyıllarca süren gelenekten gelen edebi türlerde, bütün bu eserlerde, bütün tasavvuf büyüklerinin eserlerinde aslında bu milletin kalbinin ve aklının bir atar damar gibi bir kalp gibi attığını ifade etti. Bizim asıl beslenmemiz gereken şeylerin, kültürümüzden süzülüp gelen bu hikmet geleneği olduğunu belirtti. Bu anlamda unuttuğumuz değerlerden birisinin de “Karagöz” olduğunu belirterek, Karagöz kelimesinin kara kelimesi ile göz kelimesinin birleşmesinden geldiğini ve bu kelimeye yani kara kelimesine tarihimizde çok önem atfedildiğini vurguladı. Kara kelimesinin tarihimizde yer alan önemli örneklerine yer verdi. Milletimizin “Kara”ya çok ehemmiyet verdiğini ve Karagöz’ün de bunlardan birisi olduğunu vurguladı. Eğitimci-Yazar Mustafa Urhan şunları kaydetti:
“Karagöz içinde hem Kara’nın hem de Göz’ün olduğu bir kelimedir. Böyle çok dikkatli ve keskin nazarla bakmak anlamı çıkıyor. Üzerinde düşüne düşüne bakmak, dikkatli bakmak şeklinde bir his veriyor size. Bu yüzden Karagöz’e bizim de dikkatli bir gözle bakmamız gerekiyor. Karagöz’ün tanımında şu vardır. Deriden kesilmiş birtakım tasvirlerin arkadan ışıklandırılmış bir beyaz perdeye yansıtılması esasına dayanan bir oyundur. Bu tanımda dikkati çeken şey birincisi deriden kesilmiş birtakım tasvirler. İnsanın ruhu asıldır. Beden insana giydirilmiş bir kıyafettir. Karagöz’e bakarken de böyle bakmak gerekiyor. Karagöz aslında hayatın kendisinin bir oyun olduğunu hatırlatıyor. Karagöz oyununda bir kişinin sesi çıkar. O da Hayali’dir. Karagöz oyununun bir başka adıda Hayali Zıl’dır. Yada Zıllı Hayal. Yani Hayalin gölgesi. Meseleye böyle baktığımızda dünya hayatının da aslında bir takım deriden kesilmiş tasvirlerin arkadan ışıklandırılmış beyaz perdeye düştüğü ve sonra o beyaz perdeden yansıtılan gölgelerin birisi tarafından idare edilerek oynanan bir oyun olduğunu gözden kaçırıyoruz. Yani Karagöz’deki Hayali’de aslında bir eliyle veya iki eliyle deriden yapılan tasvirleri hareketlendiriyor. Birisi konuşmaya başlıyor ve bir kişi konuşuyor. Karagöz ve Hacivat arasında diyalog başlar ancak ondan önce Narake diye bir ses çıkar bu seyircinin susmasını veya oyunun başladığını gösteren bir düdüktür. Aslında bu da İsrafil aleyhisselamın Cenab-ı Hakkın yaratmasından sonra sura üflemesi ile hayatın hareketlenmesidir. Oyunda insandan önce çeşitli nesneler sahneye girer ve sanki kainatın yaratılışındaki bu sıra takip edilir. Sonra Hacivat devreye girer ve ardından Karagöz’ü çağırır. Burada görülen iki tip vardır. Karagöz ona hep güldüğümüz ve yanlış anlayan ve kaba saba, cahil birisiymiş gibi bir tavır sergiler. Hacivat’da daha bilgili bir şahsı tasvir eder. Böyle baktığımızda Karagöz ve Hacivat toplumdaki bazı tipleri temsil eder. Üzerinde düşündüğümüzde, Karagöz hikmeti temsil eder. Hacivat’ta ise yarı aydın bir tipi; bir şey öğretmeye çalışan, dikte eden bir tipi temsil ettiğini düşünüyorum. Karagöz aslında o yanlış anlıyormuş gibi görünen tavrıyla verilen bilginin kendisi için önemli olmadığını gösteriyor. Gülünç duruma düşürmesi de Karagöz’ün kendisini imtihana sokmak isteyen Hacivat’a verdiği bir tepkidir. Karagöz aslında eleştiriyormuş gibi, anlamıyormuş gibi bir şekil çizer. Bu da halkımıza daha yakın gelen bir tiptir. Dolayısıyla Karagöz insanlar tarafından daha sıcak bulunan ve sevilen bir tiptir. Kendisinin bir parçasıymış gibi düşünür. Hacivat’ın çok bilmiş tavrından hoşlanmayız. Karagöz ve Hacivat’ta bu iki tip bizim hayatımızda birisi irfani gelenekten kopmuş yarı aydın bir tipi temsil ederken diğeri ise irfani geleneği ve hikmeti temsil eden bir kişiliği yansıtır. Bütün bunlar 1000 yıllık tasavvuf geleneğimizde çok derin ve anlamlı şekilde ele alınmıştır. 1000 yıllık tasavvuf geleneğimizde bu düşüncelerin canlı bir insana dönüştüğünü tarihimizde görebiliriz.”
Eğitimci-Yazar Mustafa Urhan, Karagöz’ün, Kara bir göz olarak içimizi anlatan bir göz olduğunu, hepimizin birer Karagöz olduğunu ifade etti. Bir şeyi zorla öğretmeye çalışan, sen bunları bilmezsin şeklinde karşısındakini küçük görme anlayışına karşı bir tepki olduğunu bu yüzden Karagöz’ü sevmenin bizim için bir gereklilik olduğunun altını çizdi.